Çok özel birisi için durum

Bunun için durum çalışması . ... kanıtın temel noktalarında çok özel rol oy-nayabilir. Örneğin: • Gündüz kreşinde birisi onlarla ilgilenmeden önce bebekler ne kadar . İnsan vücudunu anlamamız ve ona düzgün yaklaşmamız gerekir. Kilogram başına 40cc. su tüketimini normal kabul edebiliriz, 70 kg. birisi için 2,8 litreye karşılık gelir. Susamamak su içmemek için bir neden değildir. Bedenimizin en çok suya ihtiyacı var. Cildimizin de öyle… Durum Sözleri Bu sayfamızda; Durum Sözleri, Durum Mesajları, İnstagram Durum Sözleri, Whatsapp Durum Sözleri, Durum Yazıları, Durum Sözleri Facebook, Durum Sözleri Twitter yer almaktadır. 5 Ekim 2019 20:30 Günlük hayatımızda en çok kullandığımız mesajlaşma uygulaması Whatsapp'tır. Whatsapp'da durumunuza bir şeyler yazabiliyorsunuz. Dilerseniz whatsapp durum mesajınıza etkileyici ... Anaokulu için 29.500 TL, ilkokul için 47.250 TL, ortaokul için 48.500 TL, lise için ise 43.500 TL ücret talep edilmektedir. Fevziye Mektepleri Vakfı Okulları En yüksek özel okul fiyatına sahip olan kurumlardan birisi Fevziye Mektepleri Vakfı olarak dikka çekmektedir. (Bu durum artık canlarını sıkıyor olsa bile, tanımadığı birisi bunu sorunca sıkılmadan yanıt verebilir) 2) İnsanların kıyafetlerine iltifatlarda bulunun. Ama bunu genel olarak değil, 'Ceketinin yakasını çok beğendim' gibi daha özel konularda yapın. Birisi için iyi Gümüs Hediye Seçimi. ... fotograf çerçeveleri hediye unutulmaz ve kisisel bir dokunus olan bir sey istediginiz dügün için veya herhangi bir özel durum için mükemmel bir hediye vardir. Size üzerine kazinmis gelin ve damadin adini alabilir bir gümüs dügün hediyesi. ... Gümüs kapli fotograf çerçeveleri çok ... Kadın iç giyim ürünlerinde geniş ürün yelpazesi, uygun ürünlerde ücretsiz gönderim ve ücretsiz iade. Sütyen ve takımları, külot, atlet, pijama, çorap, korse, hamile ve lohusa ürünleri, mayo, bikini ve daha fazlası icgiyimozel.com'da. Obradovic: 'Belgrad'da Olmak Çok Özel Bir Durum' Sırbistan'ın Başkenti Belgrad'ın ev sahipliğinde 18-20 Mayıs tarihleri arasında Stark Arena'da düzenlenecek THY Euroleaugue Final Four'un basın toplantısı Belgrad'ın tarihi ve kültürel merkezlerinden biri olan Kalamegdan'da kurulan FanZone alanında gerçekleştirildi. COVİD-19 salgını sürecinde en çok etkilenen sektörlerden birisi de hiç kuşkusuz ki, özel öğretim kurumları, özellikle de özel eğitim kurumları gelmektedir. Özel eğitim kurumları, çok cüzi miktarda olan burslu öğrencilerin dışında kalan diğer öğrencilerine, ücret karşılığı bu hizmeti vermektedir. COVİD-19 salgını sebebiyle bu eğitimlere belli bir süre ara ...

Crusader Kings 3 Ön İnceleme

2020.09.06 17:30 Citarn Crusader Kings 3 Ön İnceleme

Merhabalar! Bu incelememde Paradox Interactive'nin çıkarmış olduğu Grand Strategy oyunları serisinden Crusader Kings'in en yeni oyununu değerlendireceğim. Oyunu 2 saat oynadığımdan dolayı , bir ön inceleme olacak.

Giriş:

• Crusader Kings 3 , selefi olan Crusader Kings 2'nin ilk versiyonuna kıyasla oldukça dolu içeriklere sahip. Crusader Kings 2'de DLC ile gelen Hanedanlıklar , Kutsal Savaş (Haçlı , Cihat vb.) , Karakter Yönelimleri gibi bir çok özelliği DLC'siz olarak barındıran bir yapıya sahip. Ayrıca oyun , gerek arayüz gerek oynanış olarak üç boyutlu bir temayı benimsiyor. Crusader Kings 2'deki metin üzerinden giden temaya alışmış birisi olarak oldukça yorucu bulduğumu söylemem lazım.
• Oyun , Crusader Kings 2'ye kıyasla Crusader Kings , Europa Universalis hatta Hearts of Iron serisinin bir toplamı olarak karşımıza çıkıyor. Crusader Kings 2'deki gibi karaktere dayalı oynanışa kıyasla size bir diyarın yöneticisi olduğunuzu sık sık öne çıkarıyor. Fakat bu , DLC'lerin gelmesiyle birlikte oynanışın Crusader Kings 2'ye kıyasla çok daha zevkli olabileceğini gösteriyor.

Oynanış ve İçerik:

• Oynanış ve içerik olarak Crusader Kings 2'ye göre zayıf kaldığını belirtmem lazım Crusader Kings 3'ün. Fakat bu , Crusader Kings 2'nin yaklaşık 9 sene boyunca oldukça büyük değişimler yaşamasından kaynaklanıyor. Zaten Paradox Interactive oyunlarının hemen hemen hepsi , başlangıçta çıktığı haliyle değil , DLC'leriyle birlikte geliştiği haliyle göz alıcı bir yapıya sahip oluyor. Bunun olması da yaklaşık 1-2 sene sürüyor.
• Oynadığım süre boyunca İrlanda'daki Münster Dükalığı , İspanya'daki Kastilya Krallığı ve Kudüs Krallığı olarak oynadığımdan , yönetim biçimleri arasındaki farka değinebilecek bir noktada değilim. Ama göçebe toplulukların hepsinin "Tribe" altında geçmesi , (Doğu) Roma İmparatorluğu'nun Feodal Monarşi olması gibi eksiklikleri mevcut. Bunların gelecek güncellemelerle ve DLC'lerle tamamlanacağı aşikar.
• Karakterler ve karakter gelişimi olarak oyun oldukça basitleştirilmiş ve kullanıcı dostu hale getirilmiş. Karakterinizi nasıl bir birey olarak şekillendireceğiniz , Hearts of Iron'daki Görev Ağacına benzer bir hale getirilmiş. Başınızdan geçen olaylarla kazandığınız puanlar aracılığıyla ve seçtiğiniz yönelimle birlikte (Oyunda seçebileceğiniz 5 ana yönelim var. Bunlar Yöneticilik/Stewardship , Entrika/Intrigue , Diplomasi/Diplomacy , Askeri/Martial , Öğrenim/Learning. Her ana yönelim kendi içerisinde özelleşmiş üçer karakter ağacı barındırıyor.) karakterinizi çok yönlü bir karakter haline getirebilmeniz veya alanında uzmanlaşmış birisi haline getirebilmeniz Crusader Kings 2'ye kıyasla oldukça kolaylaşmış. Aynı zamanda yaptığınız hareketlerle belirlenen bir çok ayrı karakteristik özellik bulunmakta. (Örneğin çok içki içerseniz ayyaş , çok insan öldürürseniz sadist , çok iyilik yaparsanız kindar birisi olabiliyorsunuz.)
• Önceden Crusader Kings 2'yi oynayanlar bu mekaniklerin hepsine aşinadır. Bu oyunda Crusader Kings 2'ye kıyasla özelliklerin kendisinde belirgin farklar bulunmamakta fakat bahsettiğim gibi karakterinizi artık çok daha rahat bir şekilde yönlendirebiliyorsunuz. Crusader Kings 2'deki gibi karakterinizin şansa dayalı olarak belirlenen yönelimine bağlı kalmanız gerekmiyor çünkü Crusader Kings 2'deki gibi eksiklik yaratacak bir durum oluşmuyor. (Örneğin , Crusader Kings 2'de yönelime özel bir karakteristik özellik aldığınızda , mesela Mimarlık , diğer odak ağaçlarından başka bir yönelime özel karakteristik özellik alma imkanınız ortadan kalkıyordu.)
• Savaş mekanikleri olarak oyun oldukça dramatik bir şekilde basitleştirilmiş. Benzer combat sistemini Imperator : Rome oyununda benimsemişti Paradox Interactive. Seriye yeni başlayanlar belki de bunu güzel karşılayacaktır fakat Crusader Kings 2'ye uzun saatlerini vermiş olanlar savaş mekaniklerini olması gerektiğinden basit ve üstüne düşülmemiş bulacaktır. (Ben öyle buldum.) Bunun sebebi ise , çıkardığınız asker miktarını , asker tiplerini ve kuvvetlerini belirleme imkanınız oldukça kolaylaşmış. Crusader Kings 2'de yeteri miktarda toprağınız , askeri gücünüz ve yeterli teknolojiniz yoksa oldukça zor zamanlar geçirebilmenize rağmen , Crusader Kings 3'te sayıca üstün olmanız ve bu üstünlüğü sağlayacak ekonomiye sahip olmanız çoğu zaman yeterli oluyor. Ayrıca Crusader Kings 2'deki gibi her topraktan farklı miktardan asker çıkarmak yerine başkentinizde veya atadığınız bir şehirde bütün askerlerinizi çıkartabiliyorsunuz. Bu gelişmeler bazılarına göre oldukça iyi gelişmeler olarak görülse de , oynanışın gerçekçiliğine oldukça damga vuran bir durum bana göre.
• Din ve kültür mekanikleri oldukça esnetilmiş. Farklı kültürleri ve dinleri çok fazla deneyimleyememiş olsam da dinler ve kültürler arası geçiş Crusader Kings 2'ye göre oldukça kolaylaştırılmış ve rahatlatılmış. Din konusunda yenilik olarak istediğiniz bir kültü kendiniz benimseyerek , istediğiniz özelliklerle açığa çıkarabiliyorsunuz. (Crusader Kings 2'de belirli "kafir" dinleri kültler aracılığıyla benimseyebiliyordunuz ve dinin özelliklerini değiştirmeyi sadece Pagan dinlerinde bulunan Reform mekaniğiyle gerçekleştirebiliyordunuz.) Kültürel geçiş olarak , örnek üzerinden gideceğim , Kastilya Krallığı ile katıldığım Haçlı Seferini kazandıktan sonra varisim olarak atadığım kızımla Kudüs Krallığı'nı yönetme seçeneğini sundu bana oyun ve kabul ettim. Fakat o bölgede tek Hristiyan devlet olmam sebebiyle vassallarımı kontrol edememem sonucunda bir isyan başlangıcında gelen seçenekle İsmailik mezhebine ve Mağribi kültürüne geçiş yapabildim. Daha sonrasında ise mezhebimin oldukça güçsüz olması sebebiyle Eşari mezhebinden biriyle evlenerek Eşari mezhebine geçiş yaptım. (Mezhepler üzerinden gitmemin sebebi , Crusader Kings 2'de bulunan Sünni , Şii gibi ana inançlar yerine İslam mezheplerinin bulunması.) Crusader Kings 2'de bu geçişlerin oldukça ağır sonuçları olurken çoğu zaman için , Crusader Kings 3'te bunu kısıtlayacak bir durum yok. Oldukça eğlenceli sonuçlar da çıkarabiliyor rol yapma bakımından.

Özet:

• Crusader Kings 3 , Crusader Kings 2'ye ısınamayanlar için , seriye yeni başlamak isteyenler için oldukça iyi bir oyun olmuş. Crusader Kings 2'ye saatlerini verenler ve onun üstüne katacak bir oyun arayanlar için ise güzel bir aperatif olmuş , fakat o kıyasla oldukça yetersiz bir oyun olmuş.
• O yüzden Crusader Kings serisine başlamak isteyenlere bu oyunu kesinlikle öneriyorum , Crusader Kings 2'den bu oyuna geçmek isteyenlere ise DLC'lerle ve güncellemelerle gelecek içerikleri beklemelerini tavsiye ediyorum.

Puan: 9.5/10

Not: Oyun şu anda Steam'de 77₺ gibi bir fiyata sahip. Almak istiyorsanız ve karşılayabilecek durumdaysanız Crusader Kings 3 Royal Edition'u (113₺) almanızı tavsiye ederim. Royal Edition , Standart Edition'a kıyasla 1 Expansion Pack (Genişleme DLC'si , oyun içeriğine oldukça katkı sağlıyor , örneğin Crusader Kings 2'deki Holy Fury) , 1 Kozmetik DLC (Fashion of the Abbasid Court) ve 2 tane Flavor Pack (Oynanışlara eklemeler yapıyor , örneğin Crusader Kings 2'deki Reaper's Court , Way of Life DLC'leri gibi.) içeriyor. (Büyük ihtimalle bu içerikler birlikte ayrı satın alındığında Royal Edition 143₺ tutacakken , 113₺ tutuyor.)
submitted by Citarn to kiziliksir [link] [comments]


2020.08.31 00:14 rohunder BÜYÜK TAARRUZ ANALİZi

Bu yazı, dünya genelindeki askeri savaş sistemlerine ve stratejilerine yön vermiş olan Büyük Taarruz'u, o dönemde de kullanılan, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak tarafından da geliştirilen Lanchester Stratejisi ile birlikte modern çağda kullanılan Sistem Dinamikleri çerçevesince incelemeye yöneliktir.
-SİSTEM DİNAMİKLERİ-
Sistem dinamiklerinin temeli, bilgisayar uzmanı olan Jay Wright Forrester tarafından 1961 yılında basılan kitabında atılmıştır. Sistem dinamikleri, sistemlerin komplikasyonlarıyla, yani karmaşıklığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanıdır. Sistem dinamikleri, olayların ve olaylara bağlı olan cisimlerin zaman içerisindeki değişimiyle ilgilenir. Yani sistem dinamikleri, tarihte, kimyada, biyolojide, fizikte, mühendislikte ve içinde herhangi bir komplikasyon barındıran tüm sistemleri incelemede kullanılır. Sistem dinamikleri, komplikasyonları baz alarak, dinamik yapıların zaman içerisinde nasıl değişimler gösterdiğini anlamaya yönelik, oluşan yeni dinamiklerin tespit edilmesinde, doğada bulunan nedensellik ilkesine bağlı olan neden-sonuç ilişkilerinin anlaşılabilmesinde ve askeri savaş ortamlarında uygulanmış, uygulanan ya da uygulanacak olan stratejiler sonucu olarak, olası kayıpların ve kazançların belirlenmesinde kullanılır.
-LANCHESTER STRATEJİSİ-
Stratejinin yaratıcısı, İngiliz askeri mühendisi olan Frederick William Lanchester'dır. Lanchester Stratejisi ilk olarak 1916 yılında yayımlanan Aircraft in Warfare: The Dawn of the Fourth Arm kitabında "Savaş Stratejisinin Yönetim Kanunları" konusunda bahsedilmiştir. Lanchester Stratejisi için yapılacak en basit tanım, savaş bilimidir ve düşmanı en fazla zarara uğratmayı amaçlayan bir modeldir. 1. Dünya Savaşı'nda ve 2. Dünya Savaşı'nda kullanılan bu strateji, bütün dünyada olduğu gibi TSK Kara Harp Okulu Akademik Programı'nda, 4. Sınıf 1. Yarıyılındaki müfredatta bulunan Muharebe Modelleme dersinde öğretilmiştir.
Lanchester Stratejisi'ne baktığımızda, bu modellemeyle çeşitli savaş taktikleri geliştirmekle birlikte, doğa içindeki canlıların birbirleriyle olan mücadelesini de temel alan çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Düşman güçler arasındaki çarpışmaları modellemek amacıyla Lanchester Stratejisi baz alarak kısmi türev denklemleri geliştirilmiştir. Bunun haricinde bir diğer örneklerden biri de karınca kolonileri arasında, kaynakları elde tutma amacına yönelik mücadeleler ile ilgili olarak Lanchester doğrusallık (Lanchester 1. Kanunu) ve N2 kanunlarını (Lanchester 2. Kanunu) temel olan bir model kullanılmıştır.
Ölümüne savaş kavramı, devletler arasında gerçekleşen savaşları incelemede, böcek kolonilerinin, maymunların, kuş popülasyonlarının ve diğer canlı popülasyonlarının birbirleriyle olan mücadelelerini içeren doğa olaylarını incelemede, şirketler ya da şirketlerin piyasaya sürdüğü ürünler arasındaki ticari savaşlarını incelemede ve hatta toplumları etkileyen salgın hastalıklarla yapılan mücadeleyi incelemede kullanılır.
Askeri operasyonlarda, her iki tarafın da görev dağılımının dinamik bir şekilde yapılabilmesi oldukça kritik bir noktadır. Öyle ki emir-komuta zincirinin bir sonucu olarak dağıtılan görev ve kaynaklar her zaman istenilen sonucu vermemektedir. Bundan dolayı operasyon süreci devam ederken görev ve kaynak dağılımının tekrardan yapılabilmesi gerekebilmektedir. Bu kritik aşama, modern çağın askeri operasyon ve savaşlarında da meydana gelmektedir. Görev ve kaynak dağılımının dinamiği, operasyon yapılacak ya da yapılan bölgenin coğrafik şartlarına, dönemin teknolojisine (tank, zırhlı taşıma araçları, hacking, uydu sistemleri, insansız hava araçları, yüksek menzilli savunma sistemleri, nükleer silahlanma vb.), operasyon dahilindeki tarafların psikolojik yapısına (genellikle moral) ve ekonomik desteğe bağlıdır. Minimalize bir örnek verilebilirse, defansif kabul edilen A tarafının piyade gücü 50,000 kişi, yüksek menzilli savunma sistem oranı %90, uçak sayısı 100, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %100, uydu sayısı 10, insansız hava araç sayısı 100 olsun. Ofansif kabul edilen B tarafının da piyade gücü 150,000 kişi, uçaksavar oranı %10, uçak sayısı 200, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %20, uydu sayısı 0, insansız hava araç sayısı 20 olsun. A ve B arasında gerçekleşecek olan savaşı, A tarafının elinde bulunan uydu sistemleri, B tarafının birliklerinin hangi bölgeye operasyon düzenleyeceğini öğreneceği ve o bölgede seyir halinde olan uçakların ve insansız hava araçlarının ve bölgeyi incelemeye çalışan uyduların sistemlerine hack saldırısı düzenleyeceği için B tarafının hava gücü etkisiz hale gelecektir. Artık B tarafının elinde sadece tank, piyade, uçaksavar ve anti-hacking yapmaya çalışan ve nihai başarısızlığa erişebilecek olan hacking sistemi bulunmaktadır. B tarafı, birliklerini operasyon yapmak istediği bölgeye her ulaşmaya çalıştığında A tarafı tarafından saldırıya uğrayacak ve büyük bir bozgunla karşı karşıya gelecektir. Üstelik B tarafı için en büyük tehlikelerden birisi de, A tarafının sahip olduğu yüksek menzilli savunma sistemlerinin ve teknolojik saldırı sistemlerinin B tarafının sanayi ve sivil bölgelerine karşı kullanılması ve B tarafını içten içe yok edebilmesi olacaktır.
Lanchester Stratejisi'nin vermiş olduğu meyveler ve bu strateji baz alarak geliştirilmiş olan taktikler bugün bile halen kullanılmaktadır. Örneğin ABD'nin savaş düşünce yapısına göre, ABD bir bölgeye operasyon düzenlemek istiyorsa (Örneğin Orta Doğu bölgesi), oluşturmak istediği askeri birlikleri ve kullanmak istediği askeri kaynakları ABD topraklarından değil, Orta Doğu'daki ABD üslerine giden emirler doğrultusunda oluşturulan birliklerden ve kullanmak istediği silah kaynaklarını ise ABD üslerine yakın olan şirketlerinden sağlamaktadır. Şayet tüm birlikleri ve kaynakları kendi ülkesinden temin etmek isterse, astronomik değerler içeren bir fatura çıkacaktır karşısına. Amerika'ya kaynak ve silah temin eden bu şirketler, genel olarak ABD arasında ticari anlaşmaların olduğu devletlerde bulunmaktadır; Türkiye ve Suudi Arabistan gibi. Silah tedariği sağlayan devletlerin genel ortak özelliği ise tarım oranı düşüktür ya da düşürülmüş, sanayi oranı yüksektir ya da yükseltilmiş ve sosyal hizmetler oranı düşüktür ya da düşürülmüştür. Birlikler ve kaynaklar hazırlanmadan önce hazırlanması gereken en önemli etken ise stratejidir. İşte tam bu noktada sistem dinamikleri ve Lanchester Stratejisi devreye girer. Çünkü bu stratejiler operasyonun ya da savaşın devlete ya da devletlere olan savaş maliyetini de ortaya çıkarır. Çünkü düşman sayısının 1,000 kişi olduğu bilinen dağlık bir bölgeye 50,000 kişiyi yollamak, operasyonu yapacak olan tarafa ekonomik anlamda oldukça büyük bir masraf oluşturur. Bu yüzden dağlık alanda var olan 1,000 kişiye karşı kazançlı çıkabilmek için öncelikle o coğrafyaya özel eğitimli birliklerin yetiştirilmesi ve meydana getirilmesi gerekmektedir. Özellikle birlik sayısının az tutulması ise modern çağda çok büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü stratejinin sunacağı oranları düşündüğümüzde dağlık alandaki 1,000 kişiye karşı, yüksek savaş kaynaklarına sahip optimum sayıdaki iyi eğitimli 500 kişi yeterli olacaktır. Bu da operasyonu yapmak isteyen tarafa 49,500 kişilik bir kâr sağlayacaktır.
Tüm bu örneklemelerde görüldüğü gibi Lanchester çarpışmaları, operasyonları ve mücadeleleri modellemek amacıyla geliştirilmesiyle ilgili pek çok teorik ve uygulamalı çalışmalar bulunmaktadır. Ilachinski'nin 1996 yılında yayımlanan kitabında karmaşık sistem dinamiklerini test ederken hava ve deniz savaşlarından ziyade, kara savaşlarına odaklanmıştır. Ilachinski'ye göre kara savaşlarının tercih nedenleri şu şekilde sıralanmıştır:
a) Kara savaşlarında birbirlerine zarar verebilecek piyade, tank, zırhlı personel taşıyıcı gibi pek çok unsur bulunmaktadır. Deniz savaşları için ise karmaşık bir sistem mevcut değildir, modelin içeriği sadece gemi sayılarıdır.
b) Kara savaşları, deniz ve hava savaşlarına göre daha karmaşık ortamlarda gerçekleşmektedir. Savaşın cereyan edebileceği birbirinden çok farklı coğrafyalar ve iklim koşulları mevcut olabilmektedir.
c) Kara savaşları, savaşan tarafların moral düzeyine de bağlı olduğundan psikolojik yönü de önem kazanmaktadır.
-LANCHESTER DOĞRUSALLIK VE N2 KANUNLARI-
Lanchester, ok, yay, kılıç ve kalkanların kullanıldığı göğüs göğüse mücadelelerin yapıldığı antik dönem savaşlarını temel alarak doğrusallık kanununu açıklamıştır. Lanchester 1. Kanununa göre, güç değişim oranı kayıp oranına eşit olduğunda savaş dengeye ulaşır. Oransal değişim denklemi şu şekilde gösterilmektedir:
(m0 - m) = E(n0 - n) --(1. Denklem)--
m0: Müttefik tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
m: Müttefik tarafın kalan askeri gücü.
n0: Düşman tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
n: Düşman tarafın kalan askeri gücü.
E: Değişim oranı (Silah etkinliği)
Bu denkleme bağlı olarak, zayıf olan taraf teslim olmadığı sürece, bütün kuvveti tükenene kadar mücadele etmeye devam eder. Bütün askeri güç tükenmeden savaş sona erdirildiğinde de aynı denklemden yararlanılarak taraflardan birinin kalan kuvveti kullanılarak, diğer tarafın kalan kuvveti ve buna bağlı olarak olası kayıpları hesaplanabilir. Lanchester'ın 2. Kanunu olan N2 Kanunu'na göre savaş malzemesi üstün olan taraf, düşmanı yıprattıkça kendisinin alacağı hasar azalacağından, tarafların savaş güçlerinin karesi ile oranlama yapılmaktadır. 2. Kanuna bağlı denklem ise şu şekilde gösterilmektedir:
(m02 - m2) = E(n02 - n2) --(2. Denklem)--
Örnek olarak 2,000 kişilik bir güce sahip taraf ile 1,000 kişilik güce sahip taraf çarpıştığında, doğrusallık oranı 2'ye karşı 1 iken, N2 Kanunu'na göre, güçlü olan tarafın düşmana zarar verme oranı ateş üstünlüğünden dolayı 4'e karşı 1'dir. N2 Kanunu'nun daha karmaşık hesaplamalar içermesine rağmen, gerek savaş meydanlarında, gerekse bu stratejilerin uyarlandığı işletme faaliyetlerinde, daha gerçekçi değerlendirmeler sağladığı açıktır. Savaş alanları için N2 Kanunu değerlendirecek olursa, taraflardan birinin gerek asker sayısı gerekse silah gücü bakımından avantajlı olması, kendisine daha yüksek ateş gücü sağlayacağı için karşı tarafa daha fazla kayıp verdirme olanaklarına kavuşacaktır. Zaten savaş terminolojisinde yaygın bir kavram olan "sıklet merkezi prensibi" de bu duruma uygun bir şekilde, kurmaylık eğitimi alan generaller tarafından uygulanarak büyük zaferlerin elde edilmesi sağlanmaktadır. Sıklet merkezi prensibi ile hareket ederek düşman kuvvetlerinin şaşırtıldığı ve sayıca az olunmasına rağmen düşmanın yenilgiye uğratıldığı durumlara Büyük Taarruz planları örnek olarak verilebilir. Yazının ilerleyen bölümlerinde Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri, Lanchester Kanunu'na göre hesaplanmış, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak'ın belirledikleri strateji gösterilmeye çalışılmıştır.
-BÜYÜK TAARRUZ ÖNCESİ KUVVETLERİN LANCHESTER KANUNLARINA GÖRE ANALİZİ-
Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri şu şekildedir:
1) Türk Ordusu
-Asker: 207,941
-Top: 323
-Tüfek: 92,792
-Hafif Makineli Tüfek: 2,025
-Ağır Makineli Tüfek: 839
2) Yunan Ordusu
-Asker: 224,996
-Top: 418
-Tüfek: 130,000
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280
Veriler incelendiğinde Yunan güçlerinin, gerek asker sayısı bakımından gerekse askeri kaynak bakımından Türk güçlerine karşı üstün olduğu görülmektedir. Bir de bu avantaja dönemin silah teknolojisi içerisinde, siperlere girmiş savunma kuvvetlerini yerinden kaldırmada kullanılabilecek olan tankların, sadece İngiltere ve Fransa gibi süper güç olan sömürge devlerinde kısıtlı sayıda mevcut olduğu düşünüldüğünde, savunmada bulunmanın avantajı da eklenmekte ve Yunan güçlerinin etkinliğini arttırmaktadır. Bu yapıda bir taarruz edildiğinde, normal koşullar altında Lanchester'ın 2. Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü, 224,996/207,941= 1.082018 oranında değil, (224,996/207,941)/(207,941/224,996)= 1.170764 oranında olacaktır. Bu oranlarda gösterilen ateş üstünlüğü, birbirine çok yakın olan birlikleri etkilemektedir. Buna bir de savaşmak için daha kritik malzemeler olan top, hafif makineli tüfek ve ağır makineli tüfeklerdeki daha büyük üstünlükler eklendiğinde, Yunan kuvvetlerinin savunmada başarılı olması kaçınılmaz olacaktır. Tüm savaş desteklerini de göz önünde bulundurursak karşımıza şöyle değerler ortaya çıkacaktır.
Doğrusallık Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: 224,996/207,941= 1.082018
-Top: 418/323= 1.294118
-Tüfek: 130,000/92,792= 1.400883
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139/2,025= 1.550123
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280/839= 1.525626
N2 Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: (224,996/207,941)/(207,941/224,996) = 1.170764
-Top: (418/323)/(323/418)= 4182 / 3232 = 1.67474
-Tüfek: (130,000/92,792)/(92,792/130,000) = 130,0002 / 92,7922 = 1.962753
-Hafif Makineli Tüfek: (3,139/2,025)/(2,025/3,139)= 3,1392 / 2,0252 = 2.402883
-Ağır Makineli Tüfek: (1,280/839)/(839/1,280)= 1,2802 / 8392 = 2.327534
Değerlerde görüldüğü üzere N2 Kanunu'na göre hafif ve ağır makineli tüfeklerin üstünlük oranı neredeyse 2.5 seviyesine yaklaşmaktadır. Tankların ve zırhlı personel taşıyıcıların olmadığı bu dönem için ağır ve hafif makineli tüfeklerin taarruz eden taraf üzerindeki ölümcül etkisi tartışılmaz bir durumdur. Taraflardan biri tüm gücünü kaybedene kadar mücadele devam etseydi, verilecek olan kayıplar, Doğrusallık Kanunu ve N2 Kanunu'na göre 1. ve 2. Denklemler ile bulunabilecektir.
E olarak simgelenen değişim oranı, tarafların silahlarının etkinliğini ifade etmektedir. Başlangıç olarak bu değer 1 kabul edildiğinde, Türk kuvvetlerinin daha az olduğu için Türk kuvvetleri tükenene kadar mücadele devam ettirilecek olursa; Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü aşağıdaki gibi bulunabilir:
m0 = 207,941
m = 0
n0 = 224,996
n0 = 0
E = 1
(m02 - m2) = E(n02 - n2)
(207,9412 - 02) = 1(224,9962 - n2)
n = 85,928
Yunan kuvvetlerinin başlangıç askeri gücü ile yukarıda hesaplanan Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü arasındaki fark, Yunan kuvvetlerinin toplam kayıplarını verecektir:
n0 - n = 224,996 - 85,928 = 139,067
Yapılan bu hesaplamalarda Lanchester Doğrusallık ve N2 kanunlarına ilişkin olarak 1. Denklem ve 2. Denklem içerisinde yer alan ve tarafların silahlarının etkinliğini ifade eden değişim oranı olan E, 1 olarak kabul edilmiş ayrıca her bir savaş malzemesi için birbirinden bağımsız olarak hesaplamalar yapılmıştır. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının bir arada düşünülerek değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu bütünsel bakışı sağlayabilmek için sistem dinamiği modeli kullanılmalıdır. Yazının ilerleyen bölümlerinde de verilecek olan, 26 Ağustos 1922 tarihi itibarıyla Türk ve Yunan kuvvetlerine ait veriler, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulmuştur.
-Büyük Taarruzun Doğrudan Cephe Taarruzu Varsayımına Göre Sistem Dinamikleri Çerçevesinde Modellenmesi-
Lanchester Kanunlarına göre hesaplamalar yapılırken daha önce değinildiği üzere silah etkinliği olan E değerinin 1 olduğu varsayımıyla hareket edilmiştir. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının birarada düşünülerek E değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu sıkıntıyı gidermek amacıyla olayları sistemin dinamikleri içerisinde incelemeyi sağlayan Stella 9.1.4 programında tüm bu savaş malzemelerinin etkilerini içeren bir model kurulmuştur. Stella 9.1.4. programı model sayfası ve oluşturulan model *Şekil 1'de görülebilir. Oluşturulan modellemenin getirdiği sonuç ise *Tablo 1'deki gibidir. Tablo 1'deki kısmi sonuçlar incelenecek olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir.
Yunan kuvvetlerinin doğrudan cephe taarruzu durumundaki üstünlüğü N2 Kanunu'ndaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü Silah etkinliğinin değerinin (E), 1 kabul edilmesine göre cephe taarruzunda güçlerin karşılaştırılması şu şekilde gösterilebilir.
m02 < n02 ==> 207,9412 < 224,9962
43,239,459,481 < 50,623,200,016
Doğrudan cephe taarruzu yapılması varsayımına göre model oluşturulduktan sonra bu savaş öncesi yapılan hazırlıklar ve savaş planları hakkında bilgi verilecektir.
-BÜYÜK TAARRUZ-
Sakarya Savaşı, 13 Eylül 1921 tarihinde sona ermesine rağmen Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 tarihinde başlamıştır. Diğer bir ifade ile taarruz yaklaşık on bir buçuk ay sonra gerçekleşmiştir. Aslında Sakarya’da mağlup edilen düşmanın sıkı bir şekilde takip edilmesi ve kazanılan zaferin meyvelerinin alınması beklenirdi. Ancak, yirmi iki gün yirmi iki gece devam eden Sakarya Savaşı Türk ordusunu da çok yıpratmıştı. Bu yüzden bir süre bekleyip orduyu toparladıktan sonra taarruza geçmek daha mantıklıydı. Büyük taarruzun temel gecikme sebepleri şunlardır:
a) Ordunun eksikliklerinin giderilmesi ve ihtiyaçlarının temini. Taarruz için gerekli olan insan, silah ve cephane noksanının giderilmesi gerekliliği.
b) Bugüne kadar sürekli savunmada kalmış olan orduya taarruz eğitimi vermek.
c) Sad Planı ile ortaya konulan taarruz planının olgunlaştırılması.
d) Güney ve Doğu cephelerinden birliklerin batıya nakledilmesi.
e) Silah noksanının giderilmesi için gizli örgütler vasıtasıyla İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasına hız verilmesi.
e) Silah satın alınması işlemlerine hız verilmesi.
f) Askerî imalathanelerin silah ve teçhizat noksanını gidermeye yönelik yapılan çalışmalar
g) Asker sayısını artırmaya yönelik yapılan çalışmalar. 1901 (Rumi takvime göre 1317) doğumluların silah altına alınması.
h) İaşe temini; Konya, Niğde, Burdur, Denizli vb. aşar ambarlarında bulunan ürünlerin demiryolu istasyonlarına indirilmesi ve orada bulunan askerî birliklere teslim edilmesinin temini.
i) Eksiklikler nedeniyle köylü kıyafetleri giymek zorunda kalan erat için asker elbiselerinin temini.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal 6 Ağustos 1922’de tüm ordu birliklerine saldırı için son hazırlıkları yapmalarını gizlice bildirmiş, 20 Ağustos’ta Akşehir’deki Batı cephesi yönetim yerine giderek orada Genel Kurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Cephe Komutanı İsmet (İnönü) Paşa ile taarruz planını bir kez daha tüm ayrıntılarıyla gözden geçirmiştir. Saldırı, Yunan birliklerini beklenmedik baskınla çevirme ve yok etme ilkesine göre düzenlenmiştir. Saldırı için kullanılan stratejiye Kurt Kapanı Taktiği adı verilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz planı, askeri gücümüzün büyük çoğunluğunu düşman cephesinin dış yanında ve etrafında toplayarak düşmanı yok etmek idi. Birinci ordumuz Afyonkarahisar’ın doğusunda Akarçay ile Dumlupınar arasında bulunan düşman mevzilerine saldırarak düşmanı kuzeye atacaktı. İkinci ordumuz ise Akarçay’ın kuzeyinden Sakarya’ya kadar olan cephede düşmana saldıracaktı. Bu ordumuz, düşmanın Eskişehir’de bulunan 3 tümeni, Döğer’de bulunan 3 tümeni ve Afyonkarahisar’ın doğusunda bulunan 2 tümeni olmak üzere toplam 8 tümenini durdurmakla vazifeliydi. Kocaeli bölgesinde olan güçlerimiz düşmanın güneye inmesine engel olacak, Menderes yöresindeki kuvvetlerimiz ise düşmanın İzmir’le olan bağlantısını kesecekti.
Büyük saldırı 26 Ağustos 1922 sabahı saat 5:30’da topçu birliklerinin ateşiyle başlamıştır. Başkomutan Mustafa Kemal o sabah ordularının başında Kocatepe’dedir. Saldırının ilk iki gününde Afyon’un güneyinde 50, doğusunda 30 kilometrelik Yunan cepheleri düşmüş; 28-29 Ağustos günlerinde Yunanlıların en güçlü birlikleri Aslıhanlar yöresinde çevrilmiş; 30 Ağustos günü de Başkomutanın doğrudan yönettiği savaş sonunda düşmanın en güçlü birlikleri yok edilmiştir. Büyük Taarruz gerçek bir baskın taarruzu niteliğinde gerçekleşti. Dışarıya yönelik haber yasağının da etkisi ile beraber ne İstanbul ne de dünya bir süre ne olduğunu anlayamadı. Gerçekten hiç kimse böylesine büyük bir taarruzu beklemiyordu. Bu yüzdendir ki Yunan Orduları Başkomutanı Hacı Anesti İzmir’e gitmek için hazırlık yapmakta bir sakınca görmemişti. Çünkü taarruz sabahından bir gün önce ülke genelinde, daha doğrusu tüm dünyanın rahatlıkla haberi olacak şekilde, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının çay partisi yapacakları haberi, telgraflarla ve kulaktan kulağa dolaştırıldı. Taarruzun gerçekleştiği 25-26 Ağustos gecesi Afyonkarahisar’daki Yunan generali Trikopis bir balo verecek kadar rahattı. Onların bu derece rahat olmasını sağlayan sebepler vardı. Aslında 1922 yılı baharında Türk taarruzu bekleniyordu, ancak gerçekleşmemişti. Bu durum Türklerin taarruz edecek cesareti kendilerinde bulamadıkları şeklinde değerlendirildi. Şimdi ise yağmur mevsimi başlamak üzereydi. Bu şartlarda kesinlikle taarruz beklenmiyordu. İngiliz istihbaratçı uzmanların Yunan savunma hatları ile ilgili olarak yaptıkları değerlendirmeler de Yunanlıların kendilerine olan güvenlerini arttırıyordu. Zira bu uzmanlar üç hattan oluşan ve tel örgülerle kuvvetlendirilen Yunan mevzilerinin çok güçlü olduğunu ve Türk kuvvetlerinin bu mevzileri aşma imkanının bulunmadığını söylüyorlardı. Hatta 30 Ağustos tarihli Neyologos gazetesi, birkaç ay evvel Anadolu cephesinden dönen Amerika muhabirlerinden Mister Jeypon’un Afyon’daki Yunan tahkimatına ve bu mevkiinin zaptı mümkün olmayan bir müstahkem mevki haline geldiğine dair Rum Cemiyet Edebiyesi’nde verdiği konferansı haber yapmış idi.
Hiç durmaksızın beş gün beş gece devam eden çetin muharebelerden sonra Dumlupınar’da asıl kuvvetleri yok edilen düşmanın bozguna uğrayarak geri çekilen bakiye kuvvetleri de toparlanma fırsatı bulamadan denize dek hiç ara verilmeden takip edilmiştir. Yunanlıların, Trakya ve Bursa mıntıkalarındaki bütün birliklerine denizden naklederek İzmir’in doğusunda son bir mukavemete yeltenmeleri fırsat verilmemiştir. Böylece düşman kuvvetlerin ikinci bir savunma hattı kurmaları mümkün olmamıştır. Türk ordusu, durup dinlenmeden, açlık ve susuzluk demeden İzmir’e kadar yaklaşık 400 kilometrelik mesafeyi yalnızca yaya ve süvari birlikle on gün içinde kat ederek takip operasyonunu Yıldırım Harbi örneğine uygun büyük bir başarıyla tamamlamıştır.
Taarruzun başarıya ulaşmasında topçusundan süvarisine kadar tüm neferlerin katkısı büyüktür. Başkumandan Mustafa Kemal Paşa topçunun iyi bir şekilde hazırlanmış olduğunu İsmet (İnönü) Paşa ile görüşmelerinde tekrar tekrar belirtmiştir. Başarıda pay sahibi olan diğer bir unsur da süvari sınıfıdır. Taarruzun başarıya ulaşabilmesi için taarruz birliklerinin 1/3 oranında fazla olması düşünülmekteydi. Yapılan bütün hazırlıklara rağmen ancak Yunanlılara yakın bir kuvvet oluşturulabilmişti. Yunanlılar makineli tüfek ve uçak kuvvetinde üstündü. Türk kuvvetleri ise süvari sayısı bakımından Yunanlılardan fazlaydı. Bunda Başkomutan Atatürk’ün rolü büyüktür. Çünkü Atatürk, taarruz, baskın ve takip harekâtlarında süvarinin üstünlüğünü çok iyi bilmekteydi. Bu yüzden de harekât öncesi güçlü süvari birliklerinin oluşturulmasını emretmiştir. Asıl taarruz birliklerinin sol tarafına yığınak yapacak olan Süvari Kolordusu yürüyüşünün çoğunu geceleyin hiçbir işaret vermeyecek şekilde gerçekleştirmiştir. Baskının gerçekleşmesinde pay sahibi olan bir diğer unsur da düşmanın bilgi sahibi olmasını engelleyen keşif uçakları ve av uçaklarıdır. Avcı uçakları devriye uçuşu yaparak düşman keşif uçaklarının hatların gerisine geçmesini engellemiş ve savaşın ilerleyen günlerinde de düşman hava kuvvetlerinin sayısal üstünlüğüne rağmen keşif faaliyetlerini başarıyla sürdürmüşlerdir. Elde edilen zaferin büyüklüğü, İstanbul basını ve yabancı yayın organlarında da yerini bulmuştur. Örnek vermek gerekirse, Jurnal Doryen gazetesinin Türk ordusunun taarruzunu öven değerlendirmeleri mevcuttur. Jurnal Doryen Türk kumandanların askerlik ilminin bütün gereklerini yerine getirdiklerini, savaşı çok iyi yönettiklerini, son dakikaya kadar asıl taarruzun gerçekleşeceği alanı gizlemeyi başardıklarını, düşman cephesini sarmak, düşmanı şaşırtmak, müdafaasını dağıtmak gibi askerlik ilminin bütün gereklerini uyguladıklarını belirtmektedir.
Türk savaş planının başarı ile uygulanması sonucu elde edilen bu büyük zafer Atatürk tarafından Meclise, kurmay heyetine, neferinden genelkurmay başkanına kadar Türk Ordusuna ve her türlü fedakârlığa katlanan Türk milletine mâl edilmiştir. Büyük taarruzda elde edilen büyük başarı sonucunda Erkân-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) Fevzi (Çakmak) Paşa Müşirliğe (Mareşallik), Garp Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü) Paşa Ferikliğe (Orgenerallik) yükselmiş ayrıca İstiklâl Madalyası ve TBMM Takdirnamesi ile ödüllendirilmesi uygun bulunanların isimleri tek tek Meclis kürsüsünden okunmuştur. Büyük Taarruz ’un tarihimiz açısından önemi gerek sanatsal faaliyetlerde gerekse marş ve türkülerde önemli bir yer tutmasından da rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Büyük Taarruz öncesi hazırlıklar ve savaş planları hakkında verilen bilgilerin ardından Türk savaş planına göre sistem dinamikleri çerçevesinde modelde düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
-BÜYÜK TAARRUZ'UN TÜRK SAVAŞ PLANINA GÖRE SİSTEM DİNAMİKLERİ ÇERÇEVESİNDE MODELLENMESİ-
Sakarya Meydan Savaşı’ndaki yenilginin ardından Yunan kuvvetleri taarruz güçlerini kaybetmiş bu nedenle ellerindeki toprakları kaybetmemek amacıyla savunmaya dayalı bir strateji saptayıp bu doğrultuda bir yıl boyunca hazırlık yapmışlardır. Türk tarafı da Yunan Genelkurmayı’nın bu eğilimini fark ettiği için ateş üstünlüğünü elde etmek amacıyla Yunan kuvvetlerinin karşı taarruza geçmeye çekineceğini bilerek Ankara civarında örtme taarruzu yapacak sınırlı sayıda birlik bırakmışlar ve güçlerinin çoğunu Afyon civarında mevzilendirmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planını anlayamayan Yunan Genelkurmayı örtme taarruzun yapıldığı bölgelerde de gerçek bir taarruzun gerçekleştiğini sandığından bu bölgelerdeki Yunan kuvvetleri atıl kalmış ve Türk kuvvetleri ateş üstünlüğünü ele geçirmişlerdir. Buna göre Yunan kuvvetleri 2 parçaya ayrılmıştır. Oluşan yeni durum *Tablo 2’de verilmektedir.
İlk aşamada Türk ordusu asıl taarruz gücü ile asıl taarruza maruz kalan Yunan ordusu arasında savaş gerçekleştiği ve diğer birlikler daha sonra mücadeleye katıldığı için modelin düzenlenmesi gerekmektedir. Modelin yeni duruma göre düzenlenmiş hali *Şekil 2'de sunulmuştur. Yeni duruma göre üstünlüğün el değiştirmesi N2 kanunundaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü. n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü. Silah etkinlik değerinin 1 kabul edilmesine göre Türk taarruz planına göre güçlerin karşılaştırmaları şu şekilde gösterilebilir.
m02 > n02 ==> 200,0002 + 7,9412 > 120,0002 + 104,9962
40000000000 + 63,059,481 > 14400000000 + 11,024,160,016
40,063,059,481 > 25,424,160,016
Şekil 2' modellemesinin verdiği sonuçlar ise *Tablo 3'te gösterilmiştir. Türk taarruz planına göre düzenlenen yeni modelin sonuçları incelendiğinde, Yunan kuvvetleri çekilmeyip mücadele sonuna kadar devam etseydi, gerek asker gerekse silahlar açısından sayısal üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ellerindeki tüm kuvvetleri kaybedecekleri Türk kuvvetlerinin kalan gücünün ise 74377 olacağı Tablo 3’teki değerlerden görülmektedir. Tablo 1’teki doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan ilk modele ilişkin kısmi sonuçlar hatırlanacak olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir. Tablo 1 ve Tablo 3’te yer alan sonuç değerlerindeki bu durum sadece kalan insan gücü açısından değil, diğer savaş malzemeleri olan top, tüfek, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek içinde benzer yapıda gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan modelde Türk kuvvetleri bütün savaş malzemelerini kaybetmekte iken, Türk taarruz planına göre oluşturulan modelde, Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğüne rağmen ellerindeki bütün malzemeleri kaybettikleri görülmektedir. Bu planı, Mustafa Kemal Atatürk "Hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır. O satıh bütün vatandır!" sözüyle dile getirerek, yüzlerce yıldır askeri sistemde var olan cephe mantığını yıkarak, yerine yepyeni bir sistem meydana getirmiştir.
-SONUÇ VE İNCELEME-
Savaş dönemlerinde, mücadele kapsamında verilen kararların alt yapısında pek çok strateji ve model bulunmaktadır. Bu model ve stratejiler hâlen günümüzde farklı amaçlarla karar verme süreçlerinde kullanılmaya devam etmiştir. Lanchester stratejisi, bu süreçte geliştirilen diğer yöntem ve modellerle birlikte, ilk kez savunma stratejisi ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş ve düşmanı maksimum zarara uğratmayı hedef alan bir model olarak literatürde yerini almıştır. Bu çalışmada, Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre ateş üstünlükleri Lanchester kanunlarına göre hesaplanmıştır. Bu hesaplamaların ardından Lanchester kanunlarında yer alan ve silah etkinliğini gösteren E değerini belirlemede bütünsel bir yaklaşım geliştirmek amacıyla sistem dinamikleri çerçevesinde Stella 9.1.4 programında bir model oluşturulmuş ve doğrudan cephe taarruzu varsayımıyla çalıştırılmıştır. Ardından Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planına göre model yeniden düzenlenerek sonuçların nasıl farklılaştığı incelenmiştir. I. Dünya Savaşı’ndaki siperlere gömülmüş askerleri yerinden kaldırıp atacak bir silah teknolojisinin geliştirilememesi ve strateji açısından kısır kalması ve sadece taktik bazda bazı gelişmelerin kaydedilmesi yeni arayışlara yol açmıştır. Siper açmazını çözecek olan tankların I. Dünya Savaşı’nın sonlarında ortaya çıkması, ancak tankı icat eden İngiltere ve Fransa’nın bu yeni silaha yönelik stratejiler geliştirmeyi ihmal etmesi ve uçakların da bomba taşıyacak kapasitelere ulaşabilmesi I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı arasındaki dönemde yeni strateji arayışlarının önünü açmıştır. Bu arayışlar sırasında Alman kurmay subay Guerian’ın yarattığı Blitzkriegg felsefesi, savaş ortamını oldukça dinamik hale getirmiş ve dinamik ortamda sürekli yeni silah teknolojileri ve stratejilerin geliştirilmesinin de yolunu açmıştır. Bu dinamik savaş ortamında alternatif savaş senaryolarının analizi sürecinde Lanchester stratejisinin sistem dinamikleri kavramıyla bütünleştirmesiyle, bu alanda yapılacak diğer çalışmalara yön verebileceği düşünülmektedir.
Bir dönemin askeri gücü analiz edebilmek için, tamamen objektif bakış açısına bağlı kalarak, sonra gelen dönemin askeri gücüyle kıyaslanmaması ve daha doğru analiz sonuçlarının ortaya çıkması için empati kurulması gerekmektedir. Çünkü 100 yıl önceki askeri gücü, modern çağın askeri gücüyle karşılaştıracak olursak, elbette 100 yıl önceki askeri güç, modern çağın yanında güçsüz görünecektir. Aynı şekilde 200 yıl önceki askeri güç ile 100 yıl önceki askeri gücü karşılaştıracak olursak, yine elbette 200 yıl önceki askeri güç daha güçsüz görünecektir. Bundan dolayı tarih hakkında araştırmalar yaparken o dönemin sürecini ve olanaklarını göz önünde tutmak, daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Buna bağlı olarak Roma tarihinin incelemesi yapılırken o dönemin empatisi kurulmalıdır. Eski çağlardaki dönemlerin tarihi araştırmaları ise o dönemin sanat eserlerinden, mimari yapılarından, yazıtlardan, mimari ve çeşitli sanatsal işlemelerinden ortaya çıkar; zafer takları, vazolar, heykeller, sütun tarzları, mimari planlar ve resimler gibi. Bu topraklar üzerindeki yakın dönem tarihi araştırmalar ise Türkiye Cumhuriyeti arşivlerinden, Osmanlı arşivlerinden ve İngiliz istihbarat arşivlerinden (O dönem içerisinde Anadolu'nun her karış toprağında İngiliz haber alma ajanları ve İngiliz istihbarat subayları bulunurdu) yapılır; buna elbette ki Türk-Yunan savaşı da dahildir. Yunan topluluğu, yıllarca Osmanlı kontrolü dahilinde varlıklarını herhangi bir ayrım görmeden sürdürmüşlerdir. Bu duruma Osmanlı okullarında okuyabilmiş ve Osmanlı harbiyesinde askeri eğitim alabilmiş olmaları da dahildir. Osmanlı'nın kaçınılmaz çöküş döneminden Büyük Taarruz'a kadar olan süreç dahilinde dünyanın her yerinde askeri anlamda aynı kitaplar ve aynı stratejiler gösterilmekteydi. Yani o dönemde Fransa'da subay olan bir askerin bilgisi ile Osmanlı'da subay olan bir askerin bilgisi aynı idi. 30 Ağustos'ta sonuçlanan Büyük Taarruz'a kadarki dönemde, savaşın öncesinde ve sonrasında da Yunan Krallığı'nda fikir ayrılıkları bulunurdu. Krallığın 1. kısmı sadece Ege bölgesini isterken, diğer 2. kısmı ise İstanbul'a ve tüm Anadolu'ya sahip olmak istiyordu. 2. kısmın böyle bir arzu içerisinde olmasındaki tek etken Yunan askeri kuvvetinin ve moral yapısının Türk askeri kuvvetinden ve moral yapısından üstün olduğunu biliyor olmalarıydı. Üstelik ellerinde Yunan Krallığını tamamen destekleyen İngiltere'nin Anadolu'dan İngiliz istihbarat raporları bulunuyordu. Öyle ki Anadolu'da bir kuş tek kanadını oynatsa dahi, bundan, başta İngiltere'nin ve Yunan Krallığı'nın haberi oluyordu. Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonuna kadar ise cephelerden gelen tüm askeri raporların hepsi, Yunan Krallığı için olumlu sonuçlar doğuruyordu. Sadece Ege bölgesinde kalmayı isteyen ve ilerlemeyi kabul etmeyen kesim ise Anadolu'nun engin çukuruna girmeyi göze almak istemiyordu. 1. Kesime kulak veren 2. Kesim ise bunu dikkate alarak İngiltere'den, Romanya ve Bulgaristan üzerinden bolca destek almaktaydı.
Yunan kuvvetlerinin ve Türk kuvvetlerinin rütbeli askerlerini inceleyecek olursak, Balkan Savaşlarının ve 1. Dünya Savaşı tecrübelerini üzerinde taşıyan, tecrübeli ve çok iyi eğitimli askerlerdi. Üstelik İngiliz kaynaklarıyla elde ettikleri Çanakkale savaş raporlarında ise Türklerin neleri yapabileceklerini ve neleri yapamayacaklarını iyi biliyorlardı. Ancak bazı şeyleri gözden kaçırmışlardır. Yüzlerce yıldır Anadolu'nun zengin ve çetin coğrafyasında yaşayan, Anadolu ve Türk kültürüne sarılmış, gerek fedakârlık gerekse zafer için radikal kararlar vermek isteyen ve bu uğurda canını seve seve vermeye adamış Türk halkının, Türk askeriyesinin arkasında olduğunu unutmuşlardır. Sakarya Muharebesi'nden sonra sadece 11.5 ayda, ancak Yunan asker sayısına yaklaşılmış ve tükenen kaynaklardan, Türkiye'ye kesilen yardımlardan dolayı, geri ödeme garantisi adı altında iç borçlanmaya gidilmiş ve cumhuriyet kurulduğunda halktan alınan tüm borçlar kuruşu kuruşuna geri ödenmiş, Büyük Taarruz'un başından beri ele geçirilen 8,371 at, 8,430 öküz ve manda, 8,711 eşek, 14,340 koyun ve 440 deve halka dağıtılmıştır. Bununla birlikte Büyük Taarruz'da esir düşen tam 20,826 Yunan askerinden 23 inşaat taburu kurulmuş ve kendi yıktıkları köprülerin, karayollarının ve demiryollarının tamirinde çalıştırılmıştır.
Yok olmak üzere olan bir toplumu, bu toplumu üzerindeki ölü toprağını atarak diriltecek olan savaşı ve yok olmak üzere olan bu toplumu kurtaracak olan savaşın fikir babası olan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını küçümsemek ve onlara hakaret etmek, o dönemin yokluk içerisindeki toplumun büyük umutlarla, modern dünyaya ayak uydurabilmek için sarf ettikleri büyük çabalarla kurdukları ilelebet payidar kalacak olan Türkiye Cumhuriyeti'ne düşmanlık ve hainliktir.
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!
Şekil 1
Şekil 2
Tablo 1
Tablo 2
Tablo 3
submitted by rohunder to u/rohunder [link] [comments]


2020.08.30 23:01 rohunder -BÜYÜK TAARRUZ ÜZERİNE- 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI'MIZ KUTLU OLSUN!

Bu yazı, dünya genelindeki askeri savaş sistemlerine ve stratejilerine yön vermiş olan Büyük Taarruz'u, o dönemde de kullanılan, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak tarafından da geliştirilen Lanchester Stratejisi ile birlikte modern çağda kullanılan Sistem Dinamikleri çerçevesince incelemeye yöneliktir.
-SİSTEM DİNAMİKLERİ-
Sistem dinamiklerinin temeli, bilgisayar uzmanı olan Jay Wright Forrester tarafından 1961 yılında basılan kitabında atılmıştır. Sistem dinamikleri, sistemlerin komplikasyonlarıyla, yani karmaşıklığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanıdır. Sistem dinamikleri, olayların ve olaylara bağlı olan cisimlerin zaman içerisindeki değişimiyle ilgilenir. Yani sistem dinamikleri, tarihte, kimyada, biyolojide, fizikte, mühendislikte ve içinde herhangi bir komplikasyon barındıran tüm sistemleri incelemede kullanılır. Sistem dinamikleri, komplikasyonları baz alarak, dinamik yapıların zaman içerisinde nasıl değişimler gösterdiğini anlamaya yönelik, oluşan yeni dinamiklerin tespit edilmesinde, doğada bulunan nedensellik ilkesine bağlı olan neden-sonuç ilişkilerinin anlaşılabilmesinde ve askeri savaş ortamlarında uygulanmış, uygulanan ya da uygulanacak olan stratejiler sonucu olarak, olası kayıpların ve kazançların belirlenmesinde kullanılır.
-LANCHESTER STRATEJİSİ-
Stratejinin yaratıcısı, İngiliz askeri mühendisi olan Frederick William Lanchester'dır. Lanchester Stratejisi ilk olarak 1916 yılında yayımlanan Aircraft in Warfare: The Dawn of the Fourth Arm kitabında "Savaş Stratejisinin Yönetim Kanunları" konusunda bahsedilmiştir. Lanchester Stratejisi için yapılacak en basit tanım, savaş bilimidir ve düşmanı en fazla zarara uğratmayı amaçlayan bir modeldir. 1. Dünya Savaşı'nda ve 2. Dünya Savaşı'nda kullanılan bu strateji, bütün dünyada olduğu gibi TSK Kara Harp Okulu Akademik Programı'nda, 4. Sınıf 1. Yarıyılındaki müfredatta bulunan Muharebe Modelleme dersinde öğretilmiştir.
Lanchester Stratejisi'ne baktığımızda, bu modellemeyle çeşitli savaş taktikleri geliştirmekle birlikte, doğa içindeki canlıların birbirleriyle olan mücadelesini de temel alan çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Düşman güçler arasındaki çarpışmaları modellemek amacıyla Lanchester Stratejisi baz alarak kısmi türev denklemleri geliştirilmiştir. Bunun haricinde bir diğer örneklerden biri de karınca kolonileri arasında, kaynakları elde tutma amacına yönelik mücadeleler ile ilgili olarak Lanchester doğrusallık (Lanchester 1. Kanunu) ve N2 kanunlarını (Lanchester 2. Kanunu) temel olan bir model kullanılmıştır.
Ölümüne savaş kavramı, devletler arasında gerçekleşen savaşları incelemede, böcek kolonilerinin, maymunların, kuş popülasyonlarının ve diğer canlı popülasyonlarının birbirleriyle olan mücadelelerini içeren doğa olaylarını incelemede, şirketler ya da şirketlerin piyasaya sürdüğü ürünler arasındaki ticari savaşlarını incelemede ve hatta toplumları etkileyen salgın hastalıklarla yapılan mücadeleyi incelemede kullanılır.
Askeri operasyonlarda, her iki tarafın da görev dağılımının dinamik bir şekilde yapılabilmesi oldukça kritik bir noktadır. Öyle ki emir-komuta zincirinin bir sonucu olarak dağıtılan görev ve kaynaklar her zaman istenilen sonucu vermemektedir. Bundan dolayı operasyon süreci devam ederken görev ve kaynak dağılımının tekrardan yapılabilmesi gerekebilmektedir. Bu kritik aşama, modern çağın askeri operasyon ve savaşlarında da meydana gelmektedir. Görev ve kaynak dağılımının dinamiği, operasyon yapılacak ya da yapılan bölgenin coğrafik şartlarına, dönemin teknolojisine (tank, zırhlı taşıma araçları, hacking, uydu sistemleri, insansız hava araçları, yüksek menzilli savunma sistemleri, nükleer silahlanma vb.), operasyon dahilindeki tarafların psikolojik yapısına (genellikle moral) ve ekonomik desteğe bağlıdır. Minimalize bir örnek verilebilirse, defansif kabul edilen A tarafının piyade gücü 50,000 kişi, yüksek menzilli savunma sistem oranı %90, uçak sayısı 100, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %100, uydu sayısı 10, insansız hava araç sayısı 100 olsun. Ofansif kabul edilen B tarafının da piyade gücü 150,000 kişi, uçaksavar oranı %10, uçak sayısı 200, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %20, uydu sayısı 0, insansız hava araç sayısı 20 olsun. A ve B arasında gerçekleşecek olan savaşı, A tarafının elinde bulunan uydu sistemleri, B tarafının birliklerinin hangi bölgeye operasyon düzenleyeceğini öğreneceği ve o bölgede seyir halinde olan uçakların ve insansız hava araçlarının ve bölgeyi incelemeye çalışan uyduların sistemlerine hack saldırısı düzenleyeceği için B tarafının hava gücü etkisiz hale gelecektir. Artık B tarafının elinde sadece tank, piyade, uçaksavar ve anti-hacking yapmaya çalışan ve nihai başarısızlığa erişebilecek olan hacking sistemi bulunmaktadır. B tarafı, birliklerini operasyon yapmak istediği bölgeye her ulaşmaya çalıştığında A tarafı tarafından saldırıya uğrayacak ve büyük bir bozgunla karşı karşıya gelecektir. Üstelik B tarafı için en büyük tehlikelerden birisi de, A tarafının sahip olduğu yüksek menzilli savunma sistemlerinin ve teknolojik saldırı sistemlerinin B tarafının sanayi ve sivil bölgelerine karşı kullanılması ve B tarafını içten içe yok edebilmesi olacaktır.
Lanchester Stratejisi'nin vermiş olduğu meyveler ve bu strateji baz alarak geliştirilmiş olan taktikler bugün bile halen kullanılmaktadır. Örneğin ABD'nin savaş düşünce yapısına göre, ABD bir bölgeye operasyon düzenlemek istiyorsa (Örneğin Orta Doğu bölgesi), oluşturmak istediği askeri birlikleri ve kullanmak istediği askeri kaynakları ABD topraklarından değil, Orta Doğu'daki ABD üslerine giden emirler doğrultusunda oluşturulan birliklerden ve kullanmak istediği silah kaynaklarını ise ABD üslerine yakın olan şirketlerinden sağlamaktadır. Şayet tüm birlikleri ve kaynakları kendi ülkesinden temin etmek isterse, astronomik değerler içeren bir fatura çıkacaktır karşısına. Amerika'ya kaynak ve silah temin eden bu şirketler, genel olarak ABD arasında ticari anlaşmaların olduğu devletlerde bulunmaktadır; Türkiye ve Suudi Arabistan gibi. Silah tedariği sağlayan devletlerin genel ortak özelliği ise tarım oranı düşüktür ya da düşürülmüş, sanayi oranı yüksektir ya da yükseltilmiş ve sosyal hizmetler oranı düşüktür ya da düşürülmüştür. Birlikler ve kaynaklar hazırlanmadan önce hazırlanması gereken en önemli etken ise stratejidir. İşte tam bu noktada sistem dinamikleri ve Lanchester Stratejisi devreye girer. Çünkü bu stratejiler operasyonun ya da savaşın devlete ya da devletlere olan savaş maliyetini de ortaya çıkarır. Çünkü düşman sayısının 1,000 kişi olduğu bilinen dağlık bir bölgeye 50,000 kişiyi yollamak, operasyonu yapacak olan tarafa ekonomik anlamda oldukça büyük bir masraf oluşturur. Bu yüzden dağlık alanda var olan 1,000 kişiye karşı kazançlı çıkabilmek için öncelikle o coğrafyaya özel eğitimli birliklerin yetiştirilmesi ve meydana getirilmesi gerekmektedir. Özellikle birlik sayısının az tutulması ise modern çağda çok büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü stratejinin sunacağı oranları düşündüğümüzde dağlık alandaki 1,000 kişiye karşı, yüksek savaş kaynaklarına sahip optimum sayıdaki iyi eğitimli 500 kişi yeterli olacaktır. Bu da operasyonu yapmak isteyen tarafa 49,500 kişilik bir kâr sağlayacaktır.
Tüm bu örneklemelerde görüldüğü gibi Lanchester çarpışmaları, operasyonları ve mücadeleleri modellemek amacıyla geliştirilmesiyle ilgili pek çok teorik ve uygulamalı çalışmalar bulunmaktadır. Ilachinski'nin 1996 yılında yayımlanan kitabında karmaşık sistem dinamiklerini test ederken hava ve deniz savaşlarından ziyade, kara savaşlarına odaklanmıştır. Ilachinski'ye göre kara savaşlarının tercih nedenleri şu şekilde sıralanmıştır:
a) Kara savaşlarında birbirlerine zarar verebilecek piyade, tank, zırhlı personel taşıyıcı gibi pek çok unsur bulunmaktadır. Deniz savaşları için ise karmaşık bir sistem mevcut değildir, modelin içeriği sadece gemi sayılarıdır.
b) Kara savaşları, deniz ve hava savaşlarına göre daha karmaşık ortamlarda gerçekleşmektedir. Savaşın cereyan edebileceği birbirinden çok farklı coğrafyalar ve iklim koşulları mevcut olabilmektedir.
c) Kara savaşları, savaşan tarafların moral düzeyine de bağlı olduğundan psikolojik yönü de önem kazanmaktadır.
-LANCHESTER DOĞRUSALLIK VE N2 KANUNLARI-
Lanchester, ok, yay, kılıç ve kalkanların kullanıldığı göğüs göğüse mücadelelerin yapıldığı antik dönem savaşlarını temel alarak doğrusallık kanununu açıklamıştır. Lanchester 1. Kanununa göre, güç değişim oranı kayıp oranına eşit olduğunda savaş dengeye ulaşır. Oransal değişim denklemi şu şekilde gösterilmektedir:
(m0 - m) = E(n0 - n) --(1. Denklem)--
m0: Müttefik tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
m: Müttefik tarafın kalan askeri gücü.
n0: Düşman tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
n: Düşman tarafın kalan askeri gücü.
E: Değişim oranı (Silah etkinliği)
Bu denkleme bağlı olarak, zayıf olan taraf teslim olmadığı sürece, bütün kuvveti tükenene kadar mücadele etmeye devam eder. Bütün askeri güç tükenmeden savaş sona erdirildiğinde de aynı denklemden yararlanılarak taraflardan birinin kalan kuvveti kullanılarak, diğer tarafın kalan kuvveti ve buna bağlı olarak olası kayıpları hesaplanabilir. Lanchester'ın 2. Kanunu olan N2 Kanunu'na göre savaş malzemesi üstün olan taraf, düşmanı yıprattıkça kendisinin alacağı hasar azalacağından, tarafların savaş güçlerinin karesi ile oranlama yapılmaktadır. 2. Kanuna bağlı denklem ise şu şekilde gösterilmektedir:
(m02 - m2) = E(n02 - n2) --(2. Denklem)--
Örnek olarak 2,000 kişilik bir güce sahip taraf ile 1,000 kişilik güce sahip taraf çarpıştığında, doğrusallık oranı 2'ye karşı 1 iken, N2 Kanunu'na göre, güçlü olan tarafın düşmana zarar verme oranı ateş üstünlüğünden dolayı 4'e karşı 1'dir. N2 Kanunu'nun daha karmaşık hesaplamalar içermesine rağmen, gerek savaş meydanlarında, gerekse bu stratejilerin uyarlandığı işletme faaliyetlerinde, daha gerçekçi değerlendirmeler sağladığı açıktır. Savaş alanları için N2 Kanunu değerlendirecek olursa, taraflardan birinin gerek asker sayısı gerekse silah gücü bakımından avantajlı olması, kendisine daha yüksek ateş gücü sağlayacağı için karşı tarafa daha fazla kayıp verdirme olanaklarına kavuşacaktır. Zaten savaş terminolojisinde yaygın bir kavram olan "sıklet merkezi prensibi" de bu duruma uygun bir şekilde, kurmaylık eğitimi alan generaller tarafından uygulanarak büyük zaferlerin elde edilmesi sağlanmaktadır. Sıklet merkezi prensibi ile hareket ederek düşman kuvvetlerinin şaşırtıldığı ve sayıca az olunmasına rağmen düşmanın yenilgiye uğratıldığı durumlara Büyük Taarruz planları örnek olarak verilebilir. Yazının ilerleyen bölümlerinde Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri, Lanchester Kanunu'na göre hesaplanmış, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak'ın belirledikleri strateji gösterilmeye çalışılmıştır.
-BÜYÜK TAARRUZ ÖNCESİ KUVVETLERİN LANCHESTER KANUNLARINA GÖRE ANALİZİ-
Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri şu şekildedir:
1) Türk Ordusu
-Asker: 207,941
-Top: 323
-Tüfek: 92,792
-Hafif Makineli Tüfek: 2,025
-Ağır Makineli Tüfek: 839
2) Yunan Ordusu
-Asker: 224,996
-Top: 418
-Tüfek: 130,000
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280
Veriler incelendiğinde Yunan güçlerinin, gerek asker sayısı bakımından gerekse askeri kaynak bakımından Türk güçlerine karşı üstün olduğu görülmektedir. Bir de bu avantaja dönemin silah teknolojisi içerisinde, siperlere girmiş savunma kuvvetlerini yerinden kaldırmada kullanılabilecek olan tankların, sadece İngiltere ve Fransa gibi süper güç olan sömürge devlerinde kısıtlı sayıda mevcut olduğu düşünüldüğünde, savunmada bulunmanın avantajı da eklenmekte ve Yunan güçlerinin etkinliğini arttırmaktadır. Bu yapıda bir taarruz edildiğinde, normal koşullar altında Lanchester'ın 2. Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü, 224,996/207,941= 1.082018 oranında değil, (224,996/207,941)/(207,941/224,996)= 1.170764 oranında olacaktır. Bu oranlarda gösterilen ateş üstünlüğü, birbirine çok yakın olan birlikleri etkilemektedir. Buna bir de savaşmak için daha kritik malzemeler olan top, hafif makineli tüfek ve ağır makineli tüfeklerdeki daha büyük üstünlükler eklendiğinde, Yunan kuvvetlerinin savunmada başarılı olması kaçınılmaz olacaktır. Tüm savaş desteklerini de göz önünde bulundurursak karşımıza şöyle değerler ortaya çıkacaktır.
Doğrusallık Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: 224,996/207,941= 1.082018
-Top: 418/323= 1.294118
-Tüfek: 130,000/92,792= 1.400883
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139/2,025= 1.550123
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280/839= 1.525626
N2 Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: (224,996/207,941)/(207,941/224,996) = 1.170764
-Top: (418/323)/(323/418)= 4182 / 3232 = 1.67474
-Tüfek: (130,000/92,792)/(92,792/130,000) = 130,0002 / 92,7922 = 1.962753
-Hafif Makineli Tüfek: (3,139/2,025)/(2,025/3,139)= 3,1392 / 2,0252 = 2.402883
-Ağır Makineli Tüfek: (1,280/839)/(839/1,280)= 1,2802 / 8392 = 2.327534
Değerlerde görüldüğü üzere N2 Kanunu'na göre hafif ve ağır makineli tüfeklerin üstünlük oranı neredeyse 2.5 seviyesine yaklaşmaktadır. Tankların ve zırhlı personel taşıyıcıların olmadığı bu dönem için ağır ve hafif makineli tüfeklerin taarruz eden taraf üzerindeki ölümcül etkisi tartışılmaz bir durumdur. Taraflardan biri tüm gücünü kaybedene kadar mücadele devam etseydi, verilecek olan kayıplar, Doğrusallık Kanunu ve N2 Kanunu'na göre 1. ve 2. Denklemler ile bulunabilecektir.
E olarak simgelenen değişim oranı, tarafların silahlarının etkinliğini ifade etmektedir. Başlangıç olarak bu değer 1 kabul edildiğinde, Türk kuvvetlerinin daha az olduğu için Türk kuvvetleri tükenene kadar mücadele devam ettirilecek olursa; Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü aşağıdaki gibi bulunabilir:
m0 = 207,941
m = 0
n0 = 224,996
n0 = 0
E = 1
(m02 - m2) = E(n02 - n2)
(207,9412 - 02) = 1(224,9962 - n2)
n = 85,928
Yunan kuvvetlerinin başlangıç askeri gücü ile yukarıda hesaplanan Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü arasındaki fark, Yunan kuvvetlerinin toplam kayıplarını verecektir:
n0 - n = 224,996 - 85,928 = 139,067
Yapılan bu hesaplamalarda Lanchester Doğrusallık ve N2 kanunlarına ilişkin olarak 1. Denklem ve 2. Denklem içerisinde yer alan ve tarafların silahlarının etkinliğini ifade eden değişim oranı olan E, 1 olarak kabul edilmiş ayrıca her bir savaş malzemesi için birbirinden bağımsız olarak hesaplamalar yapılmıştır. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının bir arada düşünülerek değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu bütünsel bakışı sağlayabilmek için sistem dinamiği modeli kullanılmalıdır. Yazının ilerleyen bölümlerinde de verilecek olan, 26 Ağustos 1922 tarihi itibarıyla Türk ve Yunan kuvvetlerine ait veriler, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulmuştur.
-Büyük Taarruzun Doğrudan Cephe Taarruzu Varsayımına Göre Sistem Dinamikleri Çerçevesinde Modellenmesi-
Lanchester Kanunlarına göre hesaplamalar yapılırken daha önce değinildiği üzere silah etkinliği olan E değerinin 1 olduğu varsayımıyla hareket edilmiştir. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının birarada düşünülerek E değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu sıkıntıyı gidermek amacıyla olayları sistemin dinamikleri içerisinde incelemeyi sağlayan Stella 9.1.4 programında tüm bu savaş malzemelerinin etkilerini içeren bir model kurulmuştur. Stella 9.1.4. programı model sayfası ve oluşturulan model *Şekil 1'de görülebilir. Oluşturulan modellemenin getirdiği sonuç ise *Tablo 1'deki gibidir. Tablo 1'deki kısmi sonuçlar incelenecek olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir.
Yunan kuvvetlerinin doğrudan cephe taarruzu durumundaki üstünlüğü N2 Kanunu'ndaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü Silah etkinliğinin değerinin (E), 1 kabul edilmesine göre cephe taarruzunda güçlerin karşılaştırılması şu şekilde gösterilebilir.
m02 < n02 ==> 207,9412 < 224,9962
43,239,459,481 < 50,623,200,016
Doğrudan cephe taarruzu yapılması varsayımına göre model oluşturulduktan sonra bu savaş öncesi yapılan hazırlıklar ve savaş planları hakkında bilgi verilecektir.
-BÜYÜK TAARRUZ-
Sakarya Savaşı, 13 Eylül 1921 tarihinde sona ermesine rağmen Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 tarihinde başlamıştır. Diğer bir ifade ile taarruz yaklaşık on bir buçuk ay sonra gerçekleşmiştir. Aslında Sakarya’da mağlup edilen düşmanın sıkı bir şekilde takip edilmesi ve kazanılan zaferin meyvelerinin alınması beklenirdi. Ancak, yirmi iki gün yirmi iki gece devam eden Sakarya Savaşı Türk ordusunu da çok yıpratmıştı. Bu yüzden bir süre bekleyip orduyu toparladıktan sonra taarruza geçmek daha mantıklıydı. Büyük taarruzun temel gecikme sebepleri şunlardır:
a) Ordunun eksikliklerinin giderilmesi ve ihtiyaçlarının temini. Taarruz için gerekli olan insan, silah ve cephane noksanının giderilmesi gerekliliği.
b) Bugüne kadar sürekli savunmada kalmış olan orduya taarruz eğitimi vermek.
c) Sad Planı ile ortaya konulan taarruz planının olgunlaştırılması.
d) Güney ve Doğu cephelerinden birliklerin batıya nakledilmesi.
e) Silah noksanının giderilmesi için gizli örgütler vasıtasıyla İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasına hız verilmesi.
e) Silah satın alınması işlemlerine hız verilmesi.
f) Askerî imalathanelerin silah ve teçhizat noksanını gidermeye yönelik yapılan çalışmalar
g) Asker sayısını artırmaya yönelik yapılan çalışmalar. 1901 (Rumi takvime göre 1317) doğumluların silah altına alınması.
h) İaşe temini; Konya, Niğde, Burdur, Denizli vb. aşar ambarlarında bulunan ürünlerin demiryolu istasyonlarına indirilmesi ve orada bulunan askerî birliklere teslim edilmesinin temini.
i) Eksiklikler nedeniyle köylü kıyafetleri giymek zorunda kalan erat için asker elbiselerinin temini.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal 6 Ağustos 1922’de tüm ordu birliklerine saldırı için son hazırlıkları yapmalarını gizlice bildirmiş, 20 Ağustos’ta Akşehir’deki Batı cephesi yönetim yerine giderek orada Genel Kurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Cephe Komutanı İsmet (İnönü) Paşa ile taarruz planını bir kez daha tüm ayrıntılarıyla gözden geçirmiştir. Saldırı, Yunan birliklerini beklenmedik baskınla çevirme ve yok etme ilkesine göre düzenlenmiştir. Saldırı için kullanılan stratejiye Kurt Kapanı Taktiği adı verilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz planı, askeri gücümüzün büyük çoğunluğunu düşman cephesinin dış yanında ve etrafında toplayarak düşmanı yok etmek idi. Birinci ordumuz Afyonkarahisar’ın doğusunda Akarçay ile Dumlupınar arasında bulunan düşman mevzilerine saldırarak düşmanı kuzeye atacaktı. İkinci ordumuz ise Akarçay’ın kuzeyinden Sakarya’ya kadar olan cephede düşmana saldıracaktı. Bu ordumuz, düşmanın Eskişehir’de bulunan 3 tümeni, Döğer’de bulunan 3 tümeni ve Afyonkarahisar’ın doğusunda bulunan 2 tümeni olmak üzere toplam 8 tümenini durdurmakla vazifeliydi. Kocaeli bölgesinde olan güçlerimiz düşmanın güneye inmesine engel olacak, Menderes yöresindeki kuvvetlerimiz ise düşmanın İzmir’le olan bağlantısını kesecekti.
Büyük saldırı 26 Ağustos 1922 sabahı saat 5:30’da topçu birliklerinin ateşiyle başlamıştır. Başkomutan Mustafa Kemal o sabah ordularının başında Kocatepe’dedir. Saldırının ilk iki gününde Afyon’un güneyinde 50, doğusunda 30 kilometrelik Yunan cepheleri düşmüş; 28-29 Ağustos günlerinde Yunanlıların en güçlü birlikleri Aslıhanlar yöresinde çevrilmiş; 30 Ağustos günü de Başkomutanın doğrudan yönettiği savaş sonunda düşmanın en güçlü birlikleri yok edilmiştir. Büyük Taarruz gerçek bir baskın taarruzu niteliğinde gerçekleşti. Dışarıya yönelik haber yasağının da etkisi ile beraber ne İstanbul ne de dünya bir süre ne olduğunu anlayamadı. Gerçekten hiç kimse böylesine büyük bir taarruzu beklemiyordu. Bu yüzdendir ki Yunan Orduları Başkomutanı Hacı Anesti İzmir’e gitmek için hazırlık yapmakta bir sakınca görmemişti. Çünkü taarruz sabahından bir gün önce ülke genelinde, daha doğrusu tüm dünyanın rahatlıkla haberi olacak şekilde, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının çay partisi yapacakları haberi, telgraflarla ve kulaktan kulağa dolaştırıldı. Taarruzun gerçekleştiği 25-26 Ağustos gecesi Afyonkarahisar’daki Yunan generali Trikopis bir balo verecek kadar rahattı. Onların bu derece rahat olmasını sağlayan sebepler vardı. Aslında 1922 yılı baharında Türk taarruzu bekleniyordu, ancak gerçekleşmemişti. Bu durum Türklerin taarruz edecek cesareti kendilerinde bulamadıkları şeklinde değerlendirildi. Şimdi ise yağmur mevsimi başlamak üzereydi. Bu şartlarda kesinlikle taarruz beklenmiyordu. İngiliz istihbaratçı uzmanların Yunan savunma hatları ile ilgili olarak yaptıkları değerlendirmeler de Yunanlıların kendilerine olan güvenlerini arttırıyordu. Zira bu uzmanlar üç hattan oluşan ve tel örgülerle kuvvetlendirilen Yunan mevzilerinin çok güçlü olduğunu ve Türk kuvvetlerinin bu mevzileri aşma imkanının bulunmadığını söylüyorlardı. Hatta 30 Ağustos tarihli Neyologos gazetesi, birkaç ay evvel Anadolu cephesinden dönen Amerika muhabirlerinden Mister Jeypon’un Afyon’daki Yunan tahkimatına ve bu mevkiinin zaptı mümkün olmayan bir müstahkem mevki haline geldiğine dair Rum Cemiyet Edebiyesi’nde verdiği konferansı haber yapmış idi.
Hiç durmaksızın beş gün beş gece devam eden çetin muharebelerden sonra Dumlupınar’da asıl kuvvetleri yok edilen düşmanın bozguna uğrayarak geri çekilen bakiye kuvvetleri de toparlanma fırsatı bulamadan denize dek hiç ara verilmeden takip edilmiştir. Yunanlıların, Trakya ve Bursa mıntıkalarındaki bütün birliklerine denizden naklederek İzmir’in doğusunda son bir mukavemete yeltenmeleri fırsat verilmemiştir. Böylece düşman kuvvetlerin ikinci bir savunma hattı kurmaları mümkün olmamıştır. Türk ordusu, durup dinlenmeden, açlık ve susuzluk demeden İzmir’e kadar yaklaşık 400 kilometrelik mesafeyi yalnızca yaya ve süvari birlikle on gün içinde kat ederek takip operasyonunu Yıldırım Harbi örneğine uygun büyük bir başarıyla tamamlamıştır.
Taarruzun başarıya ulaşmasında topçusundan süvarisine kadar tüm neferlerin katkısı büyüktür. Başkumandan Mustafa Kemal Paşa topçunun iyi bir şekilde hazırlanmış olduğunu İsmet (İnönü) Paşa ile görüşmelerinde tekrar tekrar belirtmiştir. Başarıda pay sahibi olan diğer bir unsur da süvari sınıfıdır. Taarruzun başarıya ulaşabilmesi için taarruz birliklerinin 1/3 oranında fazla olması düşünülmekteydi. Yapılan bütün hazırlıklara rağmen ancak Yunanlılara yakın bir kuvvet oluşturulabilmişti. Yunanlılar makineli tüfek ve uçak kuvvetinde üstündü. Türk kuvvetleri ise süvari sayısı bakımından Yunanlılardan fazlaydı. Bunda Başkomutan Atatürk’ün rolü büyüktür. Çünkü Atatürk, taarruz, baskın ve takip harekâtlarında süvarinin üstünlüğünü çok iyi bilmekteydi. Bu yüzden de harekât öncesi güçlü süvari birliklerinin oluşturulmasını emretmiştir. Asıl taarruz birliklerinin sol tarafına yığınak yapacak olan Süvari Kolordusu yürüyüşünün çoğunu geceleyin hiçbir işaret vermeyecek şekilde gerçekleştirmiştir. Baskının gerçekleşmesinde pay sahibi olan bir diğer unsur da düşmanın bilgi sahibi olmasını engelleyen keşif uçakları ve av uçaklarıdır. Avcı uçakları devriye uçuşu yaparak düşman keşif uçaklarının hatların gerisine geçmesini engellemiş ve savaşın ilerleyen günlerinde de düşman hava kuvvetlerinin sayısal üstünlüğüne rağmen keşif faaliyetlerini başarıyla sürdürmüşlerdir. Elde edilen zaferin büyüklüğü, İstanbul basını ve yabancı yayın organlarında da yerini bulmuştur. Örnek vermek gerekirse, Jurnal Doryen gazetesinin Türk ordusunun taarruzunu öven değerlendirmeleri mevcuttur. Jurnal Doryen Türk kumandanların askerlik ilminin bütün gereklerini yerine getirdiklerini, savaşı çok iyi yönettiklerini, son dakikaya kadar asıl taarruzun gerçekleşeceği alanı gizlemeyi başardıklarını, düşman cephesini sarmak, düşmanı şaşırtmak, müdafaasını dağıtmak gibi askerlik ilminin bütün gereklerini uyguladıklarını belirtmektedir.
Türk savaş planının başarı ile uygulanması sonucu elde edilen bu büyük zafer Atatürk tarafından Meclise, kurmay heyetine, neferinden genelkurmay başkanına kadar Türk Ordusuna ve her türlü fedakârlığa katlanan Türk milletine mâl edilmiştir. Büyük taarruzda elde edilen büyük başarı sonucunda Erkân-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) Fevzi (Çakmak) Paşa Müşirliğe (Mareşallik), Garp Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü) Paşa Ferikliğe (Orgenerallik) yükselmiş ayrıca İstiklâl Madalyası ve TBMM Takdirnamesi ile ödüllendirilmesi uygun bulunanların isimleri tek tek Meclis kürsüsünden okunmuştur. Büyük Taarruz ’un tarihimiz açısından önemi gerek sanatsal faaliyetlerde gerekse marş ve türkülerde önemli bir yer tutmasından da rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Büyük Taarruz öncesi hazırlıklar ve savaş planları hakkında verilen bilgilerin ardından Türk savaş planına göre sistem dinamikleri çerçevesinde modelde düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
-BÜYÜK TAARRUZ'UN TÜRK SAVAŞ PLANINA GÖRE SİSTEM DİNAMİKLERİ ÇERÇEVESİNDE MODELLENMESİ-
Sakarya Meydan Savaşı’ndaki yenilginin ardından Yunan kuvvetleri taarruz güçlerini kaybetmiş bu nedenle ellerindeki toprakları kaybetmemek amacıyla savunmaya dayalı bir strateji saptayıp bu doğrultuda bir yıl boyunca hazırlık yapmışlardır. Türk tarafı da Yunan Genelkurmayı’nın bu eğilimini fark ettiği için ateş üstünlüğünü elde etmek amacıyla Yunan kuvvetlerinin karşı taarruza geçmeye çekineceğini bilerek Ankara civarında örtme taarruzu yapacak sınırlı sayıda birlik bırakmışlar ve güçlerinin çoğunu Afyon civarında mevzilendirmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planını anlayamayan Yunan Genelkurmayı örtme taarruzun yapıldığı bölgelerde de gerçek bir taarruzun gerçekleştiğini sandığından bu bölgelerdeki Yunan kuvvetleri atıl kalmış ve Türk kuvvetleri ateş üstünlüğünü ele geçirmişlerdir. Buna göre Yunan kuvvetleri 2 parçaya ayrılmıştır. Oluşan yeni durum *Tablo 2’de verilmektedir.
İlk aşamada Türk ordusu asıl taarruz gücü ile asıl taarruza maruz kalan Yunan ordusu arasında savaş gerçekleştiği ve diğer birlikler daha sonra mücadeleye katıldığı için modelin düzenlenmesi gerekmektedir. Modelin yeni duruma göre düzenlenmiş hali *Şekil 2'de sunulmuştur. Yeni duruma göre üstünlüğün el değiştirmesi N2 kanunundaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü. n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü. Silah etkinlik değerinin 1 kabul edilmesine göre Türk taarruz planına göre güçlerin karşılaştırmaları şu şekilde gösterilebilir.
m02 > n02 ==> 200,0002 + 7,9412 > 120,0002 + 104,9962
40000000000 + 63,059,481 > 14400000000 + 11,024,160,016
40,063,059,481 > 25,424,160,016
Şekil 2' modellemesinin verdiği sonuçlar ise *Tablo 3'te gösterilmiştir. Türk taarruz planına göre düzenlenen yeni modelin sonuçları incelendiğinde, Yunan kuvvetleri çekilmeyip mücadele sonuna kadar devam etseydi, gerek asker gerekse silahlar açısından sayısal üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ellerindeki tüm kuvvetleri kaybedecekleri Türk kuvvetlerinin kalan gücünün ise 74377 olacağı Tablo 3’teki değerlerden görülmektedir. Tablo 1’teki doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan ilk modele ilişkin kısmi sonuçlar hatırlanacak olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir. Tablo 1 ve Tablo 3’te yer alan sonuç değerlerindeki bu durum sadece kalan insan gücü açısından değil, diğer savaş malzemeleri olan top, tüfek, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek içinde benzer yapıda gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan modelde Türk kuvvetleri bütün savaş malzemelerini kaybetmekte iken, Türk taarruz planına göre oluşturulan modelde, Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğüne rağmen ellerindeki bütün malzemeleri kaybettikleri görülmektedir. Bu planı, Mustafa Kemal Atatürk "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır!" sözüyle dile getirerek, yüzlerce yıldır askeri sistemde var olan cephe mantığını yıkarak, yerine yepyeni bir sistem meydana getirmiştir.
-SONUÇ VE İNCELEME-
Savaş dönemlerinde, mücadele kapsamında verilen kararların alt yapısında pek çok strateji ve model bulunmaktadır. Bu model ve stratejiler hâlen günümüzde farklı amaçlarla karar verme süreçlerinde kullanılmaya devam etmiştir. Lanchester stratejisi, bu süreçte geliştirilen diğer yöntem ve modellerle birlikte, ilk kez savunma stratejisi ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş ve düşmanı maksimum zarara uğratmayı hedef alan bir model olarak literatürde yerini almıştır. Bu çalışmada, Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre ateş üstünlükleri Lanchester kanunlarına göre hesaplanmıştır. Bu hesaplamaların ardından Lanchester kanunlarında yer alan ve silah etkinliğini gösteren E değerini belirlemede bütünsel bir yaklaşım geliştirmek amacıyla sistem dinamikleri çerçevesinde Stella 9.1.4 programında bir model oluşturulmuş ve doğrudan cephe taarruzu varsayımıyla çalıştırılmıştır. Ardından Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planına göre model yeniden düzenlenerek sonuçların nasıl farklılaştığı incelenmiştir. I. Dünya Savaşı’ndaki siperlere gömülmüş askerleri yerinden kaldırıp atacak bir silah teknolojisinin geliştirilememesi ve strateji açısından kısır kalması ve sadece taktik bazda bazı gelişmelerin kaydedilmesi yeni arayışlara yol açmıştır. Siper açmazını çözecek olan tankların I. Dünya Savaşı’nın sonlarında ortaya çıkması, ancak tankı icat eden İngiltere ve Fransa’nın bu yeni silaha yönelik stratejiler geliştirmeyi ihmal etmesi ve uçakların da bomba taşıyacak kapasitelere ulaşabilmesi I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı arasındaki dönemde yeni strateji arayışlarının önünü açmıştır. Bu arayışlar sırasında Alman kurmay subay Guerian’ın yarattığı Blitzkriegg felsefesi, savaş ortamını oldukça dinamik hale getirmiş ve dinamik ortamda sürekli yeni silah teknolojileri ve stratejilerin geliştirilmesinin de yolunu açmıştır. Bu dinamik savaş ortamında alternatif savaş senaryolarının analizi sürecinde Lanchester stratejisinin sistem dinamikleri kavramıyla bütünleştirmesiyle, bu alanda yapılacak diğer çalışmalara yön verebileceği düşünülmektedir.
Bir dönemin askeri gücü analiz edebilmek için, tamamen objektif bakış açısına bağlı kalarak, sonra gelen dönemin askeri gücüyle kıyaslanmaması ve daha doğru analiz sonuçlarının ortaya çıkması için empati kurulması gerekmektedir. Çünkü 100 yıl önceki askeri gücü, modern çağın askeri gücüyle karşılaştıracak olursak, elbette 100 yıl önceki askeri güç, modern çağın yanında güçsüz görünecektir. Aynı şekilde 200 yıl önceki askeri güç ile 100 yıl önceki askeri gücü karşılaştıracak olursak, yine elbette 200 yıl önceki askeri güç daha güçsüz görünecektir. Bundan dolayı tarih hakkında araştırmalar yaparken o dönemin sürecini ve olanaklarını göz önünde tutmak, daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Buna bağlı olarak Roma tarihinin incelemesi yapılırken o dönemin empatisi kurulmalıdır. Eski çağlardaki dönemlerin tarihi araştırmaları ise o dönemin sanat eserlerinden, mimari yapılarından, yazıtlardan, mimari ve çeşitli sanatsal işlemelerinden ortaya çıkar; zafer takları, vazolar, heykeller, sütun tarzları, mimari planlar ve resimler gibi. Bu topraklar üzerindeki yakın dönem tarihi araştırmalar ise Türkiye Cumhuriyeti arşivlerinden, Osmanlı arşivlerinden ve İngiliz istihbarat arşivlerinden (O dönem içerisinde Anadolu'nun her karış toprağında İngiliz haber alma ajanları ve İngiliz istihbarat subayları bulunurdu) yapılır; buna elbette ki Türk-Yunan savaşı da dahildir. Yunan topluluğu, yıllarca Osmanlı kontrolü dahilinde varlıklarını herhangi bir ayrım görmeden sürdürmüşlerdir. Bu duruma Osmanlı okullarında okuyabilmiş ve Osmanlı harbiyesinde askeri eğitim alabilmiş olmaları da dahildir. Osmanlı'nın kaçınılmaz çöküş döneminden Büyük Taarruz'a kadar olan süreç dahilinde dünyanın her yerinde askeri anlamda aynı kitaplar ve aynı stratejiler gösterilmekteydi. Yani o dönemde Fransa'da subay olan bir askerin bilgisi ile Osmanlı'da subay olan bir askerin bilgisi aynı idi. 30 Ağustos'ta sonuçlanan Büyük Taarruz'a kadarki dönemde, savaşın öncesinde ve sonrasında da Yunan Krallığı'nda fikir ayrılıkları bulunurdu. Krallığın 1. kısmı sadece Ege bölgesini isterken, diğer 2. kısmı ise İstanbul'a ve tüm Anadolu'ya sahip olmak istiyordu. 2. kısmın böyle bir arzu içerisinde olmasındaki tek etken Yunan askeri kuvvetinin ve moral yapısının Türk askeri kuvvetinden ve moral yapısından üstün olduğunu biliyor olmalarıydı. Üstelik ellerinde Yunan Krallığını tamamen destekleyen İngiltere'nin Anadolu'dan İngiliz istihbarat raporları bulunuyordu. Öyle ki Anadolu'da bir kuş tek kanadını oynatsa dahi, bundan, başta İngiltere'nin ve Yunan Krallığı'nın haberi oluyordu. Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonuna kadar ise cephelerden gelen tüm askeri raporların hepsi, Yunan Krallığı için olumlu sonuçlar doğuruyordu. Sadece Ege bölgesinde kalmayı isteyen ve ilerlemeyi kabul etmeyen kesim ise Anadolu'nun engin çukuruna girmeyi göze almak istemiyordu. 1. Kesime kulak veren 2. Kesim ise bunu dikkate alarak İngiltere'den, Romanya ve Bulgaristan üzerinden bolca destek almaktaydı.
Yunan kuvvetlerinin ve Türk kuvvetlerinin rütbeli askerlerini inceleyecek olursak, Balkan Savaşlarının ve 1. Dünya Savaşı tecrübelerini üzerinde taşıyan, tecrübeli ve çok iyi eğitimli askerlerdi. Üstelik İngiliz kaynaklarıyla elde ettikleri Çanakkale savaş raporlarında ise Türklerin neleri yapabileceklerini ve neleri yapamayacaklarını iyi biliyorlardı. Ancak bazı şeyleri gözden kaçırmışlardır. Yüzlerce yıldır Anadolu'nun zengin ve çetin coğrafyasında yaşayan, Anadolu ve Türk kültürüne sarılmış, gerek fedakârlık gerekse zafer için radikal kararlar vermek isteyen ve bu uğurda canını seve seve vermeye adamış Türk halkının, Türk askeriyesinin arkasında olduğunu unutmuşlardır. Sakarya Muharebesi'nden sonra sadece 11.5 ayda, ancak Yunan asker sayısına yaklaşılmış ve tükenen kaynaklardan, Türkiye'ye kesilen yardımlardan dolayı, geri ödeme garantisi adı altında iç borçlanmaya gidilmiş ve cumhuriyet kurulduğunda halktan alınan tüm borçlar kuruşu kuruşuna geri ödenmiş, Büyük Taarruz'un başından beri ele geçirilen 8,371 at, 8,430 öküz ve manda, 8,711 eşek, 14,340 koyun ve 440 deve halka dağıtılmıştır. Bununla birlikte Büyük Taarruz'da esir düşen tam 20,826 Yunan askerinden 23 inşaat taburu kurulmuş ve kendi yıktıkları köprülerin, karayollarının ve demiryollarının tamirinde çalıştırılmıştır.
Yok olmak üzere olan bir toplumu, bu toplumu üzerindeki ölü toprağını atarak diriltecek olan savaşı ve yok olmak üzere olan bu toplumu kurtaracak olan savaşın fikir babası olan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını küçümsemek ve onlara hakaret etmek, o dönemin yokluk içerisindeki toplumun büyük umutlarla, modern dünyaya ayak uydurabilmek için sarf ettikleri büyük çabalarla kurdukları ilelebet payidar kalacak olan Türkiye Cumhuriyeti'ne düşmanlık ve hainliktir.
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!
Şekil 1
Şekil 2
Tablo 1
Tablo 2
Tablo 3
submitted by rohunder to KGBTR [link] [comments]


2020.08.27 18:10 cicihaliperde Taş Baskı Soğuk Sıkım Zeytinyağı

Taş Baskı Soğuk Sıkım Zeytinyağı

Zeytin Ana taş baskı zeytinyağı, zeytinyağının sıkım şekliyle diğer zeytinyağı çeşitlerinden ayrılmaktadır. Lezzeti ve besin değerleriyle her sofranın vazgeçilmezi olan zeytinyağı, farklı üretim teknikleriyle farklı damak zevklerine hitap etmektedir. Zeytinin içeriğinde ihtiva ettiği besin değerleri ve aromatik dokusu farklı üretim teknikleri ile değişkenlik gösterir. Zeytinyağının üretimi için kullanılan teknikler arasında en eskilerinden birisi de taş baskıdır. Zeytinyağı çeşitleri arasında ismini üretim tekniğinden alan türlerden birisi olan taş baskı zeytinyağı lezzeti, dokusu ve nefasetiyle oldukça yoğun şekilde tercih edilmektedir. Geleneksel bir yöntem olmasıyla birlikte herhangi kimyasal bir işlemden geçmemesi ve katkı maddesi içermemesi taş baskı zeytinyağlarının eşsiz lezzete sahip olmasını ve besin değerlerini korumasını sağlamaktadır.

Taş Baskı Zeytinyağı Nasıl Üretilir

Yüzyıllardır olduğu modern dünyada da en popüler zeytinyağı üretim tekniklerinden birisidir. Geleneksel zeytinyağı üretimi olarak da kabul edilen taş baskı üretim tekniği, zeytinin tanelerinin granit taşlar vasıtası ile hamur formuna getirilmesi işlemidir. Bu işlemde zeytinler kırılır veya bir başka tabir ile ezilir. Bu işlemin sonucunda elde edilen hamur kıvamındaki zeytin taneleri özel olarak üretilmiş hasır çuvallar içerisine doldurulur. Hasır çuval kullanımı sayesinde zeytinin bu aşamada da doğal olmayan bir unsur ile etkileşime girmesinin önüne geçilmiş olur. Özel hasır çuvallar içerisine alınan hamur formundaki zeytinler, press vasıtasıyla yağından ayrıştırılır. Çuvalların hasır formunda olması zeytin hamurunda mevcut olan yağların çuval aralıklarından sızarak, ayrıştırılmasını sağlar. Bu teknik dolayısıyla taş baskı zeytinyağı ürünleri sızma zeytinyağı kategorisinde bulunur. Çok eski tarihlerden beri zeytinyağı üretimi için kullanılan taş baskı zeytinyağı üretim tekniği modern çağ teknolojisi ile bir araya gelerek, çok daha dinamik bir üretim tekniği haline gelmiştir. Taş baskı tekniğiyle gerçekleştirilen zeytinyağı üretimi sayesinde zeytinin doğallığını kaybetmemesi sağlanıyor. Bir zeytinyağının doğal olması ihtiva ettiği insan sağlığı için faydalı olan besin değerlerini korumasını sağlar. Aynı zamanda da içeriğinde bulunan bu yüksek seviyedeki mineral ve vitaminlerin tat dokusunda oluşturduğu etkisini de korumasını sağlar. Bu sayede çok daha lezzetli ve çok daha sağlıklı zeytinyağı tüketimi gerçekleştirilebilir.

Taş Baskı Zeytinyağı Nasıl Anlaşılır

Tüm zeytinyağı üretim tekniklerinde olduğu gibi taş baskı zeytinyağı üretiminde de mutlaka erken hasat mahsullerinin kullanılması gerekir. Bu şekilde içeriğindeki en yüksek bileşen değerlerine sahip olduğu dönemdeki olgunluğundan faydalanılabilir. Bununla birlikte zeytinyağının taş baskı tekniğindeki üretimi için hızlı hareket edilir. Hasat edilen zeytinler uzun süre bekletilmeden en kısa süre içerisinde üretim işlemine alınır. Taş baskı zeytinyağları doğal olan zeytinyağlarıdır. Doğal bir zeytinyağının anlaşılması için kullanılabilecek bazı basit yöntemler bulunmaktadır. Taş baskıda üretilmiş olan bir zeytinyağının katkısız ve doğal olduğunun anlaşılabilmesi için renk faktörü yaygın bilinenin aksine hatalıdır. Zeytinyağının renk tonundan doğallığının belirlenebilmesi mümkün değildir. Piyasadaki güvenilir zeytinyağı markalarının tercih edilmesi birinci önceliktir. Bunun dışında tat ve koku testlerine başvurulabilir. Taş baskı zeytinyağı standart acılığın korunması söz konusudur. Belirli seviyede üretim sürecinde acılığından arındırılıyor olsa da taş baskı zeytinyağlarında belirli bir acılık kalır. İşte bu nedenle tadım testlerinde damakta bir acı tat oluşumu söz konusu olur. Bu durum zeytinyağının katkısız olduğunun anlaşılmasında önemli bir faktördür. Diğer bir yaygın olarak bilinenin aksine doğal zeytinyağında yakıcılık hissi bulunur. Tadıldığında boğazdan mideye inene kadar yanma hissiyatı meydana getirmelidir. Bunu sağlamayan zeytinyağlarında sadece bu etkiyi baskılayabilmek için bile katkı maddesi kullanımı gerçekleştirilmiş olabilir. Bu yüzden mutlaka yanma hissiyatın uyandırması gerekir. Meyvemsi ve ıslak ot kokusu yayıyor olması da zeytinyağının doğallık testleri arasında bulunur.
Kaynak: https://zeytinana.com/blogs/tas-baski-soguk-sikim-zeytinyagi
submitted by cicihaliperde to u/cicihaliperde [link] [comments]


2020.08.23 16:09 biajansnet Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları Dijital Reklam Ajansı


Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça sorulan sorular için sayfayı aşağıya kaydır. Google’da insanların en çok sordukları soruları ele alarak cevap vermeye çalıştık. Biajans.NET olarak umarım sorularınıza yanıt olmayı başarmışızdır. Bu arada sorunuzun cevabı aşağıda yer almıyorsa bize mail atabilir yada Whatsapp üzerinden sorunuzu sorabilirsiniz.

WEBSİTEM YOK REKLAM VEREBİLİR MİYİM?

Evet verebilirsiniz. Reklam denildiğinde genellikle akla gelen Google Ads (Adwords) reklamları oluyor. Fakat reklamlar Google Adwords’den çok daha fazlası. Günümüzdeki teknoloji ile bugün sosyal medya üzerinden de reklam vermek mümkün. Eğer bu soruyu soruyorsanız muhtemelen websiteniz yoktur. Websitesi olmayanlara tavsiyem websitesi açmak yerine diğer reklam türleri ile başlamak olur. Örneğin; Facebook reklamları. Facebook büyük bir kitle ile reklam verebileceğiniz insanları demografik, yaş, cinsiyet, eğitim vs. gibi bir çok özelliğe göre kitlelere bölebileceğiniz, geniş bir reklam ağıdır. Üstelik Facebook reklam hesabınız üzerinden instagram içinde reklam verebilirsiniz. Sosyal medyada reklam hesabı oluşturup nasıl reklam verilir? Daha detaylı öğrenmek için aşağıdaki bağlantıları kontrol edebilirsiniz.
İnstagram’da nasıl reklam verilir? Facebook’da nasıl reklam verilir? Youtube’da nasıl reklam verilir?
Sıkça Sorulan Sorular: Websitem yok reklam verebilir miyim?

GOOGLE'DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN NE YAPILIR?

Aslında bu websiteniz üzerinde nasıl çalıştığınıza bağlı olarak değişiklilik gösterir. İnternet sitenizin öncelikle arama motorlarına uyumlu bir şekilde hazırlanması gerekir. Sitenize ziyaretçi gelmesini istiyorsanız önce arama motolarının websitenizi sevmesi gereklidir. Web siteniz doğrudan erişimin dışında diğer kaynaklardan da ulaşılabilir durumda olmalı. Örneğin; bir başka web sayfasından yönlendirme, sosyal medyada etkinlik, blog ile desteklemek, backlink ve site içi site dışı bir çok çalışma gerekir. Bunu sağlamak için Google web araçları etkin kullanılmalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da Üst sıralara çıkmak için ne yapılır?

GOOGLE'DA ARAMA SONÇLARINDA SİTEM GÖZÜKMÜYOR!

Sorunun birden fazla sebebi olduğunu hemen hemen herkes bilir. Başlıca sorunlardan birisi doğru yapılandırılamamış olmasından ve yetersiz kalmasından dolayı Google sizi indexleyemiyor olabilir. Web tasarımcılarının bir çoğunun bazen eksik yaptığı veya websitesinde eksik bıraktığı taraflar olur. Örneğin; sitenizin içeriklerini eksiksiz girse bile optimizasyonu yarım bırakabilir. Bunu sorgulayamazsınız çünkü Google optimizasyon işlemi uzmanlık ve bilgi gerektirir. Özetle bütçenize ve web tasarımcınızın profesyonelliğine kalmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da arama sonçlarında sitem gözükmüyor!

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN WEB SİTENİZİN OLMASI GEREKİR Mİ?

Kendinize ait site oluşturmak istemiyorsanız, sosyal sayfalardaki ( Facebook, İnstagram gibi ) açacağınız tanıtım sayfaları yada e–ticaret hizmeti sunan kuruluşların bünyesinde oluşturacağınız dükkan bölümünüze ait linklerle bağlantılı reklam çalışması yapılabilir.
Bu süreçte sunacağınız ürün ya da hizmetlerin niteliklerini belirlemeli, ulaşmak istediğiniz hedef kitle ve reklam bütçenizi ayarlayarak, Google çalışma ortağı bir ajansla yola çıkmanız hedeflerinize çok daha hızlı ulaşmanızı sağlayacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için web sitenizin olması gerekir mi?

FACEBOOK’TA REKLAM VERMEYE NASIL BAŞLANIR?

Facebook reklamlarına bir ajans yada kendiniz-kişisel olarak başlayabilirsiniz, biajans.net uzman ekibi ile büyük ve küçük her türlü işletmenin dijital pazarlama, reklam faaliyetlerini ve hesap yönetimini sağlamaktadır.
Facebook reklamlarına biajans ile veya firma içinde kişisel yönetimiyle başlamak için temel ihtiyaçlarınız şunlardır.
Facebook sayfanız olmadan reklam verilemez, eğer Facebook sayfanızı instagram hesabınıza da bağlarsanız Facebook üzerinden Instagram reklamlarını da yönetebilirsiniz.Facebook reklam hesabınızla kampanyalar oluşturabilir, reklam setleri ayarlayabilir ya da yeniden hedefleme reklamları açabilirsiniz.
Facebook ile sadece metin odaklı reklamlar verilememektedir, reklamlarınızın doğru çalışması için en az 1 fotografa ya da 1 videoya ihtiyacınız olacaktır.Biz Facebook reklamları için videoların kullanılmasını öneriyoruz, bu sayede reklamlarınızdan daha fazla verim ve istatistik elde edebilirsiniz.
Sektörünüz yada ürününüzle ilgili hedef kitleyi iyi tanımalısınız ve detaylı hedeflemelerde daraltmaları kullanarak daha iyi hedeflemeler yapmalısınız.
Amaçlar ve tanımlar iyi yapılmış olmalı, hedef kitlenizi iyi seçtikten sonra kampanya türünüzü en iyi şekilde ayarlamalısınız, trafik reklamları ile ilk öncelik satış olmayacaktır, aynı şekilde marka bilinirliği reklamları ile doğrudan bir trafik artışı beklenemez, hedef kitle ve firmanın reklam amacına göre reklam türünüzü iyi optimize etmelisiniz.
Facebook Pixel veri takip kodunun web sitenize entegre edip doğru çalışmasını sağlayarak tıklama başına maliyetler gibi parametrelerinizi takip edebilirsiniz.
Not: Bu konu hakkında daha fazla bilgi almak için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? adlı yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook’ta Reklam Vermeye Nasıl Başlanır?

İNSTAGRAM REKLAMLARINI NASIL VEREBİLİRİM?

İnstagram Reklamlarını Facebook üzerinden oluşturuyoruz. Başlamak için, Facebook’un reklam yöneticisi bölümüne gidin ve “oluştur ” seçeneğine tıklayın. Tabi bir Business hesabınızın olması gerekiyor.
Yapmanız gereken ilk şey, reklam verme amacınızı seçmektir. Reklam verme amacı, potansiyel müşterileriniz reklamınızı gördüğünde yapmasını istediğiniz eylemdir.
Ya da Sadece marka bilinirliğinin arttırılmasını mı istiyorsunuz ?
O zaman marka bilinirliği seçeneğini seçmelisiniz.
Satış mı yapmak istiyorsunuz ?
o zaman dönüşüm reklamları arasından bir seçenek seçmelisiniz.
Müşterilerinizin form mu doldurmasını istiyorsunuz ?
Yanında bir huni amblemi olan potansiyel müşteri bulma yani form reklamlarını seçmelisiniz.
Tam olarak hangi eylemleri yapmak istediğinizi düşünün ve bu hedefi reklam oluştururken seçin.
Daha detaylı bilgi edinmek için; İnstagram Reklamları isimli sayfamıza bir göz atın.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklamlarını nasıl verebilirim?

REKLAMLARIMIN GOOGLE’DA 1. SIRADA OLMASINI NASIL SAĞLAYABİLİRİM?

Ortalama olarak, arama sonuçlarının ilk sayfasında veya üst kısmında gösterilen reklamlar, diğer arama sonuçları sayfalarındaki reklamlara kıyasla çok daha fazla tıklama alır. Google Ads, reklamların bu değerli konumlarda gösterilmesini sağlamak için teklifleri belirlerken kullanabileceğiniz tıklama başına maliyet (TBM) teklif tahminleri sağlar.
Bu makalede ayrıca ilk sayfada görünme, sayfa üstünde görünme ve ilk konum teklifi tahminleri ve bunların nasıl bulunacağı açıklanmaktadır.

Teklif tahminleri hakkında

Bir arama sorgusu anahtar kelimenizle tam olarak eşleştiğinde reklamlarınızın arama sonuçlarının ilk sayfasında gösterilmesine yardımcı olmak için, Anahtar kelimeler sekmesinde 3 tür teklif tahmini vardır.
İlk sayfa teklifi tahmini: reklamın, arama sonuçlarının ilk sayfasında herhangi bir yerde gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
Sayfanın üstünde görünme teklifi tahmini: Reklamın, ilk sayfadaki arama sonuçlarının üstünde yer alan reklamlar arasında gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
İlk konum teklifi tahmini: Reklamınızın ilk reklam konumunda gösterilmesi için ayarlamanız gereken tahmini teklif tutarıdır.
Kaynak: Google Ads Yardım
GOOGLE’DA REKLAM VERMEK İSTEYENLER İÇİN 10 İPUCU
Sıkça Sorulan Sorular: Reklamlarımın Google’da 1. sırada olmasını nasıl sağlayabilirim?

GOOGLE’DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN SEO MU YOKSA GOOGLE ADWORDS MÜ?

Bu aslında sizin ne kadar aceleniz olmasına bağlı olarak tercih meselesidir. Yani kısaca anlatmak gerekirse, eğer yeni başlamış ve 1 yıl sonrası için bir satış yada hizmet planınız varsa bu 1 yıl için reklam vermeniz çok bir şey değiştirmez. 1 yıl boyunca SEO ile web sitenizi destekleyebilir ve sonrasında zamanı geldiğinde reklam verebilirsiniz.
Bir diğer yoldan siteniz aktif ve hizmet veren bir web sitesiyse ve organik aramalarda google’da çok gerilerdeyseniz potansiyel müşterileriniz size ulaşamaz. İşte burada da Adwords devreye giriyor. Yani SEO yapılmamış bir sitenin alt yapısı çok sağlam olmadığından senelerce hizmet vermiş olsun yinede google’da 1.sayfaya gelemez böyle bir durumda reklam vermek en mantıklı yoldur.
Bir diğeri ise ikisi bir arada, yani hem SEO hemde Adwords ile ilerlemek. Bu en çok önerdiğim yoldur. Çünkü Google’da reklam verirken bile, örneğin seçtiğiniz anahtar kelimeler bile sayfanızda yer almıyorsa kalite puanınız düşer. Yine aynı zamanda doğru açılış sayfalarınız yoksa seçtiğiniz anahtar kelimeyi mecburen aanasayfaya yada en yakın olan bir sayfaya yönlendireceksiniz ve buda adwords için alakasız olacaktır, kalite puanınız düşecektir. Bu arada Adwords’de kalite puanının düşük olması rakiplerinizden daha fazla para harcayarak reklam vermeniz anlamına gelir.
Ayrıca her zaman reklam verecek bir bütçeniz olmayabilir. Haftanın 3 günü reklam verdiğinizi düşünürsek geriye kalan 4 gün Google’da kaybolucaksınız. Yani görünmeyeceksiniz. Tabi SEO’nuz yoksa!
Konuyu daha kapsamlı anlattığım yazımalarıma bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu SEO Anahtar Kelimeler Nelerdir? Sayfa İndirme Hızı Neden Önemli?
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da üst sıralara çıkmak için SEO mu yoksa google Adwords mü?

WEB SİTEM KAÇ GÜNDE HAZIR OLUR ?

Web sitem kaç günde hazır olur? Web sitesi yaptırırken neler istediğinize bağlı olarak bu süre değişir. Örneğin tek seferlik bir site kurulumu (Sadece site kurulumu ve içerikleri girme) ortalama max 7-8 gün sürer. Fakat siteye SEO yapılacak mı? Reklam hesapları kurulacak mı? Sosyal medya hesap kurulumu-paylaşım planlama-yönetimi, backlink özel tasarım, Logo, Kurumsal kimlik oluşturma gibi bir çok şey sitenin yapılma süresini uzatır. Örneğin bir SEO yaptırmak istediğinizde aslında yukarıdaki her şeyi istemiş oluyorsunuz. Ve SEO en kısa süre olarak 6 ayda tamamlanıyor.
Peki 6 ay boyunca site kullanılmayacak mı? Tabiki kullanılacak site 1 hafta içinde kullanıma açılıyor. Sadece Google’da değerli bir konuma gelmesi, yani potansiyel müşterilerin sizi görebilmesi en az 6 ay sürüyor.
Yani kısacası düz bir sitenin tamamlanması en geç 7 gün sürer diyerek sorumuzu yanıtlamış olalım.
Sıkça Sorulan Sorular: Web sitem kaç günde hazır olur ?

İNSTAGRAM REKLAM FİYATLARI NEDİR?

İnstagram reklam fiyatları talepleriniz ve rekabetinize göre değişiklik gösterir. Bu sizin ne kadar rekabete gireceğiniz ve ne kadar kişiye gösterim yapacağınıza bağlı olarak değişir. İnstagramda reklam verirken belirleyeceğiniz tarihler yine bu fiyatı değiştirir. Yada süresiz yayınlamak gibi.
Mesela bir reklam oluşturup günlük 50 tl bütçe vererek ve süresiz yayınla diyerek reklamınızı oluşturdunuz. Bu reklam 50 tl günlük olarak her gün yayınlanacaksa aylık sizin reklam bütçeniz 1550 TL olur. Bunu aylık değilde sadece hafta sonları yayınlamak haftalık 100 TL harcamanızı sağlar. Tabi bunun yanı sıra verdiğiniz rakam karşılığında gösterim sayınızda düşü yada artış olabilir.
Google ads’de olduğu gibi Sosyal medya reklamlarında da gösterim başına ücret ve rekabet vardır. Doğru kitleyi seçmediğiniz taktirde belirlediğiniz rakamı harcarsınız fakat sitenize tıklama yada telefonunuza arama alamazsınız. Buda sizi zarar ettir.
Eğer instagram’da reklam vermek istiyor ve reklam konusunda tecrübesizseniz kendi başınıza vermemenizi bir uzman ile çalışmanızı tavsiye ederim.
İnstagram Reklamları sayfamızı inceleyerek daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklam Fiyatları nedir?

REKLAM VERMEK İÇİN NE YAPMALI?

Reklam vermeden önce karar vermeniz gerekiyor. Peki neye?
Tabiki reklamı nerede vereceğinize. Gogole Adwords’de mi? Yoksa sosyal medyada mı?
Buna karar verdikten sonra ise gerekli kaynaklara sahipmisiniz? Websiteniz varmı? Reklam vermeye müsait sayfalar var mı? Yada Sosyal medya hesap profillerimin durumu ne?
Reklam vermek kolay gözükebilir ama bir çok etken verdiğiniz reklamın kalitesiz olmasını sağlayabilir. Örneğin Adwords’de bir reklama çıktınız Ads’de ki anahtar kelimelerinizin web sitenizde olmaması kalite puanınızı düşürür. Ve kalite puanınızın düşmesi, rakiplerinizden daha fazla para harcayarak aynı yerde bulunmanızı sağlar. Öte yandan insanlar reklama tıkladıktan sonra açılan bir sitenin görünümüne açılma hızına bakarlar doğru sayfada olup olmamaları müşterilerinizin kararlarını değiştirir. Örneğin geç açılan bir site için potansiyel müşterileriniz beklemez zaman onlar için olduğu gibi hepimiz için önemlidir ve internette hızlı gezinebildiğimiz bir zamanda sitenizin yavaş açılmasına kim sabredebilir ki?
Yukarıda anlattığım bir kaç benzetme reklam vermeden önce düşünmeniz gerekenlerdi. Şimdi “Reklam vermek için ne yapmalı?” sorusuna gelelim..
Diyelim ki reklam vermek için hazırsınız. Ve kararlısınız.
Reklam vermek için bir uzman ile çalışmanız gerekiyor. Eğer bu konuda tecrübeniz yoksa büyük geri dönülmez hatalara sebebiyet verebilirsiniz. Reklamı kendiniz vermek istiyorsanız eğer, bununla ilgili makaleler okuyup videolar izlemeniz gerekiyor. Hatta kursa giderek bir sertifikasyon programına girmeniz gerekli bunu bir meslek haline getirmeniz gerekiyor.
Ve sonrasında da yapmakta olduğunuz hale hazırda ki işinizi bırakabilirsiniz artık reklam uzmanısınız. 🙂
İşin espirisi bir kenara insanlar reklam için bir uzman kiralamak yada bir ajans ile çalışmayarak reklamı küçümseyip bende yapabilirim diyor. Ve yapıyor’da fakat yapabildiği tek şey videolarda izlediği gibi bir reklam kampanyası oluşturmak. Fakat reklam bütçesi eksilirken müşterisi reklamdan gelmiyor.
Genel bir istatistiğe göre küçük işletmelerin %67 si önce reklamı kendi veriyor ve sonrasında bir ajans ile çalışmaya başlıyor.
Sıkça Sorulan Sorular: Reklam vermek için ne yapmalı?

NASIL İLK SAYFADA ÇIKABİLİRİM?

İlk sayfaya çıkabilmenizin bir den fazla yolu vardır. Sitenizin google’ın istediği gibi yayınlanması bunların en başında geliyor. Bu çok kapsamlı ve detaya giren bir konu. Örnek vermek gerekirse, İlk sayfaya çıkmanızı sağlayacak en önemli olay SEO’dur. SEO olan bir sitesi doğru seo yapılmasıyla birlikte zamanla ilk sayfaya çıkabilir.
Bir diğer yol ise Google Ads ile ilk sayfaya reklam olarak çıkabilirsiniz. Bu SEO’ya göre daha az zaman içinde 1 sayfaya çıkmanızı sağlar. Fakat reklam bütçenizin bitmesi ile 1 sayfada kalma sürenizde dolar.
Bu sebepten en iyi yol SEO ile 1 sayfaya çıkmaktır.
Dilerseniz aşağıda ki bağlantılara tıklayarak konuyla alakalı içeriklerimizi inceleyebilirsiniz.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler için 10 İpucu Dijital Reklam Ajansı Nedir? Seo Anahtar Kelimeler Nedir?
Sıkça Sorulan Sorular: Nasıl İlk Sayfada Çıkabilirim?

WEB TASARIM NEDİR?

Web tasarımı, web sitesinin arama motorlarında erişilebilirliğini sağlayan, ana hatları ile kişi ve kurumları, ürün ve hizmetleri tanıtan grafik ve metinlerin bir araya geldiği kaliteli bir çalışmadır. Web tasarım nedir? denildiğinde kısaca kişi ve kurumların dijital ortamda görünen yüzü denilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Nedir?

GOOGLE ADWORDS NEDİR?

İnsanlar Google’a bir çok şey sorarlar.. Örneğin; Google Adwords nedir? yada Çengelköy’de Pizza gibi aramalar yaparlar. Bu kelimelere reklam verdiğinizde ise bu soruyu soran kullanıcının karşısına, reklamınız sayesinde sizin siteniz gösterilir. Anahtar kelimeler örnekti. Bunu kendi sektörünüz kendi hizmetlerinize göre değişen anahtar kelimeler ile kendinize göre ayarlayabilirsiniz. Örneğin bir rent a car hizmeti veriyorsanız ve üsküdar’da hizmet veriyorsanızı reklam Adwords’de reklam verirken “Üsküdar’da araç kiralama” anahtar kelimesini eklediğinizde google bu kelimeyi yazan üsküdarda araç kiralama arayan kullanıcılara reklamınız gösterilir.
Yani kısacası, Google Adwords, Google aramalarda ve haritalarda işletmenizin sunduğu ürün veya hizmetlerin kullanıcılara daha kolay ulaşabilmesini sağlayan bir internet reklamcılığı sistemdir.
Sıkça Sorulan Sorular: Google Adwords Nedir?

WEB TASARIM NEDEN ÖNEMLİDİR?

Web tasarım önemlidir. Çünkü düzgün ve kaliteli tasarlanmış bir web sitesi kullanıcıların gözünden bakıldığında zaman geçirmek için kayda değerdir. Ayrıca web tasarımı sadece kullanıcı açısından değil google içinde çok önemlidir. Sitenize puan verir ve index değerinizi hızlandırır. Doğru yapılmış bir tasarım ile hem masaüstü bilgisayarlarda hemde telefon, tablet gibi diğer mobil cihazlarda duyarlı çalışır.
Yani aslında web tasarım yaparak markanızı kullanıcılara ve Google kimlik olarak imaj olarak algılattırır.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Neden Önemlidir?

RESPONSİVE TASARIM NEDİR?

Responsive duyarlı anlamına gelmektedir. Yani kısacası web sayfanızın bilgisayarlardaki görüntüsünün bozulmadan tablet, telefon gibi mobil cihazlarda da aynı kalitede ufaltılmış duyarlı halidir.
Sıkça Sorulan Sorular: Responsive Tasarım Nedir?

SEO'NUN FAYDALARI NELERDİR?

Aslında bu soru çok genel ve uzun cevaplara dayanıyor. Fakat kısaca anlatmak gerekirse Seo 7/24 ücretsiz reklam vermek gibidir.
Google ads ile reklam vererek 1. sayfa da yer alabilirsiniz. Ama bunun için ödeme yapmanız gerekmektedir.
Fakat SEO ile hazırlanmış veb sitesi çalışma yaptığınız anahtar kelimelerde Google’da 1. sayfada ücretsiz ve kesintisiz olarak gösterilirsiniz.
Tabi SEO uzun vadede devamlılık gerektiren bir yoldur. Minimum 6 ay seo çalışması ile belirlenen çalışılmış kelimelerde yükselirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: SEO’nun faydaları nelerdir?

SOSYAL MEDYA YÖNETİMİ NEDİR?

Sosyal medya yönetimi; Dijital ortamda sayfa ve hesapların kullanılırken bunun nasıl olması gerektiğini, nasıl yollar izleneceğini, herhangi bir durum karşısında hangi yöntemlere başvurulacağını, marka tanıtım ve yönetimlerinin nasıl olması gerektiğini ve tüm bunların düzenli ve uyumlu bir şekilde yönetilmesine verilen addır. Sosyal medyanın günümüzde sahip olduğu yer çok güçlüdür.
Hedef kitle belirleme sosyal medya yönetimin en önemli noktalarındandır. Yaş aralığı, cinsiyet, ilgi alanları belirlenen kitlenin bilinmesi gereken unsurlarındandır. Hedef kitlenin ilgisini çekmek adına anket yapılabilir. Ve hatta özel günlerde verilen hediyelerle birçok kişi çekilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Sosyal Medya Yönetimi Nedir?

MOBİL SEO NEDİR?

Mobil SEO sitenizin iç seo ayarlarını yapmanız gibi mobilede de etki edeceğini bilmelisiniz.
Eğer web sitenizi zaten arama motorları için optimize ettiyseniz, mobil SEO çalışmaları için çok da yorulmayacaksınız diyebiliriz.
Bir mobil sitenin dizaynı, kullanıcılar ve arama motoru botları için çok önemlidir. Mobil dizayn ile ilgili yapılması gerekenler:

Responsive Tasarım mı, Ayrı Mobil Site mi?

Web siteniz Mobil uyumlu değilse, vermeniz gereken en önemli karar: Mobil sitenizin; responsive mi, dinamik mi yoksa ayrı mobil site mi olacağıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Mobil SEO Nedir?

ORGANİK ARAMA NEDİR?

Sitenize SEO uyguladığınızda reklam vermeden google aramalarda potansiyel müşterileriniz tarafından bulunmanızı sağlayan aramaya verilen isim Organik Aramadır.
Organik aramalarda yani reklamsız ücretsiz googleda arandığınızda bulunabilmeniz SEO ile mümkündür.
Sıkça Sorulan Sorular: Organik Arama Nedir?

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN ANAHTAR KELİME NEDİR?

Google reklamları için anahtar kelimeler sektörel olarak değişir. Her sektör için farklı anahtar kelimeler kullanılır. Örneğin bir ayakkabı satıcısının anahtar kelimeleri ile araba kiralama firmasının anahtar kelimeleri ortak değildir. Sektöre göre değişiklik göstermektedir.
Anahtar kelimelerinizi ayarlarken bu kelimeleri reklamlarda kullanmadan önce sitenizde de yer aldığına dikkat edin.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için anahtar kelime nedir?

NEDEN İNSTAGRAM REKLAMLARI?

İnstagram reklamları google reklamları (Google Ads) farkı tamamen sizin yaptığınız işe bağlıdır. İnstagramda ki kullanıcı kitlesi sizin potansiyel müşteriniz olabilir. Yada Google aramalarda ki. Bu tamamen sizin verdiğiniz hizmetle ilgilidir.
Örneğin; Sizin kitleniz gençlerden oluşan ve sadece erkekleri baz alabileceğiniz bir kitle var. Ve bu kitleye Yüzme etkinliği yapıyorsunuz. Bunu adwords’de yapmanız daha zor ve uğraş gerektirir. Fakat instagram üzerinden bu genç kitleye görseller ile yada video ile bir reklam paylaşarak daha kısa ve net bir şekilde ulaşabilirsiniz.
Fakat dediğim gibi bu kitleye adwords’de de ulaşabilirsiniz. Bu tercih meselesidir. Fakat bazı durumlarda adwords bazen instagram ve hatta bazen kitlenizin facebook’da olduğunu görebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Neden İnstagram Reklamları?

FACEBOOK REKLAM MODELLERİ

Facebook size reklam verme amacınıza uygun modeller sunar. Bu reklam modelleri temelde şöyledir;
1) İnternet Sitesi Tıklamaları
2) İnternet Sitesi Dönüşümlerini Artırma
3) Sayfa Tanıtımını Yapma
4) Gönderileri Öne Çıkarma
5) Uygulama Yüklenmesini Sağlama
6) Uygulama Etkileşimini Artırma
7) İşletmenizin Yakınındaki Kişilere Erişme
8) Etkinlik Katılımını Artırma
9) İnsanların Teklifinizi Almasını Sağlama
10) Video görüntülemeleri
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklam Modelleri

FACEBOOK REKLAMLARI ETKİLİ Mİ?

Bu soruyu yanıtlamadan önce Facebook’un kullanım oranlarına dair kısa bir bilgi verelim. Facebook, son rapora göre toplamda aylık 2,13 milyar kullanıcıya sahip. 7,6 milyar olan dünya nüfusu göz önünde bulundurulduğunda her 3-4 kişiden birinin aktif olarak Facebook kullandığını söyleyebiliriz. Üstelik Facebook’ta hemen hemen her kesimden kullanıcı bulunuyor. Her yaştan, cinsiyetten ve meslekten kullanıcının yer aldığı Facebook’ta bu kadar çok kullanıcının olması da markaları bu kanaldan reklam yayınlamaya yönlendirdi.
Öncelikle yeni kurulan bir markanız varsa veya Facebook’ta yeni bir sayfa açtıysanız reklam çalışması oluşturmalısınız. Çünkü Facebook’un algoritması değişti. Yeni algoritmaya göre Haber Kaynağı’nda yani ana sayfada kişisel Facebook hesaplarının paylaşımları yer alacak. Bu sebeple markaların işletme sayfalarında gönderi paylaşmaları yeterli değil. Kendilerini ön plana çıkarabilmek, kullanıcıların görmesini sağlamak için reklam yayınlamak şart. Üstelik yeni kurulan bir Facebook hesabı için sayfa beğeni reklamı açılmalıdır. Mevcut takipçisi olmayan veya az olan işletme sayfalarının etkili olabilmesi de oldukça zor.
Daha fazla bilgi edinmek için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? isimli yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklamları Etkili mi?
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/sikca-sorulan-sorula
Daha fazla sormak istediğiniz soru varsa

Bizimle Konuşmaktan Çekinmeyin

Tek seferlik Ads Kampanyası oluşturmak mı istiyorsun? Yoksa reklam hesabının aylık yönetilmesini mi? Eğer hala karar veremediysen bizimle iletişime geç birlikte karar verelim.
Bunlardan birine ihtiyacın olabilir; Web Tasarım, SEO, Sosyal medya reklamları veya Logo tasarımı. Aşağıdaki E-posta hesabına mail atabilir yada direk arayabilirsin.
Email [[email protected]](mailto:[email protected])
Call Now! +90 530 460 6357
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.08.15 21:23 karanotlar İlkel Bir Toplumdan Uygarlık Dersi: Amişler

Günümüzde ABD denilince birçok insanın aklına, ileri teknolojiyi yaşamın her alanında kullanan, bireyci ve rekabete dayanan bir toplum yapısı gelir. Oysa nüfus bakımından dünyanın en büyük ülkelerinden biri olan ABD’de, tek tip bir toplum yapısı bulunmamaktadır. Daha başka bir deyişle söylemek gerekirse bir ABD stereotipi yoktur. Tipik ABD’li imajına uyanlar ABD nüfusunun çoğunluğunu oluştursa da, bu imajın dışında kalan pek çok topluluk da ABD’de yaşamaktadır. Bu topluluklar içinde en dikkat çekicilerden birisi de, sanayi devriminden hemen önce Amerika’ya yerleşmeye başlayan ve inançları gereği o dönemim düşünce tarzını günümüzde de devam ettirdiğinden sanayi devriminin doğurduğu toplumsal yozlaşmanın etkilerinden uzak kalan Amişlerdir.
Amişlerin geçmişi 16. yüzyıl İsviçre’sine kadar uzanıyor. Dinde reformun tartışıldığı bu dönemde, başını gezici rahibi Menno Simons’un çektiği bir grup Hristiyan, çocukların doğar doğmaz takdis edilmesine karşı çıkıyor. Çünkü onlara göre Hristiyan bir anne-babadan doğmuş olsa bile bir çocuğun doğumda dinin gereklerini anlaması yani Hristiyan kabul edilebilmesi olanaksızdır. Bu yüzden bir insan ancak bilinçlenmiş kabul edileceği 18 yaşında kendi isteği ile takdis edilerek ya gerçek bir Hristiyan olabilir ya da inandığı başka bir dini kabul edebilir. Doğal olarak bu durum Katolik Kilisesi tarafından hiç hoş karşılanmıyor ve Mennocular adı verilen bu grup için bir insan avı başlatılıyor, yüzlerce Mennocu acımasızca öldürülüyor.
Mennocular daha sonra kendi aralarında bölünüyor ve Amişler, Mennocular ve Bretenler olarak üçe ayrılıyor. 18. yüzyılda baskılar artıp, yaşam daha da çekilmez hale gelince o dönemde insanlara dinsel özgürlük vaat eden yeni dünyaya yani ABD’ye yelken açıyorlar.
Günümüzde dünyanın birçok ülkesine dağılmış olarak yaşayan Mennocuların sayısı 1 milyonun üzerinde. Amişler ise çok az bir kısmı Kanada’da olmak üzere neredeyse tamamı ABD’de yaşıyor. ABD’deki nüfusları yaklaşık olarak 250.000 kadar. Yani sayıca oldukça az sayılırlar. En yoğun olarak bulundukları bölge ise Pennsylvania eyaletinin Lancaster kenti. Burada yoğunlaşmalarının nedeni ise ABD’ye ilk göç ettikleri tarihte Pensilvanya’nın efsanevi valisi William Penn’in onlara kucak açıp barınacak yer ve yaşamlarını kazanacak toprak vermesi.
Teknolojiyi Reddeden Topluluk
Amişler sayı olarak az demiştik ama Batı toplumlarında ender rastlanabilecek bir nüfus artış hızına sahipler. Elizabettown Üniversitesi’nden Amişler uzmanı Donald B. Kraybill’in araştırmasına göre Amiş toplumunun yıllık nüfus artık hızı %4 gibi çok yüksek bir düzeyde. Her Amiş ailesinin ortalama 5-6 civarında, bazılarında ise 15’e ulaşan çocuğu bulunuyor ve hesaplamalara göre 2025 yılı civarında nüfuslarını iki katına yani 500.000’e ulaşmış olacak. Kısacası böylesine yüksek bir nüfus artışı nedeniyle Amiş toplumunun nüfusu yaklaşık olarak her 20 yılda bir 2 katına çıkıyor.
Amişleri diğer topluluklardan ayıran en sıradışı özellikleri ise nüfus artış hızları değil elbette. Onları farklı kılan, ABD gibi ileri teknolojinin yaşamın tüm alanlarında egemen olduğu bir ülkede yaşamalarına karşın teknolojiyi neredeyse hiç kullanmıyor oluşları. İnsan ilişkilerini ve toplumu bozduğuna, gerçek bir Hristiyan’ın Hz. İsa dönemimdeki gibi yaşaması gerektiğine inandıkları için elektrik, telefon, otomobil, bilgisayar, internet gibi çoğumuz için vazgeçilmez sayılabilecek hiçbir teknolojik yeniliği kullanmıyorlar. Ulaşım gereksinimlerini otomobil yerine “buggie” adını verdikleri at arabaları, ışık gereksinimlerini güneşin doğuşu ve batışı arasındaki zamanı değerlendirerek, iletişim gereksinimlerini ise yüz yüze görüşerek karşılamak Amişlerin tipik yaşam tarzı.
Bu düzeni korumak ve çocuklarının erken yaşlarda dış dünyanın olumsuz etkilenmelerini önlemek için ise Amişler temel ilköğretimin ardından çocuklarını devlet okullarından alıp kendi kilise okullarında eğitiyorlar. Onlara göre ABD eğitim sistemi karşı çıktıkları bir rasyonaliteyi çocuklarına aşılamaya çalışıyor çünkü. Öğretmenleri ise yine bu okullardan mezun olmuş çoğu 17-18 yaşlarındaki bekar Amish kızları. Kendi toplumları dışındaki insanları “Englishman” olarak adlandırıp onlarla olan ilişkilerini mümkün olduğunca asgari düzeyde tutmaya çalışıyorlar. Hepsi çok iyi İngilizce bilmelerine karşın kendi aralarında kullandıkları dil Pensilvanya Almancası.
Amişler günümüzde de inançlarına son derece bağlı biçimde yaşıyorlar. Kendilerine özel bir kiliseleri var ve ibadetlerini toplu olarak bu kiliselerde yapıyorlar. Her Pazar ayininden sonra topluluktan bir üyenin evinde toplanıp birlikte yemek yiyorlar. Pazar ayini dışındaki tüm ibadetlerini de evlerinde yapıyorlar. Yaşamın her alanında da inançlarının emrettiği kurallara uymaya çalışıyorlar. Yazılı bir kuralları yok ama “Ordnung” adı verilen bir kurallar silsilesi var.
İnançlarına bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmalarına karşın Amiş toplumu bağnazlıktan son derece uzak. Ne de olsa yeni dünyaya göç etmelerinin temel nedeni bağnazlığın geçmişte onlara yaşattığı acı. Öyle ki, 16 yaşına gelen çocuklarını dış dünyayı ve diğer yaşam tarzlarını tanımaları, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendilerinin belirlemesi ve özgür iradeleriyle bir sonuca ulaşmaları için tamamıyla serbest bırakıyorlar.
Her Amiş Kendi Yolunu Belirlemeli
Kullandıkları Pennsylvania Almancasında “dolaşmak” anlamına gelen “rumspringa” denilen bu dönemde gençler uyuşturucu, alkol, seks dahil istedikleri her şeyi serbestçe, sınırsızca deniyor ve yaşıyorlar. Sonra kendi tercihlerini yapıp isterlerse Amiş toplumuna geri dönüyorlar, isterlerse denedikleri bu yaşam tarzına uygun başka kentlere yerleşebiliyorlar. Geri dönenlerden ise, ki istatistikler gençlerin %93’ün geri dönmeyi tercih ettiklerini göstermektedir, Amiş toplumunun kurallarına uymaları bekleniyor.
Amiş toplumu, diğer Anabaptist topluluklar gibi, çoğu Hristiyan mezheplerin aksine doğar doğmaz vaftiz olayına karşı. Çünkü doğan her çocuğun masum olduğuna inanırlar. Kişi, yetişkin olduğunda ne zaman vaftiz olacağına kendisi karar verir. Ancak evlenmek isteyen her Amişin vaftiz olması zorunludur.
Günlük yaşam tarzları da oldukça sade sayılabilir. Örneğin kadınlar kesinlikle makyaj yapmıyor, mücevher takmıyor. Buna evlilik yüzükleri de dahil. Giydikleri uzun kollu ve tek parça etekler gösterişten uzak ve tek renk. Evlenene kadar başlarını siyah bir örtü ile kapatan kadınlar evlendikten sonra beyaz başörtüsü takmaya başlıyorlar. Erkekler de keza aynı şekilde sade giyiniyorlar: Sade renkli bir gömlek, yakasız bir pardösü ve bunları tamamlayan bir şapka. Evlendikten sonra ise sakal kesmeyi bırakırlar.
Amiş Toplumunda Evlilik
Evlilikler de yine Amiş toplumunun kendi içinde yapılıyor. 18 yaşını dolduran kızlar ile 20 yaşını tamamlayan erkekler eşlerini kendileri belirliyor ve ailelerinden izin alarak evleniyor. Yalnız burada da Ordnung kurallarına uymaları gerekiyor. Şöyle ki; bir Amiş ancak başka kendi cemaatinden ya da başka bir cemaat üyesi Amişle evlenebilir. Yabancı biriyle evlenmek kesinlikle yasak. Ayrıca ilk kuzenlerin evlilikleri de yasaktır, ikinci kuzen evlilikleri de sıcak karşılanmaz.
Evlenmeye karar veren Amiş gençleri rahibe veya rahip yardımcısına giderek o zamana kadar zina yapmadıklarını ve evliklerinin Ordnung kurallarına uygun olduğunu belirtirler. Eğer gençler evlilik öncesi seks yapmışlarsa ve bu durumu itiraf etme cesaretini gösterebilirlerse bazı değişiklikler olur. Gençler önce altı haftalık bir ceza ile önce günahlarının kefaretini öderler. Ve gelinin, normalde düğün sırasında giymesi gereken beyaz önlük ve göğüslüğü giymesine izin verilmez. Bir kadının düğünü sırasında giydiği beyaz önlük ve göğüslük öldüğünde de üzerinde olur. Dolayısıyla bir genç kız düğün gününde giydiği beyaz önlük ve göğüslüğün aynı zamanda kefeni olduğunu bilir. Bir tarım toplumu olmalarından dolayı da evliliklerin neredeyse tamamına yakını hasat mevsiminin sonunda yani sonbahar ya da kış aylarında gerçekleşir. Ve evlilikler ya Salı ya da Perşembe günü gerçekleşir.
Boşanma ya da doğum kontrol konusu da tıpkı Katoliklikte olduğu gibidir. Hiçbir gerekçe boşanma için yeterli bir neden değildir. Evlilikle başlayan bir birliktelik, ancak ölüm nedeniyle sona erebilir.
Amiş toplumunun temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Makineleşmeye geçmedikleri ve dolayısıyla daha yüksek maliyetli olduğu için ürettikleri tarımsal ve hayvanlar ürünler diğer üreticilerin ürünlerine göre daha pahalı. Fakat daha pahalı olmalarına karşın neredeyse yok satıyor. Çünkü teknolojinin neredeyse tüm nimetlerini reddeden Amişlerin ürettiklerinin gerçekten organik ve doğal ürünler olduğunu bütün tüketiciler biliyor ve özellikle tercih ediyorlar. Kriz dönemlerinde bile fiyatları yüksek olmasına rağmen Amiş ürünlerine yönelik talepte bir azalma olmaması tüketicilerin onlara duyduğu güvenin en bariz göstergesi. Amişlerin bir diğer bir geçim kaynağı ise marangozluk. Tamamen el emeği olan bu ürünler toptancılar tarafından anında kapışılıp piyasaya sunuluyor. Çünkü bir malı değerinden fazla paraya satmanın günah olduğuna inanan Amişler ürettiklerini maliyetinden çok az bir farkla veriyorlar.
Amişleri ABD’deki diğer topluluklardan farklı kılan bir diğer özellik de, ABD gibi vergi sisteminin son derece sıkı olduğu bir ülkede devlete tek kuruş vergi vermiyor olmaları. Gerçi hükümet birkaç kez vergi alma girişiminde bulunmuş ama kamuoyu baskısı nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmış. Vergi vermedikleri gibi herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna da bağlı değiller. Onlara göre en iyi sosyal güvenlik yöntemi, kendi toplumlarının kurmuş olduğu sosyal güvenlik sistemi ve aile kurumudur. Örneğin bir Amiş’in eve gereksinimi varsa hep birlikte karşılıksız imece usulü ona ev inşa ediyorlar. Genelde doktora gitmeyip doğal yöntemlerle tedavi oluyorlar ama gitmek zorunda kalanların tüm masraflarını da yine topluluk karşılıyor. Askere gitmedikleri gibi Amiş toplumu genelde sorunlarını kendi içlerinde hallediyor ve hiç bir suçu polise bildirmiyor.
Amişlerin toplumsal dayanışma anlayışını gösteren en güzel örneklerden biri belki de Amish Grace (Amiş Merhameti) adlı filme ve kitaba da konu olan yaşanmış katliamdır. Bu olayda Amiş toplumu dışından bir kişi, bilinmeyen bir nedenden bir Amiş okulunu basarak 5 küçük kız çocuğunu öldürür ve ardından intihar eder. Katliamın ardından bir araya gelen mağdur Amiş anneleri katliamı gerçekleştiren kişinin evini ziyaret ederek ailenin acısını paylaştıklarını ve yaşananların “sorunlarını çözmekte aciz kalmış bir Tanrı evladının talihsiz bir eylemi” olduğunu söylerler. Ayrıca katliamı gerçekleştiren kişinin ardında yetim bıraktığı çocukları için de bir yardım kampanyası başlatırlar.
Amişler belki de bu yüzden, bireysel kapitalizmin ve yozlaşmanın en vahşisinin yaşandığı ABD’nin en sıradışı toplumudur. Onlar her ne kadar teknolojiden uzak durup modern dünya için ilkel sayılabilecek bir yaşam tarzı benimsemiş olsalar da, çoğu uygar toplumlara ders verecek bir ahlak anlayışları vardır.
http://www.serenti.org/ilkel-bir-toplumdan-uygarlik-dersi-amisle
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.04 17:21 Levi565 Maymun Meselesi

Maymunlar gerçekten nefes kesici hayvanlar, ona şüphe yok! Ancak maymunlarla insanları bir arada ele alan birkaç soru var ki, evrimsel biyologlar bu sorulardan hangi yüzyılda kurtulacak, bilmek zor. Evet, o meşhur sorulardan bahsediyoruz: İnsanlar maymundan geldiyse, şimdiki maymunlar neden insan olmuyor? İnsan maymundan mı evrimleşti? Maymunlarla sadece ortak atalarımız mı var? Biz, maymun muyuz? Sahi, insanın maymunlarla ilişkisi nedir? Gelin, şu soruları modern bilimin ve evrimsel biyolojinin ışığında detaylıca ele alalım ve artık bir açığa kavuşturalım.
İnsanlar Maymundan mı Geliyor?
Eğer ki evrimsel biyolojiyle herhangi bir noktada az da olsa ilgilendiyseniz, insanların diğer maymunlarla yakından bir akrabalık ilişkisi olduğunu duymuşsunuzdur. Kuvvetle muhtemel, evrimi anlayan bilimseverlerin sıklıkla sözünü ettiği "İnsanlar maymundan gelmiyor, sadece ortak ataları var." lafını da işitmişsinizdir.
Peki durum böyle mi? Hayır! İnsanların maymundan gelmediği bilgisi doğru değildir; insanlar, doğrudan doğruya maymun olan atalardan evrimleşmiştir!
Bilimsever Nezaketi
İnsanların maymunlardan gelmediği, bunun yerine sadece ortak atalarının olduğu iddiasının yaygın bir şekilde sürdürülmesinin birkaç sebebi var. Bunlardan ilki, bilimseverlerin içtenlikle ve azimle karşı tarafa evrimi anlatma ve öğretme çabası. Bu çok önemli bir çaba; ancak karşıt fikirdekilere yaranmak ve onları konunun içerisine çekmek için verilen çaba, insanın maymunlardan evrimleşmediği gibi naif iddiaların doğmasına neden olabiliyor. "İnsan maymundan evrimleşti." demek, her nedense kulağa çok kaba gibi geliyor. Üstelik bu iddia, sanki evrimin "zincir" şeklinde değil de, "ağaç" şeklinde ilerleyen şemasına da ters düşüyor gibi algılanıyor.
İnsanlar Maymun Sözcüğünün Anlamı Bilmiyor!
İkinci bir neden, "maymun" sözcüğünün ne anlama geldiğinin pek de bilinmiyor olmasıdır. Herkesin aklında bir maymun tanımı var; ancak neredeyse hiç kimse bunun tam olarak ne olduğunu bilmiyor. Kimisi için maymunlar şempanze ve goriller gibi hayvanlardan ibaretken, kimisi için "şapşal, şebelek, kıllı hayvan" gibi anlamlara geliyor.
Taksonomlar ve Antropologlar Arası Kavga...
Üçüncü ve son bir neden ise, taksonomlar ile antropologlar arasında bitmek bilmeyen bir kategorizasyon kavgasıdır. Özellikle de insanın Evrim Ağacı üzerindeki sınıflandırması konusunda... Bir taraf insanın maymun olduğunu söylerken, diğer taraf insanın maymunlardan ayrı bir grup olduğunu söylüyor. Bu tartışmanın temelinde "Evrim Ağacı" olarak da bilinen filogenetik ağaçların yaratılma sürecinde dikkate alınan veri grupları ve kategorizasyon yöntemleri yatıyor.
Aslında bu tartışmalar 21. yüzyılda büyük oranda çözülmüştür. Ancak bu nihai görüşün halka yayılması daha epey süre alacak gibi gözükmektedir.
Maymun Nedir?
Taksonomide son birkaç on yıl öncesine kadar kullanılan "maymun" tanımı, parafiletik bir taksonomik gruba işaret etmekteydi. Yani ortak bir ataya ait tüm torun türleri içerisine almayan bir taksonomik gruptu. Bu ne anlama gelir? "Maymun" dediğinizde, ortak bir atadan gelen türlerin tamamını kapsamazdınız.
Bu eski tanıma göre maymun, Eski Dünya Maymunları (Cercopithecoidea) ile Yeni Dünya Maymunları'na (Platyrrhini) hep birlikte verilen isimdi. Bu tanım, itinayle İnsansılaİnsansı Maymunlaİnsaymunlar (İng: Ape) olarak bilinen Hominoidea; yani insanlar, insansı ataları ve yakın akrabaları (şempanzeler, bonobolar, goriller, orangutanlar) grubunu dışlıyordu. Yani bu tanıma göre insanlar birer maymun değildi! İşte bu yüzden maymunlar monofiletik değil; parafiletik bir taksonomik grup olarak sınıflandırılıyordu.
Anlayacağınız, biz her ne kadar bir şempanzeye düşünmeden "maymun" diyor olsak da, birkaç on yıl öncesine kadar yaygın olarak kabul edilen bilimsel terminoloji açısından şempanze de, tıpkı insan, orangutan ya da goril gibi bir maymun değildi! Hoş, "maymun" değillerdi; ancak bunlara "insansı maymun" veya "kuyruksuz maymun" gibi isimler verilmişti.
Arada ne fark var? Eh, pek bir fark yok. Bu tanım, insanın da içerisinde bulunduğu "kuyruksuz maymunlar" grubunu itinayla dışlamaktaydı. Bunun temelinde de insanın ve insanın en yakın yaşayan akrabalarının yüksek zekaları nedeniyle özel bir kategoride olması gerektiği düşüncesi yatıyordu.
Bunun sebebi, ne yazık ki bilim insanlarının günümüzden on yıllar önce şahsi görüşlerinin yanılgılarına düşmeleridir. Tıpkı bilim düşmanı olan kitlelerin kendi düşüncelerinden yola çıkarak doğayı kafalarına göre yorumlayıp isimlendirme merakları gibi, bu şekilde çok çok nadir de olsa bilimin içerisinden gelen insanlar da, düşünceleri, ahlaki yaklaşımları, şahsi inançları ve kimi zaman da insanları korkutup galeyana getirmeme meraklarından ötürü bilimsel tarafsızlıklarını yitirmektedirler.
İnsanları, "maymun" olarak saymamak ve isimlendirmemek adına, maymun sözcüğü insanları içine alan bir grup olarak kullanılmamış ve tamamen anlamsız ve kafa karıştırıcı bir şekilde sadece Eski Dünya Maymunları ile Yeni Dünya Maymunları'nı kapsamıştır.
Bunun kültürel sebepleri oldukça anlaşılırdır: kendimizi "maymunlar" diyip geçtiğimiz grubun içerisinde görmeye yakıştıramıyoruz. Memeliler Sınıfı'nda olmamız sorun değil, Hayvanlar Alemi'nde bile olmamız sorun değil; ancak Maymunlar İnfratakımı'na ait olmak birçoklarına rahatsız edici gelmektedir. İnsanın taksonomisiyle ilgili detaylı bilgileri buradaki yazımızdan alabilirsiniz.
Türleri daha bütüncül bir çerçevede ele alan kladistler ve genel olarak evrimsel biyologlar ise, bu tanımı reddediyordu. Dolayısıyla, kuyruklu ve kuyruksuz maymunları aynı kategoride toplayarak, bunların hepsine maymun diyorlardı.
İşte günümüzde artık evrimsel biyologların yaklaşımı biyoloji genel geçer görüş haline gelmiştir. Bu durumda maymun ile Simiiformes, ya da "simiyen" sözcüğü eş anlamlı hale gelmiştir. Bu kavramlarla ve primat taksonomisi ile ilgili çok daha fazla bilgiyi buradaki yazımızdan alabilirsiniz.
İnsan Bir Kuyruksuz Maymun Türüdür!
Bu tanımlardan hangisini tercih edeceğiz? Neyse ki bilim hatalarından ders almayı bilen ve kendini geliştirmekten çekinmeyen bir bilgi türü olduğu için günümüzde, modern ve gerçekçi bilim insanları, bu kavramı değiştirmeye başlamışlardır.
Giderek artan sayıda bilim insanı, "maymun" sözcüğünü tamamen dışlayarak, simiyen sözcüğünü tercih etmektedir. Kuyruklu ve kuyruksuz maymunları birbirinden ayırmamaktadır. Evrim Ağacı olarak biz de, bu korkusuz, gerçekçi ve modern bilim insanları arasında, onlara destek olmaktayız. Yazılarımızda insanın bir "maymun türü" olduğunu açıkça belirtmekteyiz, çünkü bu sadece bir isimlendirmedir ve "maymun" kelimesi sanılanın ve düşünülenin aksine bir hakaret değil, bilimsel bir terimdir.
Maymun kelimesi günümüzde giderek, her ne kadar parafiletik bir grubu kastetse de, filogenetik olarak anlamlı olabilmesi için "Simiyen" (Simiiformes = Simiyen) infratakımı ile eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yukarıdaki fotoğrafta Simiiformes'in kapsadıklarını görebilirsiniz. Bu sayede "maymun" sözcüğü, Eski Dünya Maymunları, Yeni Dünya Maymunları ve İnsansı Maymunlar (İnsaymunlar) gruplarını kapsayacak hale gelecektir. Evrim Ağacı olarak bizler, bu bilimsel duruşun Türkiye'de yayılmasını sağlayacak kaynak olmak üzere çalışıyoruz. Bu konularda çok daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.
Ancak "maymun" sözcüğü, sırf bilim insanları kullanmıyor diye toplumdan silinmiyor ne yazık ki... Peki bu durumda ne diyeceğiz? İnsan maymun değil mi?
Öncelikle şunu öğrenelim: İnsan bir kuyruksuz maymun türüdür. İnsanın Kuyruksuz Maymun, yani Hominoidea süperailesinden olduğu konusunda bilimsel bir anlaşmazlık ya da tartışma bulunmuyor. Bu grubun bütün özelliklerini istisnasız olarak taşıyoruz:
Uzun kollarımız ve geniş bir göğsümüz var.Kuyruklarımız yok; ancak kuyruklarımızın evrimsel süreçte köreldiğini gösteren kuyruk sokumu gibi anatomik kanıtlara sahibiz.Tüm kuyruksuz maymunlar gibi, hayatta kalabilmek için öğrenilmiş davranış kalıplarına diğer memelilere ve maymunlara göre daha fazla muhtacız.Buna bağlı olarak, diğer kuyruksuz maymunlar gibi vücutlarımıza oranla oldukça iri beyinlerimiz var.Kuyruklu maymunların aksine, apandisimiz var.Azı dişlerimizde, tüm Kuyruksuz Maymunlar'daki gibi Y-5 deseni görülüyor; yani dişlerimiz Y şeklinde ve üzerlerinde 5 öğütücü çıkıntı var. Kuyruklu maymunların azıdişlerinde ise 4 çıkıntı bulunuyor.Omuz anatomimiz de Kuyruksuz Maymunlar'ın ağaçlarda rahat hareket edebilmesini sağlayan eşsiz tarzına birebir uyuyor.
Yani bizlerin kuyruksuz maymun olduğu konusunda bir soru işareti yoktur.
1942 senesinde National Geographic için John McDermott tarafından çekilen bu fotoğrafta, ufak bir erkek çocuğu, bir şempanze grubuna öncülük ediyor. Grubun başında da muhtemelen maymunların eğitmeni bulunuyor. Şempanzelerin el ele tutuşarak okul çocukları gibi tek sıra olmayı öğrenmiş olmaları gerçekten ilgi çekici bir tablo sunuyor.National Geographic
İnsan Bir Maymun Türüdür!
Peki bu durumda biz maymun muyuz? İşte bu, maymunu nasıl tanımladığınıza göre değişiyor. Eğer ki maymunu, evrimsel biyoloji camiasındaki anlamıyla, yani simiyen ile eş anlamlı olarak kullanıyosanız evet, insan tartışmasız bir şekilde bir maymun türüdür.
Biz, Evrim Ağacı olarak bu tanımı kullanıyoruz. Simiyenler, ya da maymunlar, kuyruklu maymunlar ve kuyruksuz maymunlar olarak ikiye ayrılıyor. Biz insanlar, bu ayrımın Kuyruksuz Maymun olan tarafındayız. Hepsi bu. Bu konularda çok daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.
Ancak eğer ki maymunların, insanın içerisinde bulunduğu Kuyruksuz Maymunlar süperailesini dışlayan bir sözcük olduğu inadını sürdüren taraftaysanız, o zaman insanlar maymun değildir diyebilirsiniz. Fakat bu size pek bir şey kazandırmayacak, zira İngilizcede "ape" dediğimiz sözcüğü Türkçeye "kuyruksuz maymun" ya da "insansı maymun" diye çevirdiğimiz için yine insana maymun demiş olacaksınız. Bundan kaçış yok.
İnsanı ve kuyruksuz diğer yakın akrabalarını maymunlardan ayırmak oldukça anlamsızdır. Çünkü hiçbir temeli olmayan bir şekilde, insanı sırf biz insan olduğumuz için ayrı bir yere koyma çabası güdüyor. Sonuçta bu Evrim Ağacı'nı eşekler yapıyor olsaydı, onlar da kendilerini kayırmak isteyeceklerdir ve atlarla kendilerini olabildiğince uzak bir noktaya yerleştirmeye çalışacaklardır. Güzel gözlü ve çalışkan eşeklerin yanında, pis ve aşağılık atların yeri de ne ola!
Evrimsel biyologlar ve kladistler de işte tam olarak bu nedenle bu ayrıma karşı çıkmışlardır. Kuyruksuz maymunlarla kuyruklu olan maymunları tek bir grup altında toplayarak onlara Simiiformes, yani "simiyenler" adını vermişlerdir. Ernst Haeckel tarafından 1866 yılında ilk olarak tanımlanan bu "simiyen" sözcüğü, en azından Türkçe söz konusu olduğunda, pratik olarak "maymun" ile eş anlamlıdır. İşte bu nedenle insanın da içerisinde bulunduğu Kuyruksuz Maymunlar, aslında birer maymundurlar. İlla ki insanı ayırıp, maymun değil de simiyen olduğumuz konusunda taksonomik bir ısrarda bulunmayacaksanız, insanların bir maymun türü olduğunu rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Tıpkı memeli ya da bir omurgalı bir canlı olmamız gibi... Bu sadece bir kategoridir. Maymun demek, "aşağılık", "şebelek", "şapşal" demek değildir. Bu yüzden, eğer ki özellikle hakaret etme amacıyla kullanmıyorsa, alçaltıcı bir isimlendirme olarak görmek anlamsızdır. Omurgalı bir hayvan türü olduğumuz için alınıp bozuluyor muyuz?
İnsan Sadece Maymun Olmakla Kalmaz; Aynı Zamanda Doğrudan Doğruya Maymunlardan Evrimleşmiştir!
Peki, insan maymundur, tamam. Ama sonuçta insan maymundan gelmiyor, değil mi? "Sadece ortak atalarımız var."
Hayır! En başta söz ettiğimiz gibi, bu da yanlış. Bunun aslında tartışılacak hiçbir tarafı muğlak tarafı yok. Hani "maymun" olup olmamamız konusunda en azından linguistik bir muğlaklık var; ancak maymunlardan evrimleşmediğimizi iddia etmek tamamen hatalı; hiçbir muğlaklık bulunmayan bir konu. Zira insanın Evrim Ağacı'nı geriye doğru takip edecek olursanız, bir noktada apaçık bir şekilde "maymun" olarak tanımlayacağımız, Simiiformes grubu altında kategorize edilen canlılara ulaşacağız.
Yine aynı tanım sıkıntısı var; ancak bu sefer bu sıkıntı, sonucu değiştirmiyor. Evet, bundan 6-7 milyon yıl öncesine gidersek, insan ile şempanzenin ortak atasına ulaşırız. Ve bu ortak ata, eğer ki Kuyruksuz Maymunlara "maymun" demeye halen ayak diriyorsanız "maymun olmayan" bir canlı olarak kategorize edilebilir.
10 milyon yıl geriye giderseniz, gorillerle ortak atamıza ulaşırsınız. O da, hala ayak direyenler için maymun değildir.
Ama ne zaman ki 30 milyon yıl kadar geriye gidersiniz, işte o noktada, aradaki onlarca ortak atadan sonra, nihayetinde kuyruklu maymunlarla, yani maymunlarla olan ortak atalarımıza ulaşırsınız. Bu canlılar maymundur! Kuyrukları vardır ve maymunlara dair tüm tanımlara uyarlar.
Ne zaman ki 50-60 milyon yıldan daha gerilere gidersiniz, işte o zaman maymunlardan da çıkarak, primat bile olmayan diğer memeli ortak atalara ulaşırsınız. Ancak oraya kadar olan canlıların büyük bir kısmı maymundur veya ön-maymun denen benzer canlılardır. Dolayısıyla insana giden evrimsel yolak üzerinde maymunlar vardır. Bu da, insanın soy ağacının bir noktada maymundan geldiği anlamına gelmektedir.
Kaldı ki, eğer ki simiyen-maymun ayrımında Evrim Ağacı olarak bizim kullandığımız eş anlamlılığı kullanıyorsanız, tüm Kuyruksuz Maymunlar zaten tanım gereği maymundur! Dolayısıyla insanlarla şempanzelerin ortak atası olan ve 6 milyon yıl önce yaşamış Orrorin ya da Sahelantropus cinsleri de maymundur! Hatta eğer ki "simiyen eşittir maymun" tanımını kabul ediyorsanız, bizim var olmuş ancak soyu tükenmiş en yakın kuzenimiz olan Neandertallerle ortak atamız olan Heidelberg İnsanları, ya da Homo heidelbergensis türü de maymundur! Dolayısıyla insan, maymun olan türlerden evrimleşmiştir!
İnsan Şempanzelerden Değil, Atasal Maymunlardan Evrimleşmiştir!
İşte bu, bizi yazımızın esas noktasına getirmektedir: Tüm bu bilgiler ışığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki biz insanlar, modern kladistik tanımlara göre sadece halen bir maymun türü olmakla kalmıyoruz, aynı aynı zamanda doğrudan doğruya maymun olan türlerden geliyoruz!
Peki bugüne kadar evrimle ilgili öğrendiğimiz her şey mi yalan? Değil. Bilimseverlerin en doğru şekilde aktardıkları konu, insanın şempanzelerden ya da gorillerden gelmediği konusu... Biz, çağdaşımız olan hiçbir türden gelmiyoruz. Onlarla sadece ortak atalara sahibiz. Zaten hiçbir tür, kendisiyle aynı çağda yaşayan bir diğer türden gelmez, eğer ki ata ile torun tür bir arada yaşamıyorsa...
Bizler, Evrim Ağacı üzerindeki dallardan sadece birisiyiz. Ve bize en yakın olan diğer dallarda şempanzeler, goriller ve orangutanlar gibi canlılar var. Daha uzak dallarda ise, diğer bütün canlılık yer alıyor! İşte bu, Evrim Ağacı'nın dünyamıza kattığı nefes kesici farkındalıklardan birisi... Evrim Teorisi ve teknik detayları, bizlerin "maymun" gibi kelimelere takılarak, bu konuların detaylarını öğrenmemek ve kendimizi sınırlandırmak için fazlasıyla önemli ve kıymetli bir bilimsel teori. Elimizdeki kısa zamanda ne kadar fazlasını öğrenip, ona ne kadar katkı sağlarsak kardır.
Sonuç
İnsan türü olarak, kendimizi diğer hayvanlardan ve maymunlardan dışlamaya çalışmanın anlamı yok. İnsan türü, yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre bir primattır, bir "maymun" türüdür ve daha spesifik olarak bir İnsansı Maymun'dur. Bunda alınacak, darılacak, bozulacak bir taraf bulunmamaktadır ve bulunmamalıdır da. Böylece insanın maymunlardan gelmediği, diğer maymunlarla ortak atası bulunduğu ve kendisinin de zaten bir maymun türü olduğu daha net anlaşılabilecektir. Eğer çok rahatsız oluyorsanız, kendinizi bir "insansı maymun" olarak görebilir ve diğer "aşağılık, zavallı, acınası, tipsiz, şebelek" hayvanlardan ayırabilirsiniz. Ancak sizin duygularınızın kırılması veya rahatsız olmanız, ne yazık ki gerçekleri değiştirmeyecektir. (EVRİM AĞACINDAN ALINTIDIR.)
submitted by Levi565 to MAYMUNLAR [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.07.04 03:13 osmanonurkoc Kürt sorununa dair

CUMHURİYET DÖNEMİ KÜRT RAPORLARI
PKK ile Ankara yönetimi arasındaki diyalog sürecinin başlamasıyla önemli bir dönüm noktasına gelen Kürt Sorunu’nun kökleri, PKK’nın silahlı faaliyete başladığı 1984 yılından çok daha gerilere, Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar gidiyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde devletin en önemli odaklarından birisi olan Kürt Sorunu, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından ilk kez, bir yıl arayla çıkan Nasturi ve Şeyh Sait İsyanı’yla görünür hale geldi.
1924’te Güneydoğu Anadolu'da Süryanilerin bağımsızlık için başlattığı Nasturi isyanını, 1925’teki Kürt aşiretlerinden yaklaşık beş bin isyancının merkezi yönetime başkaldırışı takip etti. 1925’le 1937 yılı arasında yaklaşık yirmi bölgesel isyan başlatılsa da, hepsi ordu birlikleri tarafından bastırıldı ve hiçbiri, Kürt Sorunu’nun kilometre taşlarından birisi olan ve Tunceli’de resmi rakamlara göre 13 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan Dersim İsyanı kadar büyük etki oluşturmadı.
Bugün adı Tunceli olan Dersim’de yedi ay süren isyanın ardından uzun yıllar sessizliğin hakim olduğu bölgede çatışmalar, 1984 yılında faaliyete başlayan PKK’nın Eruh ve Şemdinli Baskını’yla yeniden başgösterdi. Söz konusu kırılma noktalarıyla zaman zaman siyasi çatışma düzeyinde tartışılan Kürt Sorunu, güvenliği ve askerin rolünü esas alan veya sözkonusu etnik gruba yönelik engellerin kaldırılmasını hedefleyen değişik yaklaşımlarla ele alındı.
1925 ile 1961 yılları arasında ve 1980’lerin sonundan günümüze dek sorunun çözümüne yönelik çeşitli raporlar yazıldı. Bunların belli başlıları aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Meclis Başkanı Abdülhalik Renda Raporu (1925) Dahiliye Vekili Cemil Uybadın Raporu (1925) Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey Raporu (1926) Vali Ali Cemal Bardakçı Raporu (1926) Umum Müfettişi İbrahim Tali Öngören Raporu (1930) Fevzi Çakmak Raporu (1931) Korgeneral Ömer Halis Bıyıktay Raporu (1931) Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Raporu (1931) Umum Müfettişi Abdullah Alpdoğan Raporu, 1936 Başvekil İsmet İnönü Raporu (1935) Umum Müfettiş Abidin Özmen Raporu (1935) İktidar Vekili Celal Bayar Raporu (1936) CHP Azınlıklar Raporu, 1940 Umum Müfettiş Avni Doğan Raporu (1943) Maliye Müfettişi Burhan Ulutan Raporu (1947) 27 Mayıs 1960 Doğu Raporu (1961) DSP Güneydoğu Raporu (1987) SHP Raporu (1990) Recep Tayyip Erdoğan Raporu (1991) MÇP Doğu Ve Güneydoğu Anadolu Raporu (1991) SHP Nevruz Raporu (1992) Adnan Kahveci Raporu (1992) ANAP Raporu (1993) TBMM Göç Araştırma Komisyonu Raporu (1997,98) CHP Demokratikleşme ve İnsan Hakları Raporu (1999) Algan Hacaloğlu Raporu, 2000 DTP Siyasi Tutum Belgesi/ Demokratik Özerklik (2007) Saadet Partisi Raporu (2009) AK Parti Demokratik Açılım Kitapçığı (2010) 
Abdülhalik Renda Raporu, 1925
Dönemin Meclis Başkanı Abdülhalik Renda tarafından 1925 yılında kaleme alınan raporda, Kürtler arasında 'artan milliyetçilikten' duyulan endişe aktarılıyor. 14 Eylül 1925 tarihinde dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye sunulan rapor, Cumhuriyet Dönemi’nin ilk Kürt Sorunu raporu olarak biliniyor.
Bastırılan Şeyh Sait İsyanı’nın ardından doğudaki 10’un üzerinde şehri gezerek paylaştığı izlenimler ışığında Renda, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgede 'Türkleştirme politikası' izlemenin gerektiğini savunuyor.
Kürtlerin kendi dillerini yaşatıyor olmasını milli aidiyete bir darbe olarak gören Renda, Türkçe konuşmaya 'teşvik' için bölgede Kürtçe konuşanlara işlerinde zorluk çıkarılmasını savunuyor. Dilin anahtar rolüne işaret eden rapor, devletin yaklaşımının temellerini oluşturması sebebiyle büyük önem teşkil ediyor.
Ayrıca bölgedeki gizli silahlanmanın da önüne geçilmesi gerektiğini ifade eden Renda, bölgedeki aşiretlerin de zayıflatılmasını istiyor.
Cemil Uybadın Raporu, 1925
Renda’yla birlikte Şark Islahat Planı’nın temelini oluşturan bir diğer rapor ise, aynı yıl Dahiliye Vekili Cemil Uybadın tarafından kaleme alındı.
Diyarbakır (Ergani), Mardin, Siirt, Şanlıurfa (Siverek), Tunceli (Dersim) valileriyle yaptığı görüşmelerde edindiği bilgileri temel alan Uybadın, Şey Sait isyanının bastırılması sürecinde devletin sert tutumunun asayişi sağladığı, ancak bunun halk nezdinde devlete karşı bir tepki oluşmasına sebep olduğu şeklinde bir sorun tespitinde bulunuyor. Bölgedeki Kürtçü hareketin arkasında dış güçleri gören Uybadın, sorunun sürmesinde İngiltere ve Fransa’nın rolüne işaret ediyor. Kürt hareketinin aşamalı olarak Fırat Nehri'nin doğusuna ve sınır dışına sürülmesi gerektiği görüşünde olan Uybadın, Şeyh Sait İsyanı’nda 60 bin silah toplanmasına rağmen, Dersim’de tedbir alınmadığına değiniyor.
Uybadın’ın raporunda yer verdiği Kürt Sorunu’na yönelik çözüm önerileri arasında, zorunlu iskan politikası da var. Ubaydın, 'Kürt köylerine Türkleri yerleştirmek', 'Hristiyan azınlıkları bölgeden çıkarmak', 'doğudaki nüfusun batıya göçünün özendirilmesi' ve 'sıkıyönetim ilan edilmesi' gibi politikalarla öne çıkıyor.
1925’te yazılan Abdülhalik Renda ve Cemil Ubaydın raporları; Mahmut Esat Bozkurt, Kazım Orbay, Cemil Ubaydın ve Abdülhalik Renda tarafından kaleme alınan 1925 yılı tarihli 'Şark Islahat Planı'nı şekillendirmesi açısından büyük önem taşıyor. Aynı yıl Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilerek yürürlüğe giren plan, hemen öncesinde yazılan iki raporun işaret ettiği gibi doğunun demografik yapısının değiştirilmesi, Kürtlerin doğuya yerleştirilmesini öngören iskan politikası, güvenlik odaklı olarak istihbarat ve ulaşım ağının iyileştirilmesi, güvenlik görevlilerinin, hükümet temsilciliklerin ve eğitim kurumlarının artırılması, Kürtçenin yasaklanması ve çocukların ailelerinden alınarak Türkçe eğitimi verilmesini ve Türklük propagandası yapılmasını öngörüyordu.
1921 yılından itibaren çeşitli bölgelerde güvenlikten iskan politiklarına kadar geniş yetkilerle donatılmış Umum Müfettişliklerinin varlığı, Kürt Sorunu’na yönelik bakışın geçerli olduğu dönemin anlaşılması için önemli bir ipucu niteliği taşıyor. Ulus devlet anlayışının ülke sınırındaki her bir bölgeye nüfuz etmesini hedefleyen ve Tek Partili Dönem’in bitimine kadar varlığını sürdüren bu kurumlar, söz konusu Islahat Planı’nın hayata geçmesinde önemli bir role sahipti.
Hamdi Bey Raporu, 1926
1926 yılında Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporu, Dersim bölgesindeki 'olası bir krize' ve bunu engelleyecek 'tedbirlere' odaklanıyor.
Dersim Sorunu’nun Osmanlı Dönemi’ne dayandığını söyleyen Hamdi Bey, giderek 'Kürtleştiği' gerekçesiyle umutsuzluğa kapıldığı bölgenin ancak askeri bir harekat ile 'düzene gireceği' görüşünü savunuyor.
Bölgeyi güvenlik odaklı olarak geliştirmeye yönelik, fabrika kurmak, yol yapmak gibi faaliyetleri nafile girişimler olarak gören Hamdi Bey’in raporu da kendisinden önceki raporlar gibi, hükümet politikalarını değiştirmeye yönelik özeleştiri niteliği taşımaktan çok uzak olmak ve durumu yalnızca asayiş sorununa indirgemekle eleştiriliyor.
Cemal Bardakçı Raporu, 1926
Dönemin Elazığ Valisi olan Cemal Bardakçı’yı kendisinden önce rapor kaleme alan isimlerden farklı kılan, Osmanlı İmparatoru Padişahı Yavuz Sultan Selim döneminden bu yana süregelen sorunun, bölgede devlet eliyle gerçekleşen katliamlara bağlaması. Askeri hareket yerine bölgedekilerin hükümetin iyi niyetine inandırılmasının gereğine inanan Bardakçı, çözümün Dersim’deki sosyo ekonomik sorunların bölgedeki işsizliği ve eğitimsizliği gidermek suretiyle refahı arttırmaktan geçtiğine inanıyor.
Dersim’deki temel rahatsızlıkların bölgedeki Sünnilerin Alevilere yönelik baskısı ve ‘Kürt’ diye ötekileştirmesinden geçtiğini ifade eden Bardakçı, bölgede Kürtlerin çoğunlukta olduğu bilgisinin doğru olmadığını savunuyor.
Bardakçı'ya göre, Dersimliler, öldürülmekten ve göçe tabi tutulmaktan korkuyor. Silah bırakmamalarının sebebini de devletin olası bir müdahalesine yönelik korku olarak açıklıyor.
İbrahim Tali Öngören Raporu, 1930
Umum Müfettişi İbrahim Tali Öngören’in, 1930 yılında rapor haline getirdiği anlatımında sertlik yanlısı ve güvenlik odaklı bir perspektifin izleri görülüyor.
Dersim’in izole edilmesi fikrine taraf olan Öngören, Elazığ’da bulundurulacak ordu birliklerinin isyan eden köyleri bombalamak, köylülerin iskan hakkını elinden almak ve bölge halkının mallarına zarar vermek suretiyle durdurulmasından yana.
Dersim’in köy ağalarının etkisi altında olduğunu altını çizen Öngören, bu kişilerin Dersim’den çıkartılıp Batı’ya göçe zorlanmasını da temel çözüm önerileri arasında sunuyor.
Fevzi Çakmak Raporu, 1931
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün ardından ülkenin ilk Başbakanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı olan Fevzi Çakmak, yazdığı Kürt Sorunu raporunda, Dersim halkını, 'eşkıyalığı alışkanlık haline getirmiş grup' olarak tanımlıyor. "Dersimliler okşanmakla kazanılmaz" sözleriyle sert tedbir yanlılığını ortaya koyan Çakmak, Hamdi Bey ve Öngören’in söylediği gibi, bölgedeki soruna, Dersimlilere yönelik zorunlu iskan politikaları ve askeri baskıyı artıran yöntemlerini çare olarak sunuyor.
Çakmak’ın 'Kürtlüğün eritilmesi gerektiğini' savunduğu bölgeye 'koloni' muamelesi yapılmasını ve burada bir koloni idaresi kurulmasının gereğini savunduğu bölüm raporun en çarpıcı bölümlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Ömer Halis Bıyıktay Raporu, 1931
Mustafa Kemal’in yanında birçok cephede savaş veren Korgeneral Ömer Halis Bıyıktay, aynı dönemde konuya değinen Çakmak’ın aksine Dersimlilerin 'eşkıya' olduğu görüşünü reddediyor. Halkın zor şartlar ve ağalık boyunduruğu altında olduğunu savunan Bıyıktay, Dersim’e yapılacak Türklük ve din esaslı bir harekata karşı çıkıyor. Silah yerine serbestliğin aracılığına inanan Bıyıktay, askerin bölgeyi silahsızlaştırmak için hızlı bir çalışma yapamaması durumunda, asıl silahlı grupların güvenlik güçlerinin bulamayacağı noktalara saklanacağı ve hedefin yerli halk olacağı yönünde görüş belirtiyor.
Dersim’in vilayet olması gerektiğini savunanan Bıyıktay raporunda, bölgeye yetiştirilmiş memurların gönderilmesi, yol ve köprü inşaatlarıyla hem bölgenin gelişmesi hem de yerli halka istihdam sağlanması gibi silah içermeyen çözümlere yöneliyor.
Şükrü Kaya Raporu, 1931
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, kendisiyle aynı dönem rapor kaleme alan pek çok ismin tersine, Dersim’e yönelik herhangi bir askeri müdahalenin gerekli olmadığını savunuyor.
Aynı zamanda eski İçişleri Bakanı olan isim, 1931 yılında yazdığı raporda, Dersim’deki sorunun devlet eliyle yaratılmış olduğunu ifade ediyor.
Kaya raporunda, pek çok isimden farklı olarak ağaların baskısı altındaki halkın topraklandırılması ve ağalara bağımlılıklarının önüne geçilmesinin gereğini savunuyor.
Yerli memurların yerine idealist görevlilerini bölgeye tayin edilmesinin gereğini savunan Kaya; yol, okul gibi bölgeyi kalkındıracak adımları da destekliyor.
Olası bir askeri harekettan önce, bölgedeki tüm silahların toplanması, aşiret reislerinin batıya göçünün sağlanması ve bölgeye sığınan kaçak mahkumların yakalanması gerektiğini savunan Kaya raporunda, çeşitli safhalardan oluşan ve yıllarca sürmesi öngörülen bir plana yer veriyor.
Abdullah Alpdoğan Raporu, 1936
Dönemin Tunceli Valisi ve Dördüncü Umum Müfettişi Abdullah Alpdoğan, Dersim’e yönelik askeri bir operasyona destek veren isimler arasında yer alıyor.
Alpdoğan’ın 15 gün boyunca süren Umum Müfettişliği toplantısında paylaşılan raporunda Dersim’de "Hükümetin halkı Ermeniler gibi katledeceği gerekçesiyle" isyan tohumları ekildiğine yer veriliyor. Bölgedeki Türk aidiyeti kurulması ve arttırılması gerektiğini savunan Alpdoğan, bölge halkını 'dağ Türkçesi konuşan' ve 'kendisini Kürt zanneden Türkler' olarak tanımlıyor.
Alpdoğan’ın raporu, Dersim’e yönelik sert müdahalenin çıkış noktası ve hareket planı sayılabileceği için büyük önem arz eden bir metin diye tanımlanabilir.
İsmet İnönü Raporu, 1935
Şeyh Sait İsyanı’nın bastırılmasında önemli rol oynayan ve isyanın akabinde sıkı yönetim ilan eden dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün raporunda Dersim’de olanların sorumluluğu devlet politikasıyla ilintilense de çözüm, iskan politikaları ve güvenlik tedbirlerinde aranıyor.
İnönü, bölgedeki sorunun zeminini, hükümetin halka inememesi, bölgedeki toprak ağası baskınlığı ve valilerin politika tutarsızlığı olarak görüyor. İnönü, bu değişkenlerin, Dersimli Kürtlerin soygun gibi suçlar işlediği, 'tekinsiz' bir ortam yarattığı görüşünü savunuyor.
Sorunun çözümünde asker gücünü anahtar olarak gören İnönü, bölgede 'Kürdistan kurulması tehlikesine' vurgu yapıyor. Tam da bu sebepten İnönü de kendisinden önce tespit ve çözüm önerisinde bulunan isimler gibi, bölgeye yönelik askeri operasyonların okullar yoluyla gerçekleştirilecek Türkleştirmeyle desteklenmesi gerektiğini düşünüyor.
Abidin Özmen Raporu, 1935
Umum Müfettişi Abidin Özmen, raporunda "Türk nüfusunun asimile olmasından" ve Ermenistan’daki Markist ve Leninist enstitülerde yapıldığını ifade ettiği Kürtçülükten duyduğu endişeyi dile getiriyor.
Özmen, öncüllerinden farklı olarak 'Kürtçülük' meselesini Suriye, ABD ve Rusya başta olmak üzere pek çok yabancı ülkenin desteğiyle oluşan bir sorun olarak görüyor.
Kürtlerin giderek artması endişesiyle yola çıkan isim, iskan politikaları, Türkçe eğitim, doğu bölgelerine özel öğretmenlerin gönderilmesi gibi önerilerin yanı sıra, daha önce telaffuz edilmemiş iki fikre daha yer veriyor: Türk erkeklerin Kürt kızlarıyla evlendirilmesi ve devşirme usulüyle çocukların ailelerinden alınıp ayrı yetiştirilmesi.
Sorunun çözümünün asimilasyon olduğunu savunan Özmen, raporunun sonunda meselenin zamana bırakılmamasına ve derhal çözümüne vurgu yapıyor.
Celal Bayar Raporu, 1936
Daha sonraları başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak İktisat Vekili Celal Bayar, 1936 yılında yazmış olduğu raporuyla, Kürt Sorunu’na, kısa bir süre önce bölgeyi inceleyen İnönü’den çok farklı bir tutumla yaklaşıyor. Bölgedeki sorunun vatandaşla devletin arasına girmiş olan ağalık sistemi olduğuna işaret eden Bayar, bölgede suç işleyenlere yönelik cezalandırma politikalarının kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olması ihtimaline değiniyor.
Doğu illerindeki otorite boşluğunun Cumhuriyet'in kuruluşunun çok öncesine dayandığını ve bu hassas soruna yönelik herhangi bir müdahalenin büyük hassasiyetle yapılması gerektiğini söylüyor.
Bölgeye deneyimli memurlar gönderilmesi gerektiğini savunan Bayar, bölgedeki ulaşım sorununun çözülmesinin öncelikli olduğunu düşünüyor. Sosyoekonomik yapının da önemine değinen iktisat vekili, köylünün toprak sahibi yapılması gerektiği ve bölgedeki ağalık sisteminin gücünün kırılması gerektiğini söylüyor.
Bayar ayrıca kendisinden önceki hiçbir raporda yer verilmeyen bir öneriyi dile getiriyor: Evlerinde çok vakit geçiren halkın el sanatlarına yönlendirilmesi. Ayrıca, henüz sanayileşmeye elverişli koşulların oluşmadığı bölgede, hayvancılık ve tarımın geliştirilmesi gerektiğine değiniyor.
CHP Azınlıklar Raporu, 1940
Yazarı ve yazılış tarihi bilinmeyen, ancak 1940 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) sunulan rapor, şimdiye kadar kaleme alınan pek çok raporla benzer bir perspektife sahip. Söz konusu rapor, Kürt Sorunu’nun çözümünde zorunlu iskan politikası ve asimilasyonla Türkleştirmenin gereğini savunuyor. Dil sorunun çözümüne öncelik verilmesi gerektiği savunulan raporda, bunun bölgeye yatılı okullar inşa edilmesi, Kürtçe bilen öğretmenlerin köy enstittülerine dahi alınmaması gibi sert çözüm önerilerine yer veriyor.
İlkokul öğretmeni yetiştirmek üzere açılmış olan Köy Enstitüleri 1940'tan 1954'e kadar faaliyet gösterdi. [AA]
Avni Doğan Raporu, 1943
Birinci Umum Müfettişi Avni Doğan, 1943 yılında hazırladığı raporu, Abdülhalik Renda ve Cemil Uybadın’ın raporlarına dayandırıyor. Doğan’ın raporundaki "Cumhuriyetin Doğu’ya yerleşmesi, medeni milletlerin Afrika’ya yerleşmesi gibidir" cümlesi metnin en çarpıcı ifadelerinden biri olarak göze çarpıyor.
Doğan'ın raporu, kısa vadede bölgeye gönderilecek memurların şartlarının iyileştirilmesi, jandarma ve güvenliğin artırılması ve okullara bölge dışından öğretmen takviye edilmesi gibi 'önleyici' önerilerden oluşuyor. Ancak Doğan, uzun vadede izlenecek yolun şiddet içermemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Doğan’ın aktarımında bir diğer dikkat çeken bölüm ise uzun vadeli çözümlerin 60-70 yıllık bir süreci kapsadığı kısmı. Doğan, bölgedeki çözümün anahtarı saydığı Türkleştirmenin çok uzun yıllar boyunca, yumuşak bir yöntemle uygulamaya koyulmasını savunuyor.
Burhan Ulutan Raporu, 1947
Maliye Müfettişi Burhan Ulutan, 1947 yılında kaleme aldığı raporunda, sorunun çözüm aracının silahlı kuvvetler, yönteminin de şiddet olmadığının altını kesin olarak çiziyor. Sınırların değişmemesi için bölge halkıyla devlet arasında yakınlık sağlanmasını savunan Ulutan, bölgede güç sahibi olan ağaların Irak ve İran’la yakın ilişkide olmasının sınır güvenliğine büyük bir darbe olduğu görüşünü aktarıyor.
Halkın devletten güleryüz ve iyi muamele beklediğini belirten Ulutan bölgeye, 'hırsız ve zalim' memurlar yerine iyi yetişmiş görevlilerin atanmasını gerekli görüyor. Başka bir deyişle Ulutan, şiddet siyasetine son verilmesi gereğini savunuyor.
27 Mayıs Raporu, 1961
1960 Darbesi’nin etkisi altında kaleme alınmış ve dönemi içerisindeki en keskin görüşlere sahip raporun en çarpıcı yargılarından birisinin "Kürt meselesi yoktur" cümlesi olduğu söylenebilir. Rapor, Doğu’daki soruna "Kendini Kürt sanan Türklerin meselesi" diye bakıyor.
1961 yılında kaleme alınan rapor, öncüllerinden çok daha bir sert iskan politikasını savunuyor. Bölgede asimilasyon politikasına hız verilmesi gerektiğini belirten rapor, Türklerin doğuya, Kürtlerin ise batıya yerleştirilmesini gerekli görüyor. Bölgenin Irak Kürtleriyle ilişkisinin kesilmesinin önemine işaret eden rapor, fabrikalar kurulması suretiyle bölgenin ekonomik anlamda güçlendirilmesini savunuyor.
Bölgeye yatılı okullar kurulması gerektiğinin savunulduğu raporda, güvenliğin sağlanabilmesi için bölgenin ulaşım bakımından iyileştirilmesi gerekliliği aktarılıyor. Raporda, öncüllerinden farklı olarak yer alan "akademik işler" bölümü dikkat çekiyor. Bu başlık, "Kürtlerin Türk olduğunu kanıtlayan" çalışmalara öncelik verilmesini destekliyor.
DSP Güneydoğu Raporu, 1987
Demokratik Sol Parti’nin 1987 yılında yayınladığı raporun ana fikrini, parti başkanı Bülent Ecevit’in bölgedeki güvenlik sorununun ancak güvenliğin sağlanmasının yanı sıra, sosyo-ekonomik çözüm planıyla çözülebileceği görüşü net şekilde ortaya koyuyor.
Bölgedeki sorunun feodal yapıyla ilintili olduğunu savunan rapor, sıkı yönetim gibi baskıcı yöntemler yerine, bölgede her yönden iyileştirici etki sağlamanın hedeflenmesi gerektiğine işaret ediyor.
BDP İl Başkanı Çelik ve beraberindeki iki kişinin emniyetteki sorgusu sürüyor.
1984'ten bu yana Türk askeri PKK'ya karşı mücadele verdi.
SHP Raporu, 1990
Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) 1990 yılında yayınladığı rapor, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki sorunun ayrılıkçı silahlı grupların yanı sıra, yanlış hükümet politikaları sebebiyle artarak sürdüğü görüşünü savunuyor. Bölgedeki anadil yasağına dikkat çeken rapor, sorunların demokratik bir yöntemle çözülmek yerine, baskının arttırılması yoluna gidildiğine işaret ediyor.
Herhangi bir etnik grubun diğerine göre daha avanatajlı olmadığı bir yurttaşlık tanımının hayata geçirilmesi gerektiği savunulan rapor, çözümü ekonomi politikalarında yapılacak değişimde görüyor. Rapor, bölgesel kalkınma için orta ve uzun vadedeki hedeflerin detaylıca belirlenmesini ve özel istihdam projelerinin hayata geçirilmesini destekliyor.
Ekonominin yanı sıra, devletin 'terör örgütlerine' yönelik tutumunda değişiklik yapması gerektiği belirtilen raporda, yönetimin bölge halkını silahlı örgütlere karşı yanına çekmesi öneriliyor.
Rapor ayrıca, çözüm için anayasadan başlayarak, olağanüstü hal kanunundaki kısıtlamaların kaldırılması ve tutukluluk süre ve koşulları başta olmak üzere pek çok konuda olumlu adım atılmasını destekliyor.
Kürt Sorunu’nu daha önceki raporlardan farklı olarak güvenlik ve ekonomi alanlarının dışında da inceleyen rapor, bölge halkının anadilde konuşma ve eğitim alma gibi hakları elde etmesi gerektiğini bildiriyor.
Recep Tayyip Erdoğan Raporu, 1991
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 1991’de Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’yken hazırlattığı raporda, daha önce 'Şark Sorunu' diye nitelendirilen sorunun aslında 'Kürt Sorunu' olduğu tespitine yer veriyor. Sorunun çözümünde resmi ideoloji ve devletin tutumunu sorgulayan Erdoğan, Kürtlerin etnik kökenleri sebebiyle çektikleri acının teleffuz edilebilmesinin çözüme giden ilk adım olduğu görüşünde.
Kürtlere, dillerini öğrenme gibi kültürel hakların tanınması gerektiğini savunan rapor, anadilde eğitimin de önünün açılmasının gereğini vurguluyor. Raporda, Kürtlere, Türklerle ortak paydaları olan İslam üzerinden ulaşılabileceğini savunuyor.
Kürtlerin çoğunluğunun Türkiye Cumhuriyeti’nden kopmak istemediğini vurgulayan rapor, çözümün şiddet ve baskıdan değil birleştirici bir tutumdan geçtiğine vurgu yapıyor.
MÇP Doğu ve Güneydoğu Anadolu Raporu, 1991
Muhafazakar Parti’nin 30 Kasım 1985 tarihinde adının değiştirmesiyle kurulan ve sekiz yıl boyunca faaliyet gösteren Milliyetçi Çalışma Partisi’nin kamuoyuyla paylaştığı tek çalışmasında PKK, ABD ve Batılı ülkelerin Anadolu’yu ele geçirmek için yarattıkları bir güç olarak görülüyor.
Doğu ve Güneydoğu’daki sorunu ekonomik olarak yorumlayan parti, raporunda, Kürt diye bir etnik kimlik ve Kürtçe diye bir dil olmadığını savunuyor.
Kürtlerin Türklerden geldiğini savunan parti, Kürt Sorunu'nu 'suni' olarak yorumluyor ve çözüm önerilerinde yalnızca ekonomiyi eleştiren bir stratejiyi hedefliyor.
Adnan Kahveci Raporu, 1992
Dönemin başbakanı Turgut Özal tarafından 1988 yılında getirildiği maliye bakanlığı görevi sırasında bir rapor kaleme alan Adnan Kahveci, silahlı faaliyetlerin, demokratikleşme adı altında verilen hak ve tavizlere rağmen sona ermeyeceğini savunuyor.
Türkiye’nin gerekli demokratik olguluğa erişmediğini savunan Kahveci, "Terör ile demokratikleşmeyi birbiriyle ilişkilendirmek en büyük hatadır" diyor.
Kürtlere talep ettikleri demokratik hakların sağlanmasının mühim olduğunu söyleyen Kahveci, sıkı terör yasalarının Avrupa’nın bazı ülkelerinde olduğu gibi uygulamaya koyulması gerektiğine vurgu yaparak silahlı faaliyetle Kürtlerin taleplerini net bir biçimde ayırıyor.
Kahveci ayrıca, bölünme endişesi taşımak yerine bölgenin ekonomik olarak geliştirilmesi önerisine de yer veriyor.
SHP 'Newroz' Raporu, 1992
Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin 'Newroz Raporu', 1992 yılı Nevruz kutlamalarında, güvenlik güçlerinin sivil halka ateş açtığı olaylarla ilgili tespit ve çözüm önerisi kaynağı olarak yazıldı. Askerin tek taraflı saldırısı mı yoksa karşılıklı çatışma mı olduğu tartışmalı olayların ardından, SHP ekibi Kürtlere yönelik pek çok özgürlüğü savunan çözüm önerileri sıralıyor. Bunlar arasında, olağanüstü hal, bölge valiliği ve köy koruculuğun kaldırılmasının yanı sıra, Kürtçe öğrenmenin, Kürtçe yayın yapmanın ve demokrasiyi destekleyen bölge yönetimlerinin önünün açılmasının gereği savunuluyor. Raporda, 'propaganda suçunun' kaldırılması tavsiye ediliyor.
Rapor, devletin bölgeye yatırım yapması ve bölgedeki işsizliğe çözüm getirmesinin önemine de yer veriyor.
ANAP Raporu, 1993
Anavatan Partisi’nin, 1993 yılında kaleme aldığı Kürt Raporu, Kahveci’ye benzer şekilde 'teröre' karşı sert tedbirler alınmasını, ancak bölge halkına haklar tanınmasını savunuyor.
PKK’nın Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerinde, 1984 yılında düzenlediği saldırılar ve sonrasında, 19 Temmuz 1987 tarihinde başlatılan 'Olağanüstü Hal' uygulamasına son verilmesi gerektiğini savunuyor.
Buna karşılık parti, öncelikli saydığı güvenlik konusunda çeşitli sıkı tedbirleri destekliyor. 1993 tarihli raporda, valilere yeni yetkiler verilmesi, Güvenlik Müsteşarlığı kurulması, terörle mücadele eğitimi görmüş polis ve jandarma sayısının artırılması, PKK için özel tip cezaevleri inşa edilmesi gibi tedbir önerilerine yer veriliyor.
Refah Partisi Güneydoğu Raporu, 1994
Refah Partisi’nin 1995 seçimleri öncesi yayınladığı raporda, henüz çözülemediği belirtilen 'terör sorununa' ilişkin durum tespitleri ve çözüm önerilerine yer veriliyor.
RP’nin raporunda, olağanüstü halin kaldırılması ve istihdam sorunun çözülmesi gibi öncüllerinin de yer verdiği çözüm önerilerinin yanı sıra, Kürtçe radyo ve televizyon yayını yapılması gibi öneriler getiriliyor.
TBMM Göç Araştırma Komisyonu Raporu, 1997-98
1997 tarihli TBMM Göç Araştırma Raporu, metnin kaleme alınışından bir yıl önce, dokuz CHP’li milletvekilinin Doğu ve Günyedoğu Anadolu bölgelerinde bazı yerleşimlerin boşaltılmasının ardındaki gerekçeleri araştırma çabasının eseri olarak ortaya çıktı.
Rapor, temel olarak 3 bin 428 yerleşim bölgesinde bulunan 57 bin 314 hanedeki, 378 bin 335 kişinin göç ettiğini ortaya koyuyor. Rapor, bu olgunun arkasında bulunan başta ekonomi ve güvenlik olan çeşitli sebeplere değiniyor.
CHP’li milletvekilleri, kaleme aldıkları metinde yerleşim birimlerinin boşaltılması uygulamasına son verilmesi, göçe tâbi tutulanlara tazminat ödenmesi, OHAL’in sona erdirilmesi ve TBMM bünyesinde kalıcı bir göç komisyonu kurulması gibi öneriler de bulunuyor.
Rapor, göçle sonuçlanan ve dönemin en önemli sorunlarından biri olan Kürt Sorunu’nun sivil irade olmadan çözülmesinin imkansız olduğu gibi tespitlerde bulunması açısından büyük önem teşkil ediyor.
CHP Demokratikleşme ve İnsan Hakları Raporu, 1999
CHP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Algan Hacaloğlu’nun başkanlığındaki bir komisyon tarafından hazırlanan rapor, Doğu ve Güneydoğu Anadolu halkının yaşadığı 'mağduriyetin' sebep ve çözüm önerilerine yer veriyor.
Bölgede şiddetin, eşitsizlik, hukuksuzluk ve kuralsızlığın hüküm sürdüğünün altının çizildiği raporda, 'polis devleti' görüntülerinin halk arasındaki güvensizlik ortamını körüklediği belirtiliyor. Birliğin ancak din veya ırktan bağımsız şekilde sağlanabileceğine değinen rapor, 'sosyal demokrasinin' yapıcı rolünün altını çiziyor.
Yargı sisteminde ve kanunlarda önemli değişiklikleri savunuyor ve ölüm cezasının koşulsuz olarak kaldırılması gerektiğini ifade ediyor.
Söz konusu rapor, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden (DGM), olağanüstü hal uygulamaları ve illegal istihbarat birimi diye adlandırdığı JİTEM gibi baskı aracı olan ve insan haklarına aykırı saydığı pek çok kurum ve uygulamanın sonlanması taraftarı olması açısından da önem arz ediyor.
Algan Hacaloğlu Raporu, 2000
1992 yılında insan hakları üzerine rapor yazan komisyonun başındaki isim olan Hacaloğlu, bir yıl önceki raporla büyük tutarlılıklar içeren yeni bir 'demoratikleşme' belgesine imza attı.
Çoğulcu demokrasinin hayata geçemediğini savunan rapor, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sicili, askerler ve silahlı grupların kan dökmesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun hak mahrumiyeti, köy boşaltmaları uygulamalarının sürmesi ve anti-demokratik kurum ve uygulamalarının kaldırılması önerisinin yanı sıra, yeni bir anayasa yazılması tavsiyesiyle dikkat çekiyor.
DTP Siyasi Tutum Belgesi, 2007
Demokratik Toplum Partisi’nin 8 Kasım 2007 tarihinde yayınladığı belge, Kürt Sorunu’nun çözümünde Halkın Emek Partisi’nden (HEP) doğan oluşumların yayınladığı belgeler arasında en net ve detaylısı oldu. Söz konusu belge, son döneme kadar Kürt Sorunu’nun çözümü adına yapılan tartışmalarda önemli bir tez olarak karşılaşılır nitelikte.
Bunlardan birisi, belgenin önemine vurgu yaptığı 'Türkiyelilik üst kimliği' oldu. Parti, yerel yönetimleri güçlendirmeyi amaçlayan 'demokratik özerklik' fikrinin de savunucu oldu. Kültürel farklılıkların ifadesi önündeki engellerin kaldırılmasının gereğini savunan parti, bunun da sağlıktan güvenliğe toplumu ilgilendiren tüm konularla yetkilenmiş bölge meclislerinin kurularak gerçekleşeceğini söylüyor.
Öncüllerinin olduğu gibi, Doğu ve Güneydoğu’da ekonomik kalkınmayı da zorunlu gören parti, göç sorununun çözümü için ekonomik alt yapının oluşturulması gerektiği yönünde görüş belirtiyor. DTP, bölgedeki refahın ancak işsizlik, eğitim, kadın ve sağlık sorunlarının çözüme ulaşmasından geçtiğini ifade ediyor.
Saadet Partisi Raporu, 2009
Milli Görüş Hareketi’nin Fazilet Partisi’nden sonra kurulan son partisi SP'nin 2009’da yayınladığı belge, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da süregelen sorunu "kirli bir oyun" olarak niteliyor ve bu sorunun acil bir şekilde çözümünün gereğini savunuyor. Kürt ve Türkler için "aynı medeniyetin varisleri" diyen parti, ırkçılık karşıtı net bir tutum sergiliyor.
Türkiye’de değişimin ancak anayasal değişiklikleri de kapsamak suretiyle gerçekleşeceği ifade edilen raporda, insan hakları da önemli yer tutuyor. Türkiye’deki hukuki uygulamalar sebebiyle 18 yaşın altındaki pek çok sayıda kişinin "terör örgütüne yardım ve yataklık" suçlamalarıyla 10 yılla yargılandıklarına değiniyor, söz konusu maddelerin derhal değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Sorunun anahtarını itidalde gören SP, hükümetin daha yumuşak bir tavır ve söylem geliştirmesini, sorunun çözümünde de hükümetin değil devletin taraf alınması gerektiğini dile getiriyor. Parti her şeyden önce, Kürt Sorunu’nun demokratikleşme sorunu olarak algılanmasının iyi bir başlangıç olacağı şeklinde görüş bildiriyor.
submitted by osmanonurkoc to KGBTR [link] [comments]


2020.06.04 13:01 glutensizbeslenme Özel Ders mi, Dershane mi?

Özel Ders mi, Dershane mi?
Özel Ders mi, Dershane mi?
Velilerin aklındaki en büyük sorunlardan birisi de çocukları için özel dersin mi daha iyi olacağı dershanenin mi. Bu soruya kesin bir cevap vermek zor. Her öğrencinin ders algısı, öğrenme yöntemi farklıdır. Lise düzeyinde fizik hariç bütün derslerinde üstün başarı gösteren bir öğrencinin fizik özel ders talep etmesi gayet anlaşılır, makul bir istektir. Ama konu her dersten özel ders almaya geldiğinde bir aylık toplam özel ders ücretleri dershanenin bir aylık ücretinden çok daha fazla olacaktır.

https://preview.redd.it/ye4y0lmpkv251.jpg?width=1200&format=pjpg&auto=webp&s=f5b956129329d0d9675bffa5baf505dad58a5057
Bu durum öğrencilerden çok velileri etkileyeceği için öğrencinin alacağı eğitim çeşidini seçme konusunda son söz veliye aittir. Bu noktada veli karar verirken tamamen çocuğun isteğini ve ihtiyacını göz önüne almalıdır.
Kaynak : http://ankaradershane.web.ttozel-ders-mi-dershane-mi-214
submitted by glutensizbeslenme to u/glutensizbeslenme [link] [comments]


2020.06.01 19:27 Hydra_11 celtabet103 / celtabet 103 - Celtabet Yeni Giriş Adresi

celtabet103 / celtabet 103 - Celtabet Yeni Giriş Adresi
CELTABET GİRİŞ İÇİN TIKLAYINIZ
Canlı bahis yapımı konusunda dikkat edilmesi gerekli olan bir takım maddeler bulunmaktadır. Bundan dolayı bahis severlerin incelemelerine lisansla başlamaları önerilmektedir.
Üstelik kullanıcıların işlemlerinde hata yapmamalar, üyeliklerinin sadece birkaç dakika gibi kısa bir süre içerisinde tamamlanmasını sağlamaktadır. İnternette iddia yapmanın keyfini daha güzel biçim de alabilmeniz adına özel bir tasarım ile sana hazırlanan sayfamız da dilediğiniz güvenli ortamı ile istediğiniz miktarlar da para yatırıp iddia yapabilme şansınız olmaktadır. Devlet güvencesi altındadır. Ancak bahis şirketleriözel bahis siteleri açarak ve gerekli lisansları alarak kullanıcılara ayrıcalıklı promosyonlar sunmaktadır.Bu promosyonların arasında ödeme yöntemleri ile ilgili veya siteye ilk üye olanlar ile alakalı kampanyalar sunulmaktadır.
Nerede olursanız olun tablet yada cep telefonunuzdan giriş yaparak casino yada canlı casino oyunlarından oynayabilirsiniz. Sitede yer alan bahis oyunları sayesinde bahis severler; spor bahisleri, canlı bahisler gibi oyunlardan da yararlanarak vakitlerini verimli bir şekilde değerlendirebilmektedir. Bonus seçenekleri ile celtabet 103 üzerinden bedava bahis yapma hakkı ya da şans oyunu oynama hakkına sahip olabilir ve sonrasında da bu miktarlar ile şirket üzerinden işlem yaparak daha yüksek tutarlarda kazanç elde edebilirsiniz.
https://preview.redd.it/70ulrvas2c251.jpg?width=1583&format=pjpg&auto=webp&s=4d5a37d7e219cae60eff7d529b64b8a426e4693c
Kendi markasını öteki bahis sitelerinin arasından çıkararak fark yaratma konusunda örnek olabilecek bir konuma sahip hale gelmiştir. Adalet anlayışıyla tüm kullanıcılarına eşit şartlarda davranan celtabet103 bahis sitesi, bu durum sonucunda bahis siteleri arasında en çok tercih edilen bahis sitesidir. celtabet 103 ’in son oyun kategorisi ise canlı bahis. Ayrıca mümkün olduğu kadar mücadelenin naklen seyredilmesi önerilmektedir.
Bundan ötürü gönderim kurallarına hâkim olmak bir hayli önem arz etmektedir. Bu da mobil cihazlardan bahis katılımlarının gerçekleşmesinin yanı sıra para çekim taleplerinin ve verilebiliyor olması anlamı taşımaktadır. Az önce de vermiş olduğumuz örnekteki gibi para yatırma bonusları arttırılabilir. Mobil kullanımda da sıkıntısız olan sitenin bahis başlıkları; Spor Bahisleri, Canlı Bahisleri, Sanal Bahis, Poker, Canlı Casino, 3D Slotlar, 1x2 Network, Bingo Games ve Canlı Games ‘ten oluşmaktadır. Bahis sitelerinin en önem taşıyan konularından birisi olan lisansları ve lisanslarının bağlı olduğu kuruluşlardır.
CELTABET YENİ ADRESİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 247, 248, 249, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 260, 261, 262, 263, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306, 307, 308, 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 322, 323, 324, 325, 326, 327, 328, 329, 330, 331, 332, 333, 334, 335, 336, 337, 338, 339, 340, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 349, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 370, 371, 372, 373, 374, 375, 376, 377, 378, 379, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 386, 387, 388, 389, 390, 391, 392, 393, 394, 395, 396, 397, 398, 399, 400, 401, 402, 403, 404, 405, 406, 407, 408, 409, 410, 411, 412, 413, 414, 415, 416, 417, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 424, 425, 426, 427, 428, 429, 430, 431, 432, 433, 434, 435, 436, 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 446, 447, 448, 449, 450, 451, 452, 453, 454, 455, 456, 457, 458, 459, 460, 461, 462, 463, 464, 465, 466, 467, 468, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 476, 477, 478, 479, 480, 481, 482, 483, 484, 485, 486, 487, 488, 489, 490, 491, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 501, 502, 503, 504, 505, 506, 507, 508, 509, 510, 511, 512, 513, 514, 515, 516, 517, 518, 519, 520, 521, 522, 523, 524, 525, 526, 527, 528, 529, 530, 531, 532, 533, 534, 535, 536, 537, 538, 539, 540, 541, 542, 543, 544, 545, 546, 547, 548, 549, 550, 551, 552, 553, 554, 555, 556, 557, 558, 559, 560, 561, 562, 563, 564, 565, 566, 567, 568, 569, 570, 571, 572, 573, 574, 575, 576, 577, 578, 579, 580, 581, 582, 583, 584, 585, 586, 587, 588, 589, 590, 591, 592, 593, 594, 595, 596, 597, 598, 599, 600, 601, 602, 603, 604, 605, 606, 607, 608, 609, 610, 611, 612, 613, 614, 615, 616, 617, 618, 619, 620, 621, 622, 623, 624, 625, 626, 627, 628, 629, 630, 631, 632, 633, 634, 635, 636, 637, 638, 639, 640, 641, 642, 643, 644, 645, 646, 647, 648, 649, 650, 651, 652, 653, 654, 655, 656, 657, 658, 659, 660, 661, 662, 663, 664, 665, 666, 667, 668, 669, 670, 671, 672, 673, 674, 675, 676, 677, 678, 679, 680, 681, 682, 683, 684, 685, 686, 687, 688, 689, 690, 691, 692, 693, 694, 695, 696, 697, 698, 699, 700, 701, 702, 703, 704, 705, 706, 707, 708, 709, 710, 711, 712, 713, 714, 715, 716, 717, 718, 719, 720, 721, 722, 723, 724, 725, 726, 727, 728, 729, 730, 731, 732, 733, 734, 735, 736, 737, 738, 739, 740, 741, 742, 743, 744, 745, 746, 747, 748, 749, 750, 751, 752, 753, 754, 755, 756, 757, 758, 759, 760, 761, 762, 763, 764, 765, 766, 767, 768, 769, 770, 771, 772, 773, 774, 775, 776, 777, 778, 779, 780, 781, 782, 783, 784, 785, 786, 787, 788, 789, 790, 791, 792, 793, 794, 795, 796, 797, 798, 799, 800, 801, 802, 803, 804, 805, 806, 807, 808, 809, 810, 811, 812, 813, 814, 815, 816, 817, 818, 819, 820, 821, 822, 823, 824, 825, 826, 827, 828, 829, 830, 831, 832, 833, 834, 835, 836, 837, 838, 839, 840, 841, 842, 843, 844, 845, 846, 847, 848, 849, 850, 851, 852, 853, 854, 855, 856, 857, 858, 859, 860, 861, 862, 863, 864, 865, 866, 867, 868, 869, 870, 871, 872, 873, 874, 875, 876, 877, 878, 879, 880, 881, 882, 883, 884, 885, 886, 887, 888, 889, 890, 891, 892, 893, 894, 895, 896, 897, 898, 899, 900, 901, 902, 903, 904, 905, 906, 907, 908, 909, 910, 911, 912, 913, 914, 915, 916, 917, 918, 919, 920, 921, 922, 923, 924, 925, 926, 927, 928, 929, 930, 931, 932, 933, 934, 935, 936, 937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947, 948, 949, 950, 951, 952, 953, 954, 955, 956, 957, 958, 959, 960, 961, 962, 963, 964, 965, 966, 967, 968, 969, 970, 971, 972, 973, 974, 975, 976, 977, 978, 979, 980, 981, 982, 983, 984, 985, 986, 987, 988, 989, 990, 991, 992, 993, 994, 995, 996, 997, 998, 999
submitted by Hydra_11 to u/Hydra_11 [link] [comments]


2020.05.26 22:51 karanotlar Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı Byung-Chul Han: Koronavirüs bizi bir ‘sağ kalma toplumuna’ indirgedi

Ahmet Çınar
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, koronavirüsle birlikte ortaya çıkan toplumu “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu” olarak nitelendiriyor. İspanya merkezli uluslararası haber Ajansı EFE muhabirleri Carmen Sigüenza ve Esther Rebollo’nun sorularını yanıtlayan Han, “Bu gidişle sanki daimi bir savaş halinde yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline gelecek” diyor. EFE’de yayımlanan söyleşiyi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, Efe’yle bir röportajında Covid-19 sonrası dünyayı böyle gördüğünü anlatıyor: “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu.”
1959’da Seul’de doğan Han, halen yaşadığı Almanya’da felsefe, edebiyat ve teoloji çalıştı. Kaçınılmaz olarak toplumu tükenme noktasına götüren aşırı bilgi ve olumluluğun, aşırı şeffaflık ve aşırı tüketimciliğin istilası altında olduğunu belirttiği modern toplumu eleştiren önemli seslerden birisi.
Hem yerel hem de küresel şöhrete sahip Koreli felsefeci, koronavirüsün gözetleme rejimleri ve biyopolitik karantinalar dayatmasına, özgürlükleri daraltmasına, hazza son vermesine ve kitlesel histeri ve korku ortamında bir insaniyet yoksunluğunu açığa çıkarmasına dair endişelerini EFE’yle paylaştı.
Han, Covid-19’un gizli sosyal farklılıkları ortaya çıkardığını vurgularken, “küreselleşmenin ilkelerinden birinin kârları maksimize etmek” olduğuna, “sermayenin insan sevmediğine” ve “ölümün demokratik olmadığına” dikkat çekiyor. Ona göre, salgının zirve noktasında bu nitelikler “ABD ve Avrupa’da pek çok hayata mal oldu.”
Byung-Chul Han bu krizin “dünyanın gücünün Batıdan uzaklaşarak biraz daha Asya’ya doğru kaymasına” yol açacağından emin –bu, yeni bir çağın şafağı.
Covid-19 insanın savunmasızlığını demokratikleştirdi. Artık daha kırılgan ve daha yönlendirilebilir olduğumuzu düşünüyor musunuz? Otoriterizm ve popülizmin kucağına düşmemiz daha mı kolay olacak?
Covid-19 şu anda insanın savunmasızlık ya da ölümlülüğünün demokratik olmadığını ama sosyal konuma bağlı olduğunu gösteriyor. Ölüm demokratik değildir. Covid-19 hiçbir şeyi değiştirmedi. Ölüm hiçbir zaman demokratik olmamıştı. Özel olarak salgın ise toplumlardaki farklılıkları ve toplumsal değişimi açığa çıkarıyor. Birleşik Devletleri düşünün. Diğer gruplarla kıyaslandığında, çok daha fazla sayıda Afro-Amerikalı ölüyor. Aynı durum Fransa için de geçerli. Paris’i düşük gelirli kenar mahallelere bağlayan metro vagonları tıka basa doluysa sokağa çıkma yasağının ne anlamı var? Banliyöden gelen göçmen kökenli yoksul emekçiler temastan kaçınamaz ve Covid-19 nedeniyle ölür. Çalışmak zorundasınızdır. Bakıcılar, fabrika çalışanları, temizlikçiler, satıcılar ya da çöpçüler evden çalışamaz. Öte yandan, zenginler şehir dışındaki villalarına çekilirler. Dolayısıyla, salgın sadece tıbbi değil aynı zamanda sosyal bir sorundur. Almanya’da ölü sayısının o kadar yükselmemesinin bir başka nedeni de sosyal sorunların diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’deki kadar ciddi olmamasıdır. Almanya’daki sağlık hizmetleri sistemi ABD, Fransa, İngiltere ya da İtalya’dakinden çok daha iyi durumdadır. Ama Covid-19 Almanya’da bile sosyal farklılıkları ortaya çıkarır. Almanya’da da sosyal açıdan zayıf olan daha önce ölür. Arabanın masrafını karşılayamayan yoksullar otobüsler, tramvaylar ve metrolara doluşur. Covid-19 bize ikinci sınıf bir toplumda yaşadığımızı gösterir. İkinci sorun ise Covid-19’un demokrasiye uygun olmamasıdır. Korkunun otokrasinin beşiği olduğu gayet iyi bilinir. Bir kriz durumunda insanlar güçlü liderler ister. Viktor Orban büyük ölçüde bundan yararlanıyor. Olağanüstü hali normalmiş gibi gösteriyor. Ve bu da demokrasinin sonudur.
Özgürlük ya da güvenlik? Salgınla mücadele için ödeyeceğimiz bedel nedir?
Salgın nedeniyle bir biyopolitik gözetleme rejimine doğru ilerliyoruz. Yalnızca iletişimimizi değil bedenlerimizi de: sağlığımız dijital gözetlemeye tabi olacak. Kanadalı yazar Naomi Klein’a göre, krizler yeni bir kurallar sisteminin habercisidir. Bu salgın şoku, sürekli olarak sağlık durumumuzu izleyen bir biyopolitik disiplin toplumunda, denetleme ve izleme sistemiyle bedenlerimizin kontrolünü ele geçiren dijital biyopolitikanın küresel olarak yerleşmesini sağlayacak. Batı, salgın şoku karşısında liberal ilkelerinden vaz geçmek zorunda kalacak. Sonra da özgürlüğümüzü kalıcı olarak kısıtlayan bir biyopolitik karantina toplumuyla karşı karşıya kalacak.
İnsanların yaşamında korku ve güvensizliğin sonuçları nelerdir?
Virüs bir aynadır. Nasıl bir toplumda yaşadığımızı gösterir. Önünde sonunda ölüm korkusuna dayalı olan bir sağ kalma toplumunda yaşıyoruz. Bugün, sanki daimi bir savaş haline yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline geliyor. Yaşamın tüm güçleri yaşamı uzatmak için kullanılıyor. Sağ kalma toplumları iyi yaşama duygusunu tümüyle yitirir. Haz, kendi içinde bir amaç durumuna yükseltilen sağlığa feda edilir. Sigara yasağı örneğindeki katı yaklaşım sağ kalma histerisine tanıklık eder. Hayat giderek yalnızca sağ kalma çabasına dönüştükçe ölüm korkusu da artar. Salgın, özenle bastırdığımız ve dışladığımız ölümü tekrar görünür kılar. Kitlesel medyada sürekli olarak ölümün yer alması insanları sinirlendirir. Sağ kalma histerisi toplumu fazlasıyla acımasız yapar. Komşunuz, uzak durulması gereken olası virüs taşıyıcısıdır. Yaşlı insanların bakım evlerinde yalnız ölmesi gerekir çünkü bulaşma riski nedeniyle kimsenin onları ziyaret etmesine izin verilmez. Yaşamı birkaç ay uzatmak yalnız ölmekten daha mı iyidir? Sağ kalma histerimiz sayesinde iyi bir yaşamın ne olduğunu tamamen unuttuk. Sağ kalmak için, hayatı yaşanmaya değer kılan her şeyi gönüllü olarak feda ettik: sosyallik, topluluk ve yakınlık. Salgın göz önüne alınarak, temel hakların radikal biçimde kısıtlanması hiç tartışmasız kabullenildi. Paskalyada bile dini törenler yasaklandı. Papazlar da sosyal mesafe uyguladı ve koruyucu maske taktı. İmanı sağ kalmaya feda ettiler. Mesafeyi korumak iyilik anlamına geliyor. Virüs bilimi ilahiyatın gücünü elinden alıyor. Herkes mutlak yorum egemenliğine sahip virologları dinliyor. Yeniden diriliş hikayesinin yerini sağlık ve sağ kalma ideolojisi alıyor. İnanç, virüs karşısında yozlaşarak bir güldürüye dönüşüyor. Ve bizim Papa Francis? Aziz Francis cüzzamlılara sarılmıştı… Virüs korkusu ve paniği abartılıyor. Almanya’da koronavirüs nedeniyle ölenlerin yaş ortalaması 80 ya da 81. Almanya’da ortalama yaşam beklentisi 80,5. Virüse verdiğimiz panik tepkisi toplumumuzda bir şeylerin yanlış olduğunu gösteriyor.
Koronavirüs sonrası toplumumuz doğaya daha fazla saygı duyar mı, daha adil ve iyi olur mu? Yoksa bizi daha bencil ve bireyci mi yapar?
“Denizci Sinbad” diye bir masal var. Sinbad bir seyahatinde Cennet bahçesine benzeyen küçük bir adaya varır. O ve yanındakiler adada ziyafet çeker, yürüyüş yapar ve bir ateş yakarak kutlarlar. Sonra aniden ada eğrilir. Ağaçlar eğrilir. Aslında ada dedikleri şey uzun zamandır hareketsiz olduğu için üzerinde kum biriken ve ağaçlar büyüyen dev bir balığın sırtıdır. Sırtında yakılan ateş balığı rahatsız etmiştir. Balık derine dalar ve Sinbad denize düşer. Bu masal bir meseldir: insanda temel bir körlük olduğunu öğretir. Neyin üstünde durduğunu bile göremez ve kendi yıkımını hazırlar. Alman yazar Arthur Schnitzler, yıkım merakı açısından insanlığı bir hastalıkla kıyaslar. Dünya üzerinde insafsızca çoğalan ve sonunda bizzat konakçıyı mahveden bir virüs ya da bakteri gibi davranırız. Büyüme ve yıkım birlikte gelir. Schnitzler insanların yalnızca ilkel seviyeleri anlayabileceğine inanır. Üst seviyelere ise bir bakteri kadar kördür. Dolayısıyla, insanlık tarihi -insanın ille de zarar verdiği- ilahi olana karşı sonsuz bir bir mücadelenin tarihidir. Salgın, insanın acımasızlığının bir ürünüdür. Son derece hassas olan ekosisteme acımasızca müdahale ederiz. Paleontolog Andrew Knoll insanın evrim pastasının yalnızca kreması olduğunu söyler. Gerçek pasta ise o narin yüzeyi istediği zaman yarıp geçme ya da istila etme tehdidi içeren bakteri ve virüslerden oluşur. Bir balığın sırtının güvenli bir ada olduğunu sanan denizci Sinbad insan cehaletinin kalıcı bir metaforudur. Doğa güçleri tarafından uçurumun derinlerine atılarak parçalanması sadece bir an meselesiyken, insan kendisinin güvende olduğunu düşünür. İnsanın doğaya sergilediği şiddet daha güçlü olarak ona geri döner. Bu, Antroposen diyalektiğidir. Bu İnsan Çağında, insanoğlu hiç olmadığı kadar büyük tehdit altındadır.
Covid-19 küreselleşme için ölümcül bir yara mıdır?
Küreselleşmenin ilkelerinden biri de kârları maksimize etmektir. Örneğin, koruyucu maske ya da ilaç gibi tıbbi ürünlerin üretimi Asya’ya taşınmıştır. Bu durum, Avrupa ve ABD’nde pek çok yaşama mal oldu. Sermaye insan sevmez. Artık insanlar için değil sermaye için iş yapıyoruz. Marx sermayenin insanı üreme organına indirgediğini söylemişti. Bugün aşırı uçlara taşınan bireysel özgürlük, bizzat sermaye fazlasından başka bir şey değildir. Kendimizi tatmin ettiğimiz inancıyla kendimizi sömürüyoruz. Ama gerçekte birer hizmetçiyiz. Kafka, öz-sömürünün paradoksal mantığına dikkat çekmiştir: hayvan, kırbacı efendinin elinden çekip alır ve efendi olmak için kendini kırbaçlar. Neoliberal rejimde insanlar böylesine saçma bir durumdadır. İnsanlık, özgürlüğünü geri kazanmalıdır.
Koronavirüs ve yarattığı sonuçlar dünya düzenini değiştirir mi? Dünya gücünü kontrol etme ve ona egemen olma mücadelesini kim kazanır? Çin, ABD karşısında güçlenir mi?
Olasılıkla Covid-19 Avrupa ve ABD için hayra alamet değil. Virüs fiziksel bir sınavdır. Liberalizme pek de değer vermeyen Asya ülkeleri -Batı için hayal bile edilemez olan- dijital biyo-politik gözetlemelerin yardımıyla hızla salgını kontrol altına aldılar. Avrupa ve ABD sürüklenip duruyor. Salgın karşısında pulları dökülüyor. Zizek virüsün Çin rejimini devireceğini iddia etti. Zizek yanılıyor. Bunların hiçbiri olmayacak. Virüs Çin’in gelişimini durduramayacağı gibi tam aksi olacak. Çin şimdi salgına karşı başarılı bir model olarak kendi otokrat gözetleme devletini de satacak. Eskisinden daha büyük bir gururla, dünyaya kendi sisteminin üstünlüğünü gösterecek. Covid-19 dünya gücünün biraz daha Asya’ya doğru kaymasını sağlayacak. Bu açıdan bakıldığında, virüs bir dönemin bitişine işaret eder.
(Çeviri: Ayşen Tekşen)
Byung-Chul Han kimdir?
Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı. 1959’da Seul’de doğdu. 1980’lerde Almanya’ya taşınarak felsefe, Alman edebiyatı ve Katolik teolojisine yoğunlaştı. Freiburg’da doktorasını tamamladıktan sonra 2000 yılında Basel Üniversitesi’nin felsefe bölümüne katıldı. Akademik kariyerine çeşitli üniversitelerde devam eden Han, araştırmalarında on sekiz, on dokuz ve yirminci yüzyıl felsefesi, etik, fenomenoloji, kültür kuramı, estetik, din, medya kuramı ve kültürlerarası felsefe gibi konulara yöneldi. Günümüz toplumuna dair derinlikli çözümleme ve eleştirileriyle dikkat çeken Han, 2012 yılından beri Berlin Sanat Üniversitesi’nde ders veriyor. Bazıları birçok dile çevrilmiş on altı kitabı bulunan yazarın eserleri arasında şunlar sayılabilir: Şiddetin Topolojisi, Şeffaflık Toplumu, Zamanın Kokusu, Psikopolitika, Eros’un Istırabı
https://www.a3haber.com/2020/05/21/guney-koreli-felsefeci-kultur-kuramcisi-byung-chul-han-koronavirus-bizi-bir-sag-kalma-toplumuna-indirgedi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.21 20:06 VirreyDeColombia Turkishmusic.orgdaki efsane sezen aksu tartışması part 1

Forum Konusu : SEZEN AKSU
Ağustos 24, 2000'den Kasım 14, 2000'e kadar sürmüş...
Turkish Music Discussion Board: Sanatcilar Icin Yazilar - Turkish Singers Corner: SEZEN AKSU
By Jst4u2c on Thursday, August 24, 2000 - 12:27 am:
Sezen Aksunun hakkinda dusunceleriniz?
By BERK on Friday, August 25, 2000 - 01:29 pm:
Bence tek kelimeyle müthiş ve eşsiz bir sanatçı! Duygularını bu denli güzel bir biçimde söze ve müziğe dökebilen çok çok ender sanatçılardan.Özellikle eski şarkılarına bayılıyorum.Ayrı yeten çok cana yakın ve sıcak bir insan.Onu her zaman çok seviyorum!
BerkBy Mahmut on Sunday, August 27, 2000 - 04:01 am:
Haklisin Berk cok haklisin Sezen hakkindaki yorumlarinda sana katiliyorum. Unuttugun tek sey onun cok tatli bir orospu oldugu. Ama bu kadina da orospuluk yakisiyor dogrusu. Orospu lafini kötü anlamda almayin lütfen. Kadinlarin cogunun iclerinde gizli veya acik bir orospu ruhu vardir. Ama ondaki orospuluk muhtesem ve ben onu bu orospu haliyle cok seviyorum. Sezencigim seni binlerce kere öpmek arzusuyla...
MahmutBy Hulusi on Sunday, August 27, 2000 - 07:47 pm:
Mahmut
Senin ananda varmi bu gizli veya acik orospu ruhu?
HulusiBy Mahmut on Monday, August 28, 2000 - 05:59 pm:
Hulusi Ibnesi
Sende ibnelik ruhu degil, ibnelik halet-i ruhiyesi var orospu cocugu. Senin anani, varsa karini sikeyim pust, sana mi kaldi benim anami oraya katmak essogluessek. Sen orada yazdigim orospu ruhu ifadesindeki inceligi anlayamacak bir götverensin. Analar üzerinde sakin ola bir daha laf etmeye kalkma, seni ciktigin delige sokarim Hulusi ibnesi.
mahmutBy Hulusi on Tuesday, August 29, 2000 - 05:35 am:
Yukarida Mahmut denen pice
Ulan dagdan inme ayisi, sende insanlik ve kibarlik olsa, bastan orospu kelimesini kullanmassin be anani avradini siktigmin pici. Sen ancak bir kaba, argo laflar kullanan bir pezevenksin ve anani bacini karisini satan bir pic. Burda sinirlerimi bozdun ve sana yakisani yaptim, oda senin gibi bir piskopata yakisan laflari, pardon, yakisan degil anladigin laflari soyledim ve sana soylediklerimi kullagina kupe et tahtani siktigimin cakali. Hadi simdi buraya bir daha gelme yoksa yine anani sikerim senin.
By Hulusi on Tuesday, August 29, 2000 - 05:44 am:
Mahmut denen pice
Ulan dagdan inme ayi, sen kibar ve efendi birisi olsaydin, bastan birkere orospu lafini kullanmazdin amina caktigmin cakali. Sen bir picsin ve anani bacini karisini satan bir pic. Sana verirm bir milyon lira ve hepsini sikerim ama ben oyle yapmak istemiyorum cunku onlarda hastalik var, senin gibi. Beni aksam aksam sinir ettin tahtani siktigimin gotvereni ve bir daha da buraya gelme yoksa bir milyonu verip anani bacini ve karini bir esek bulup siktiririm tamammi pezevenk. Simdi sen git ve o gevsek gotunu siktir ve bir daha da buraya gelme tamammi, seni ibne seni.
By Mahmut on Tuesday, August 29, 2000 - 06:31 pm:
Götveren Hulusi,
Oglum sen kendini ve karini anani siktirtmek icin neden bu kadar cok ugrasiyorsun yavsak ibne. Senin kibarligini gördük iste anasini siktigim ibne evladi. O bir milyonu ben senin o boklu götüne sokarim kerhane caycisi ibne. Herkes orospu olamaz, seninkiler bence tam bir fahise orospu cocugu, Sözünü ettigin essek seni, karini, bacini, anani siken essektir mutlaka amcik agizli ibne. Sen kasindin ve ben seni kasiyacagim hep bundan sonra adi ibne. O boklu götünde bayram edecek sikilmekten. Ben buraya da gelirim, senin evine de gelir tüm sülaleni amindan götünden sikerim götveren Hulusi, hem hepinizin gözleri önünde bagirta bagirta sikerim götveren Hulusi.
By Hulusi on Tuesday, August 29, 2000 - 09:04 pm:
Ahlaksiz ve sorumsuz orospu cocugu Mahmut..
Sen oncelikle bana oglum diyemssin cunku bir cocuk
dogurtmak icin once sikin sonra sperim olmasi
sartdir. Sende bunlarin hicbiri yok siksiz ibne. Ulan
hangi amdan ciktin sen be?Bana oyle geliyor ki sen
bir devenin amindan ciktin cunku beginin deve kadar
buyuk. Niye kassiniyorsun sen ha sen kimsin de bana
kufur ediyorsun ulan. Sana bir boru sokarim be bor
ayni anda gotunden cikip anana girer sonra bacina
sonra avradina seni ibne seni. Senin aslinda anan
avradin ve bacin sirpinti dir, sillikdir, ve kose
orospularidir. Onlardaki am o kadar buyuk ki,
amlarina 4 veya 5 sik rahat girer tabi ki ayni anda.
Lastik gibi amlari var ve icinde sik yoksa, ozaman
muhakkak eroin kokayin gibi uyusturuculari
kaciriyorlar amlarinin icinde. Daha baska olarak,
Mahmut denen pic bu amlari kendi de sikiyor cunku o
oyle bir piskopat dir. Ayrica bu amlarin daha baska
da bir gorevleri var. Ornegin, icine cop koymak icin
ve sidik bosaltmak
By Mahmut on Wednesday, August 30, 2000 - 11:35 am:
Hulusi Kizim
Senin gibi amcik agiza aslinda oglum degil kizim veya orospum diye hitap etmeliydim. Ilk Sen bana sürtünüp kasindigin icin o amcik agzini kapayana kadar seni kasiyacagim götveren. Bende yarrak da var, sperm de var, hem de yedi sülalene yetecek kadar ibnenin evladi. Sen bunlari hakkediyorsun, cünkü bile bile geldin ilk götünü bana sürttün, yani orospu cocugu ruhunu bana gösterdin. Ben de seni istedigin gibi anan, bacin, karin, kizin hepsini siradan düzecegim götveren, taa ki sen o amcik agzini kapatana kadar, agzina da verecegim koca sikimi, icine bosalacagim icirtecegim sana spermlerimi götveren Hulusi...
By Hulusi on Wednesday, August 30, 2000 - 05:31 pm:
Mahmure pici
Siktir git lan anasini satan pezevenk. Sen Tarkan
sayfasinda kizlara kendini asaglikca satmaya
kalkisinca, sacma sapan yorumlar yamaya kalkisinca ve
o kadar bos seyler konusunca, sen ilk kasindin ve
bende seni kasiyorm iste. Bunu sen hak ediyorsun pic,
cunku sen rezil bir insansin, sen doktor musun lan,
veya sen arastirma mi yaptin kadinlarin ruhuna pic
kurusu. Nerden bu yorumu yapabilirsin, neymis cogu
kadinin ruhunda acik veya gizli orospu ruhu varmis.
Atalarimizin bir lafi vardir, Yarasi olan gocunur.
Senin belli oluyor ki yaran var va kapanmayan yara,
sende rahatlik bulmak icin baska hanimlari da isin
icine koyyorsun. Senin anan, karin bacin orospu ise,
bizim ne sucumuz var gotunu siktiren es cinsel. Sen
bana bos kufur edecegine, sen herkesten adam gibi
ozur dile. O kizlara, okuyanlara ve sanatcilara dan
ozur dile ki, o zaman insan ve adam oldugun belli
olsun. Ama sen bunu yapacak bir insan degilsin cunku
sen insan degil, bir canavarsin.
By FILIZ on Thursday, August 31, 2000 - 02:17 pm:
Hulusi ve Mahmut bey/bayan - Ben Amerikada dogan 15 yasinda bir gencim. Bu siteye Turkcemi ilerletmeye giriyorum. Dogrusu hic duymadigim sozler yazmissiniz ve ne yazdiginizi cozebilmek icin lugattan veya annemden/babamdan soruyorum. Heralde bana boyle zengin kufurler ogrettiginiz icin borclu sayilirim.
Tesekkurler!!!
:)By Tallrock on Friday, September 1, 2000 - 11:58 pm:
ya sezenin sarkici olmasaydi bi oruspu olacagi kesindi,ama kendisi yeteneklidir,iste o kadar gercek bu
filizcim herhalde bunu anlarsin artik!!turkcende bayagi iyiye benziyo filiz
By Mahmut on Tuesday, September 5, 2000 - 05:38 pm:
Filiz Kardesim
Kusura bakma adina Hulusi denen gay yüzünden duymaman gereken ifadeleri okumussun. Hulusi denen sapik gelip bana arkasini sürttügü icin ben de ona gereken muameleyi yaptim ve agzini kapatana kadar da yapacagim. Cünkü bu onun özel zevki ve meraki. Sen oralari okuma ve pass gec istersen. Ama Hulusi gibi manyaklari tanimak istersen oku da böyle sapiklardan uzak dur kardesim. Sana iyi günler dilerim kardesim.
By Mahmut on Tuesday, September 5, 2000 - 05:42 pm:
Hulusi denen orospu cocugu
sen tam ve kasarlanmis bir ibnesin. Ben senin doktorun olur sike sike seni iyi ederim amcik agiz. Sen baskalarinin yazilarina karismamasini ögrenene kadar agzina sicacagim, seni, karini, kizkardeslerini bagirta bagirta sikecegim orspu cocugu götveren Hulusi. Hala sikilmek istiyorsan bana yine yaz. Ben seni kanirta kanirta sikmekten yorulmam sen bu ibneligine devam ettikce götveren Hulusi
By FILIZ on Wednesday, September 6, 2000 - 12:01 pm:
Mahmut Bey - Hulusi'ye karsilik yazmasaniz bu olay devam etmezdi ama galiba sizinde hosunuza gidiyor onun icin geri yaziyorsunuz. En iyisi onu IGNORE yapin.
NOT: Ben Turkleri daha ozel, terbiyeli ve namuslu saniyordum fakat cok yanlismisim ve sizler beni hayal kirigligina ugrattiniz. Demekki kibarliginiz yalniz gosteris icinmis.
By Mahmut on Wednesday, September 6, 2000 - 06:59 pm:
Sayin Filiz Hanim
nazik uyariniz icin size tesekkür ederim. dediginiz gibi o salak yaratigi hic adam yerine koymamak gerekirdi. Ancak dikkat ettinizse benim Sezen Aksu ile ilgili yazmis oldugum bir yoruma müdahale etti ve ise Annemi karistirip ona hakaret etti. O yüzden o namussuz yaratik agzini kapatana kadar istemeyerek de olsa onun agzini kapatacagim ve layik oldugu sifatlarini siralayacagim taa ki o pis agzini kapatana kadar. Inanin ben de bu ifadeleri isteyerek ve hoslanarak kullanmiyorum, ama o bunlari hakketti.
Yoksa gündelik is ve aile hayatimizda bu laflarin hicbirini benden veya cevremden duyamazsiniz.
Istemeyerek de olsa sizi hayal kirikligina ugrattigim icin sizden özür dilerim. Ancak bu cok istisnai bir durum. Adina Hulusi denen bir pislik yüzünden gözlerinizi ve kulaklarinizi istemeyerek kirlettigimiz icin sizden tekrar özür dilerim. Aslinda cok seviyeli ve edepli birisi olarak bu münferit olayin sizde iz birakmamasini özellikle rica ederim.
Saygilarimla
MahmutBy Hulusi on Wednesday, September 6, 2000 - 07:06 pm:
Mahmure denen firlamaya.
Ulan donme herif, hem suclusun hem guclusun gotveren.
Donme oldugun tam belli, once kizlara yalakalik yapip, onlara hakaret edersin, sonra da kendini iyiye cikartmak icin, Filiz le arkadas olup, beni karalamaya kalkarsin. Bu oynadigin tiyatroyu yemezler cahil herif. Herkese soyluyorum, lutfen Tarkan in, Ercan Saatici mi tam emin degilim ama Tolga Sagin altinda ki sayfaya da girin ve bu syafayi iyi okuyun, okuyun ki bu anasini satan pezevenkin nasil bir orospu cocugu oldu belli olacak. Kizlara hic yokken satasiyor ve hakaret ediyor, sonra sacma sapan yorumlar yapiyor. Oyle sacmaliklar yaziyor ki ben buna tahammul edemedim cunku boyle kopekleri ben yerine getiririm. O soyledigim sayfalara girip kendiniz gorun, ben hic bir kiza hakaret etmedim ve sacma sapan laflar da soylemedim.Ama bu Mahmure pici bu pislikleri yapiyor sonra donup beni sucluyor. Ha siktir kertenkele donmesi sen. Bana bak lan amina koydugmun cocugu, buralara gelme ke
By Hulusi on Wednesday, September 6, 2000 - 07:16 pm:
Filiz Bak Filiz, sana yuzde yuz katiliyorum. Senin bahsettigin o namuslu, serefli, haysiyetli, gururlu ve ahlakli erkeklerden hic ama hic kalmadi. Kaldiysada cok az bulunur ve o da ne yazik sana ras gelmez belkide. Gelelim bu Mahmure denen yarrak kafaya. Bilmiyorum onda yanamisin degilmisin, beni ilgilendirmez, ama Mahmure denen yarrak kafa tam bir orospu cocugu ve demin soyledigim gibi, Tarkan sayfasina gir ve orda kizlara nasil pis pis konusuyor ve ahlaksizlik yapiyor. Sundan eminim, beni kizlara karsi hic kufur etmedigimi goreceksin ve bu Mahmure picinin ne kadar igrenc mikrop oldugunu goreceksin. Takilma ona, ben onu hal ederim. Bu gorev kizlara dusmez, onu ben yerine oturtup anasindan emdigi sutu gotunden cikartacagim. Sana iyi gunler.
By Hulusi on Wednesday, September 6, 2000 - 07:26 pm:
Mahmure denen gerzek kafaya Lan aferim lan, sen adam olacaksin vallah. Ozur diledin herkesden ve bu bana hic olmasa az cok beynin oldugunu gosteriyor. Bu kitap burda benim icin kapanir ve sana bir daha da yazmam, ama eger kizlara igrenc seyler yazip ve onlara hakaret edersen, seni yine ben adam yerine koymam lazim olur. Bakiyorumda herkesden ozur dileyip benden ozur dilememissin. Luzumu yok, senin ozurune ihtiyacim yok, yeter ki adam ol ve kizlari rahat birak. Ayrica sacma sapan yorumlarda yapma cunku buralarda mantikl yorumlar okumak isteriz ve sende mantikli yaz ki hepimiz okuyalim ve firimizi ortaya koyalim. Yok cog kadinin gizli veya acik orosp ruhu vardir diye sacmaliklar soyleme. Yine senide tebrik ederim herkesten ozur diledigin icin ve sana eyvallah.
By Mahmut on Thursday, September 7, 2000 - 05:41 pm:
Ruh hastasi götveren Hulusi
Sen okudugunu anlamayan süzme bir ibnesin. Kizlari senin pis götünün boklu ortamina cekmeye ugrasma sahsiyetsiz pic. Onlarin senin ibnelikleriyle hic ilgisi yok. Ben sadece Filiz adli bayana istemeyerek de olsa o senin boklu götünle ilgili haberleri okumak zorunda kaldigi icin üzüntülerimi belirttim. Sen tam bir ibne ve götverensin. Onlar buralara gelince benim seni nasil heryerde siktigimi istemeselerde görüyorlar. Buna benim yapacak bir seyim yok. Sen o amcik agzini ve boklu götünü kapatirsan onlar da senin devamli tarafimdan sikildigini görmekten kurtulurlar beyinsiz hayvan.
Sen kim oluyorsun da benim Sezen Aksu hakkinda yazdigim yaziya müdahele edip anami isin icine katiyorsun gecmisini siktigim orospu cocugu. Benim kizlarla sorunum yok, senin olabilir o da beni ilgilendirmez iktidarsiz ibne. haddini bil ve o dilini amcik agzina sok, arkani dön ve sikilmis köpek gibi yakinimdan uzaklas. Durdugun sürece seni devamli sikecek ve sana hakaret edecegim - layik oldugun sekilde - müptezel gerzek ibne. Sende gizli degil acik ibnelik ruhu varmis, sen onu gösterden kendini aptalca ortaya atarak ibne oglu ibne. Anca gidersin götveren Hulusi
By Hulusi on Thursday, September 7, 2000 - 06:05 pm:
Benim kopek gibi havlayan Mahmure denen it. Iyi dinle gavat oglu gavat. Senin tam adam oldugunu sanmisken, ne yazik ki yanilmisim.Sen yine ayni o agzi bozuk, kizlara karsi hakaret eden, ahlaksiz, sorumsuz, pic, tahtasini siktigim, anasini satan pezevenk, dagdan inme ayi ve inanilmaz bir sekilde cahil olan bir yaratiksin. Bunu okuyanlar. Lutfen Tarkanin, Meltem Cumbulun, Erdal Erzincan ve bu sayfayi iyi okuyun ve goreceksiniz ki, bu dangalak kizlari sex e davet eden bir piskopat dir. Lan bana kalirsa sen bir mazojist sin. Sen gitte Mazojist in ne oldugunu ogren ve senin sulalen mazojist dir sapik adam. Sana mi kaldi lan cogu kadinlarin acik veya gizli orospu ruhu vardir diye demek serseri. Sen kimsin lan?Bunu okuyan bayanlar, acaba sizede mi gecerli bu Mahmure nin dedigi?yani sizdede mi var bu gizli veya acik orospu ruhu. Ben oyle dusunmuyorum. Benim herkese saygim vardir ama bu ite yoktur. Siz hic kafaya takmayin ben bu ayiyi yola getiririm. Ben sinirlenm
By Mahmut on Friday, September 8, 2000 - 07:33 pm:
Sende kafa mi var ki düsünesin orospu cocugu götveren Hulusi. Cahil köpek sen anlamadigin seylere burnunu sokma, sokarlar böyle senin o boklu götüne. Evet bazi kadinlarda gizli veya acik orospu ruhu vardir. ister kocasina, ister erkek arkadasina gösterir veya göstermez amcik agizli Hulusi. Sen bu islerden anlamazsin. sen ibnelikten anlarsin. Senin 830 tane ibne arkadasin dün Istanbula geldi, belki sen de aralarindaydin, karini sikmekten o ara senin gibi pic ibneyi göremedim. sana bir gecirecegim, bagirsaklarin amcik agizindan disari firlayacak götveren Hulusi. Sen ibne ruhunu aciga vuranlardansin. Kancik köpek gibi gelip bana sürtünüyor, kendini siktirip duruyorsun devamli orospu cocugu götveren Hulusi. Ayilar senin sülaleni siksinler cingene ibne...
By Hulusi on Monday, September 11, 2000 - 08:08 pm:
Butun bunu okuyanlaFiliz ve Mahmure pici.
Mahmut denen yarrak kafa kendisini burda herkesin
onunde yanilti ve bunu ispatlayan sey budur.
Ykarlarda, bu sayfanin bas taraflarinda, COGU kadinin
gizli veya acik bir orospu ruhu vardir dedi. Simdi
ise BAZI diyor. Neden oglm be donme?Tabiiiii hatani
biliyorsun esogulesek. Simdi hemen butun herkesden
ozur dile bilhassa hanimlardan ve yine yazma buralara
gotu gevsek. Kendin biliyorsun hatani ibne ve bunu
ben ispatladim iste. Simdi yurude boyunu gorigim pust.
hhahahahahahahahahaaha.
By Mahmut on Tuesday, September 12, 2000 - 07:27 am:
Götveren Hulusi
Kuruttun beni be oglan Hulusi. Heryerde seni sikmekten baska is yapamiyorum. Ne de cok seviyormussun kendini siktirmeyi, okudugunu anlamaktan aciz götveren Hulusi. Amcik agizin da yalama olmus. Senin agzina verip agzini da düzeltecegim götveren Hulusi. Eksik yazmisim aslinda senin gibi götverenlerde de ibne ruhu var aslinda. simdi biraz isim var seni biraz sonra becerecegim ibne ruhlu, amcik agizli götveren Hulusi...
By Hulusi on Tuesday, September 12, 2000 - 05:04 pm:
Mahmure
Hadi sana iyi gunler evladim. Bye bye hahahah
By Mahmut on Wednesday, October 4, 2000 - 01:15 pm:
Aferim Hulusi
Agzini toplamasini ögrenmissin. Bir süredir seyahatteydim, döndüm ve bana sürtünmedigini gördüm, o yüzden sana sifatlarini siralamayacagim. Yolun acik olsun, bundan sonra da baskasinin isine karisma. Sonra ne olur biliyorsun...
By Kadir on Friday, October 6, 2000 - 08:12 pm:
Mahmut denen hiyara
Bu sayfada ki yazilarin hepsini okudum ve Mahmut, sen
haksizsin ibne. Seni kiniyorum, ve sana laflar
hazirladim.
O lalflari benden belledin
dedemin sikini elledin
dedem seni sikince nohut gibi terledin.
By Kadir on Friday, October 6, 2000 - 08:19 pm:
Mahmut
1.Hamam tasi gumusten
simdi geldik sikisten
bunu bana ogreten
senin ibne enisten.
2.Tavsan gider ekine
kulaklari dikine
bal mi surdun gotne
tatli geldi sikime.
3.O laflar boy boy
seni siken kadir kovboy.
4.bos konusma yalak
ne konusdugunu bilmiyorsun salak
cok cirkinsin kepce kulak
git gotunu siktir yavsak
5.Istanbulda kalkti tren
Ankarada yapti firen
bu lafima cevap veren
ya orospu cocugdur ya picdir.
By Sikici on Friday, October 13, 2000 - 05:52 am:
burdaki butun salaklari ben sikiyorum lan, var mi diyeceginiz lan bana. hepinizi sikiyorum.
adam uslu bir sey yazin lan kavatlar.
kendine guvenen bana yazar!!!!!!!!!kanciklar
By Sosyete on Wednesday, October 18, 2000 - 03:42 pm:
ulan hulusi ve mahmut açlaRI. sizin ikinizin de beynini sikiyim. Amina damina koydunuz lan sayfanin. Bu arada filiz gel de sana bi türk yarraGI veriyim bak o zaman turkceyi de sökersin bülbül gibi konusursun sen hele bi ye de benim yarragi nuhhhahahahahahahhahahahaha.
Ayrica Sezen Aksu da ufak tefek ama feci agzina veririm. Ama bu iki it arasindan kimi tutarsin derlerse direk hulusi derim. Mahmutun amina koyiim götveren mahmut.
Senin mezarda yatanlarinda orospu heralde piç çok iyi biliyosun orospulari. Annanenin amina koyiim senin.
By Sezen on Wednesday, October 18, 2000 - 05:48 pm:
Bu sayfa yi Sezen Aksu okusaydi herhalde intihar ederdi. Dogru durust konusucaginiza butun sayilabilecek ne kufur varsa saymissiniz. Tebrik ederim kufur dagarciginiz cok yuksek hayatinizda herhalde cok ise yariyordur.
Neyse konu Sezen Aksu, gercekten basarili bir sanatci ve de cogu insani turk muziginde yetistirdi.
Neyse benden bu kadar, hepinize mutlu kufurlu gunler
By Kadir on Saturday, October 21, 2000 - 12:24 am:
Sikici denen sikitiriciye
Ben varim lan sana yazan gotunu siktiren, ne yapacan
lan aptal deve. Hadi yaz bakalim sacmaliklarini
kopek. Yazda goreyim boyunu ibne. Sen kimsin lan,
profosor musun sen ger zekali. Sen butun her sayfada
her sanatciya GAY diyen kisi degilmisin?evet o
sensin. Sen GAY sin ve sen bizler gibi gay olmayan
insanlarla konusma ve cevap verme cunku ben burda
Avustralyada GAY lari doven, ustlerine tukuren ve
hastaneye dayaktan dolayi sokan bir kisiyim. Kendine
guveniyorsan gel lan ibne seninda agzina sicayim.
KadirBy Sevim on Saturday, October 21, 2000 - 03:32 pm:
Sezen Aksu
Tek kelimeyle MUHTESEM
By Kadiridiken fenasi on Sunday, October 22, 2000 - 03:31 pm:
Kadir
nanoş yerim seni len yumuşak
By Kadir on Tuesday, October 24, 2000 - 07:06 pm:
hadi gelde ye ibne
By Tolga on Wednesday, October 25, 2000 - 03:23 pm:
geldim ya yarrak kafalı
niye yoksun
By Kadiridiken on Friday, October 27, 2000 - 11:57 am:
kadiridikenebesini siken den Kadire sen bir ibnesin .dün bana vermedinmi
By Deli dumrul on Saturday, October 28, 2000 - 02:46 pm:
lan sikici siktirtme gotunu
By Kadir on Sunday, October 29, 2000 - 05:51 pm:
Kadiridiken
Ulan mazojist ne yazdigin bellidegil ibne, dogru
duzgn yazda hepimiz anlayalim gotveren pust. bana
ibne demen icin on tekne ekmek o zaman gel gotu boklu
kici kirik. Hadi simdi siktir git orospu cocugu.
Kadir
By Kadiridiken on Wednesday, November 1, 2000 - 04:29 am:
sevgili orospu arkadaş kadire,lan yavsak senin götveren oldugunu herkes biliyor.o ekmek dolu ON tekneyi senin götübe sokayım, be pezevenk evladı orospu cocugu seni hadi de siktir git basımı agrıtma deyyusun torunu seni
By Deli dumrul on Wednesday, November 1, 2000 - 04:30 am:
lan kadir seni sikmeyen mi kaldı dünyada ne ugrasıyorsun elalemle ,gel bemle ugras.benimki sana tam gelir
By Kadiridiken on Sunday, November 5, 2000 - 05:21 am:
ne oldu lan yavşagın torunu yoksun piyasada
By Kadir on Wednesday, November 8, 2000 - 10:03 pm:
Yukarida kendisine Kadiridiken ismini veren orospu
cocuguna.
Senin anani avradini yedi sualeni sikim ahlaksiz
sunepe. Ben hala piyasadayim ama ben senin gibi her
dakika basi cevap verdim mi vermedimi diye
beklemiyorum gotu boklu. Senin benden alip
veremedigin ne dir lan?Sen sulalendeki karilari
sattigin icin beni yeme pezevenk. Agzini lutfen kapat
yoksa Avustralyadan senin oldugun yere boru uzatip
gotune sokarim. Simdi bu sana son uyarim, bana bir
daha pis seyler yazma yoksa senin sulalendeki butun
orospulari siktirmek icin adam degil, gergedan
getririm siktirmeye.Ona gore ayagina denk al.
Deli dumrul denen meymenetsiz ite. Bu soylediklerim
sana da gecerli orospu cocugu. Hadi simdi ikiniz
birbirinizin gotunu yalayin.
By Kadiribnesine on Friday, November 10, 2000 - 01:38 pm:
1.Hamam tasi gumusten
simdi geldik sikisten
bunu bana ogreten
senin ibne enisten.
2.Tavsan gider ekine
kulaklari dikine
bal mi surdun gotne
tatli geldi sikime.
3.O laflar boy boy
seni siken kadir kovboy.
4.bos konusma yalak
ne konusdugunu bilmiyorsun salak
cok cirkinsin kepce kulak
git gotunu siktir yavsak
5.Istanbulda kalkti tren
Ankarada yapti firen
bu lafima cevap veren
ya orospu cocugdur ya picdir.
By Hulusi on Friday, November 10, 2000 - 01:41 pm:
kadir ne ugraşıyon elalemle .yine geldim senin için it
mahmutçuk nerde lan
By Hulusi on Saturday, November 11, 2000 - 07:17 pm:
Yukarida sahte Hulusi pezevengine.
Ulan got herif, benim adimi niye kullanip milleti
kizisdiriyorsun orospu cocugu. Kendi adini kullan
kazma.
Gercek Hulusi.
By Kadir on Saturday, November 11, 2000 - 07:23 pm:
Benim laflarimi kopye eden cahil rezalet.
Kendi laflarin yokmu benim laflarimi kullaniyorsun
onun bunun cocugu. Tabi,sen fazla bilgili bir yaratik
degilsin cunku sen okulu kaytarip hep gotunu
satmissin yollarda para yapmak icin ibne. Oku da
bilgin artsin biraz pezevenk. Simdi ilk is bu
yazdigima cevap vermek degil, kitap alip okumak dir,
ve kendini egit mektir. Hadi cocugum, hadi yavrum,
okda bilgin artsin.
Kadir.
By Ciguli on Sunday, November 12, 2000 - 11:10 pm:
Sevgili Hulusi ve Mahmut abilerim ve ablalarim,
Sayenizde cok guldum, mutesekkerim. Ayrica da cok sekerim. Hepinizin cocukluktan kaynaklanan psikolojik sorunlariniz olduguna kanaat getirmish bulunmaktayim. Ayrica Filiz hanim biz de amerika dayiz ama bu kufurlerin hepsini biliyoruz... bu Turk olmanin dogushtan getirdigi bir ozellikltir.. sen Turk degilsin.. yok ol! Acinacak derecede Amerikalisin sen! Neyse Mahmut ve Hulusi Ablalarima geri doneyim.. siz de cok arizzali ve de pisiko insanlarsiniz... idollerim oldunuz.. ben de sizin gibi kufurbaz ve de ibne olmak icin calisacagim... basaracagim... basaracagim.. basaracagim...
Mahmut ve Hulusi Ablalarinin BIRICIK Cigulisi...
By Perihan uzumyemezoglu on Monday, November 13, 2000 - 06:49 am:
deminden beri aranizda gecen diyalogu okuyorum valla cok korkunc seyler yazmissiniz okurken hicab duydum.
ama gerceklerle yuzlestim bence mahmut bey sezen hakkinda dogru saptamalari var sezenin "orospu ruhu" tasidigini biliyoruz.simdiye kadar kac kisiye kuyruk salladi gazetelerden okuyoruz dimi kac kalp kirdi inanmayan biraz gazete okusun."minik orospucuk" elinden gecenlerle tesbih orer...
By FILIZ on Monday, November 13, 2000 - 10:25 am:
Ciguli bey, siz kufurleri bilmeniz sebebi oradan gelmenizdir. Ben ise Amerikada dogdum ve annem babam bana kufurler ogretmedi. Cevremdeki arkadaslarda ayni. Yani Turk sayilmak icin kufurmu bilmem gerek?
By Superman on Monday, November 13, 2000 - 11:26 am:
Supersiniz,
Sezen Aksu da super
ben de superim
By Anarchist on Monday, November 13, 2000 - 02:46 pm:
oolum sizin isiniz gucunuz yok mu be amina kodumun ogullari burda geyigin amina koymussunuz lan vatana millete hayirli bi evlat olmak icin ugrassaniza orospu evlatlari
sezenin ta amina koyyim bu arada sezen dedim de aslinda iyi kari muthis sevisirim ben o kariyla
herturlu ters pozisyonu denerim
hadi eyvallah biraz daha kaybedecek vaktim yok bu siktimin sanal ortaminda tamam mi lan
SANAL ORTAMIN BANAL AYILARI!!!
By Memoli on Monday, November 13, 2000 - 04:11 pm:
bunları yazan tüm godoşların amına koyayım + yürü be kızım endamını göreyim seninle geçen günlerin ejdatını sikeyim seni de ananıda taaaa götünden sikeyim bu siteyi bulduğum iyi oldu amına koduğumun bebeleri artık maça gitmeme gerek kalmadı sizin gibi götlere msj.yazmak daha zevkli götler sizi ananızın kılıtırısınde kı problemlerden banane hepinizeeee koduuuuuum da bıtmedı o da yazacak len olum sızın ısız gucız bıttı anaaazın amı mı kaldı yarroşlar sizi ama suc babanızda ananızla avradınızı karıstırmasaydı bole olmazdı bunu okuyanınada okumayanınada koyayım taaaa amına bunu yazan tosun okudun kocum artık sanada kosun
By At Yarrak on Monday, November 13, 2000 - 04:16 pm:
anasını sktimin orospu çocukları, anasını sikmediğiniz bi internet kalmıştı onun da amına koydunuz. götveren evlatları gidip ananızı siksenize internete gireceğinize. bu arada filiz, sen orda kendini amerikalı erkeklere siktirip burda bize terbiye dersi verme, oralara kadar gelip ağzına verir, suratına patlatırım. şimdi siktirin gidin lan hepiniz burdan, orospu çocukları, kefereler.
By At Yarrak on Monday, November 13, 2000 - 04:18 pm:
bu arada sezen aksu kokocunun, orospunun allahıdır.
By Kunteper on Monday, November 13, 2000 - 04:32 pm:
bende bu lafı üstüne alınanı sikeyim
By Jester on Monday, November 13, 2000 - 04:54 pm:
Eşcinsel Kasapların göğüs kıllarını cımbızla alacak erzurumlu tüysüz eşcinsel çobanlar aranıyor. Müracaatların Mahmut ve Hulusi kardeşlere yapılması önemle rica olunur. Sevgiler.
By Hulusi on Monday, November 13, 2000 - 05:40 pm:
Once Ciguli denen tipsize.
Sen git kendini muane ettir orospu cocugu. Lan got
herif, sen kendin bana piskolog hastasi diyorsun,
ulan gavatin dolu, madem oyle ve sen b isten
anliyorsun, neden bize bir care gostermiyorsun ibne.
gosteremessin cunku sende de var piskolog hastaligi.
Bunu ben nasil ispatladim?Boyle. Sende bize uydugun
icin, kendin kufurbaz olmak istedigin icin ve kendini
ortaya koyup siktirmek icin sende de piskolog
problemleri var gotveren. Kanini siktigimin kansizi.
Sen basimiza hoca mi kesildin cahil yaratik. Sana ne
lan bizim derdimizden, her boka maydonoz olma yoksa
sokarlar gotune boruyu, gevsek gotveren. Simdi
tukurdugunu yala ve bir daha da anlmadigin ilsere
yamuk burnunu sokma.
By Ben on Monday, November 13, 2000 - 06:14 pm:
bravo
bu arada hulusi haklı
submitted by VirreyDeColombia to kopyamakarna2 [link] [comments]


2020.03.31 03:43 victorprut FETÖ'nün Hamiliğini Yapıp Korku Yönetimi Oluşturan Bir Diplomatın Hikayesi: Ersin Erçin

Abdullah Gül’ün en yakın adamlarından olan ve uzun süre danışmanlığını yapmış olan Ersin Erçin Dışişleri’nde bilinen bir isim. Hem özel hayatındaki çeşitli şayialar hem de görev yaptığı ülkelerde FETÖ ile olan sıkı bağları nedeniyle çokça eleştirilmiş birisi. İcraatıyla ilginç bir diplomat portresi çizen Ersin Erçin 2017 yılında Güney Kore’ye büyükelçi olarak atandıktan sonra ilk ve tek iş olarak ülkede hoşuna gitmeyen kim varsa onu terör örgütü üyesi olmakla suçlayıp devletin tüm imkanlarını ve mesaisinin tamamını kafasına göre terör örgütü listesi oluşturmaya harcamış birisidir. Ancak ülkede cirit atan ve Fetullah Gülen’e çok yakın olan örgüt imamlarıyla ilgili sessiz kalmayı tercih etmiştir. Garip bir şekilde, kırmızı bültenle aranan Sıtkı Baş ve Eşref Sağlam gibi isimlere dokunmayıp bunun haricinde işinde gücünde olan esnafı, sanatkarı ve hatta iş arayan gariban insanları bile terörist olarak yaftalayıp hayatlarını karartmaya adamış kendisini. Bunca garip ve kanun dışı hareketlerinin bir nedeni olmalıydı. Bu yüzden işin arka planını irdelemek bugün Türkiye’nin yurtdışında zayıflayan imajını anlamak için de yararlı olur.
Güney Kore’den önce Brezilya’da büyükelçilik görevini yaparken kurduğu çeşitli ilişkiler nedeniyle kafalarda soru işareti oluşturan Erçin, ülkede her zaman Gülencilerin destekçisi olmuş birisi. Bu sitede sitede Fetullah Gülen’in bugün sağ kolu olan Hamdullah Öztürk ile Fetullah’ın kitapları önünde sohbet ederken görülüyor. Bilirsiniz, hiçbir büyükelçi bu şekilde tarikatların ve tehlikeli olduğu bilinen yapılanmaların ayağına gidip böylesine samimi pozlar verecek riski almazlar. Diğer fotoğraflarda da Brezilya’nın FETÖ temsilcisi olan Mustafa Kapucu’yla samimi pozlarına şahit olduğumuz Erçin mesaisinin tamamını bu örgütün faaliyetlerini desteklemek için harcamıştır. Kendisinin katıldığı diğer örgüt çalışmaları ve yazışmaları da buradaki gibidir. Normal bir vatandaşın bu fotoğraflardan birinde bile yer alması halinde başına neler geleceğini az çok tahmin edebiliriz.
İşte böylesi garip bir arka plana sahip olan diplomatın bugün devletin imkanlarını gariban vatandaşların hayatını karartmak ve Türkiye’nin imajını durmadan kötüye götürmek için kullanmasının nedeni daha rahat anlaşılabilir. Hatta, Türkiye’nin Barış Pınarı Operasyonu sürecinde dünyaya daha düzgün imaj vermeye ihtiyacı olduğu bir dönemde bu kişi hiçbir faaliyette bulunmamış, operasyonun başlamasından iki hafta sonra G. Kore medyasına demeç vermeyi düşünebilmiştir. Zaten demeç verdiği günün bir gün öncesinde operasyon sonlanmıştı. İş işten geçmiş ama büyükelçi yabancı basına Türkiye’nin davasını anlatmayı yeni düşünebilmiş.
Ayrıca Güney Kore’nin Türk vatandaşlarını havalimanından geri gönderme süreci de bu kişi zamanında başlamış ve artık baş edilemez duruma gelmiştir. Bilindiği gibi son iki yıldır Türk vatandaşları Güney Kore’ye gidişte çok büyük zorluklar yaşıyor. Ama ilgilenen kimse yok. Büyükelçiliğin duyurularında da belirttiği gibi, Kore makamları Türk temsilciliğini artık muhatap bile almamaktadır. FETÖcülerin harıl harıl çalışarak Türkiye’ye yönelik olumsuz imaj faaliyetlerini Güney Kore medyasına işledikleri bir süreçte Ersin Erçin’in tek yaptığı şey, resepsiyonlarda şık kıyafetiyle pozlar vermek ve hoşuna gitmeyen vatandaşın hayatını karartmak için terörist listesi hazırlamak olmuştur. Bu konuda, ülkedeki esnafın karşılaştığı zarar büyüktür. Türk işletmecileri karşılaştığı kanuni zorluklar konusunda hiçbir destek alamamakta ve üstüne üstlük bu insanlar terörist olarak yaftalandığı için Türk temsilciliğinden de yardım görememekte. Ancak asıl FETÖcülerin cirit atması konusunda bu temsilciliğin yaptığı hiçbir şey yoktur. Kendilerine gelen ihbarları bile göz ardı ederek arka plandaki işbirliklerinin örtülmesi için uğraşmaktadırlar. Zaten 2014’te ülkedeki en büyük FETÖ işletmelerinden birisi olan Kervan Restoran da bizzat şimdiki büyükelçilik personelinin de katılımıyla açılmıştı. Hatta bazı personelin akrabaları da halihazırda bu işletmelerde çalışmaya devam ediyor. Nerede kaldı FETÖ’yle mücadele? Tabii ki lafta.
Bu kişinin büyükelçilik koltuğunda oturduğu dönemde yaşanan bir diğer ilginç hadise de FETÖ imamı Hakan Baltalı’nın elini kolunu sallayarak konsolosluk binasında gezip tozmasıdır. Örgütün Uzakdoğu imamı olup pasaport süresi bitince konsolosluğa başvuran Baltalı, malum durumlardan dolayı süre uzatımı yapamayacağını, sadece ülkeden çıkış kağıdı alabileceğini öğreniyor. Başka vatandaşlara kapısını kapatan konsolosluğun, iş örgüt imamına gelince yardımsever olması rezil bir durumdur. Benzer durum diğer pek çok ülkede de yaşanmıştır. Medyadan araştırılabilir. Buradan istediği kağıdı alıp Finlandiya’ya kaçan Baltalı, alay eder gibi uçuşunu İstanbul aktarmalı gerçekleştirmiştir.
Ersin Erçin’in resepsiyon taktiği de hayli ilginçtir. Devlet tapulu malıymış gibi hareket ederek, tüm Türk vatandaşlarına ait olan Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunu kapalı oturum şeklinde gerçekleştirmiştir. Yani, halkın vergisiyle, halka ait bayramın düzenlendiği resepsiyon sadece Erçin’in istediği kişilerin katılabileceği bir şekilde düzenlenmiştir. Son resepsiyonda ise katılımcıların kimlik göstermesi mecburi tutulmuştur. Erçin’e yakın olan PKK’lı ve FETÖ’cü kim varsa resepsiyona katılabilirken, sıradan vatandaş Cumhuriyet Bayramı’nda bu etkinliklerden uzak tutulmuştur. Vatandaş kavramı onun için yabancıdır. Oluşturduğu korku yönetiminde despotluğuna devam ederek büyükelçiliğin korku yuvası olmasını sağlamıştır. Şu anda bile koronavirüs nedeniyle sıkıntı çeken vatandaş bu kişinin korkusundan dolayı elçilikle irtibat sağlayamamaktadır. Kim bilir hasta olduğunu söyleyen kişiyi her zaman olduğu gibi Fetöcülükle suçlayıp hayatını karartacaktır.
Hayatı boyunca evlenmemiş olan Erçin, 2019 yılında görev yaptığı ülkede tercüman olarak yanında tuttuğu ve kendisinden 32 yaş küçük olan Müge Öcal ile birden dünya evine girme kararı aldı. FETÖ’nün Kervan Restoranı adlı işletmesinde de çalışmış olan Müge Öcal aniden first lady konumununa ulaşınca rahata eren bir kişi olarak dikkatleri üstüne çekti. Erçin döneminden önce büyükelçiliğin kapısını tercümanlık için defalarca çalan ancak her defasında geri çevrilen Öcal artık devletin imkanlarını rahatça kullanabileceği bir konuma erişmişti. Bir yıl öncesine kadar kapı kapı iş arayan bu kişi artık resepsiyondan resepsiyona koşturan, daha önceden kendisine ters gördüğü kişileri rica minnet ile terörist listesine aldıran bir kişi haline gelmişti.
Ne diyelim, devran döner ve herkes yaptığının karşılığını alır. Bu korku düzeni elbet bir gün biter. Beş on yıl sonra bu adamların nasıl anılacağını yine en iyi kendileri bilir.
submitted by victorprut to svihs [link] [comments]


2020.03.10 15:30 doganmalimusavirlik Kira Geliri Beyannamesi — En Çok Sorulan Sorular

1- Kira Beyannamesi Kimleri İlgilendirmektedir?
Kira geliri beyannamesi nin temel olarak, sahip oldukları, ev, yazlık, işyerleri gibi gayrimenkullerini kiraya verenleri ilgilendirmektedir.
2- Kiraya Verdiğim Gayrimenkullerin Beyannamesini Ne Zamana Kadar Vermeliyim?
Kira beyannamesi vermek zorunda olanlar beyannamelerini, 01 Ocak 2019–31 Aralık 2019 dönemine ait beyana tabi gayrimenkul sermaye iradı gelirleri için 1–31 Mart 2020 tarihleri arasında beyannamelerini vermeleri gerekmektedir.
3- Kira Beyannamesini Nasıl Verebilirim?
Kira Beyannamenizi;
4- Kira Beyannamesini Vergi Dairesine Gitmeden, Kendim Verebilir miyim ?
Kira gelirinizi vergi dairesine gitmeden,
https://hazirbeyan.gib.gov.t#/ linkine tıklayarak,
Sisteme Giriş sekmesinden, e- devlet şifrenizle, kimlik bilgilerinizle giriş yapabilirsiniz.
5- Kira Beyannamemi Ne Zaman Ödemeliyim?
2019 yılında elde edilen kira gelirlerine ilişkin olarak verilecek yıllık gelir vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinin,
2020 yılının Mart ve Temmuz aylarında iki eşit taksit olmak üzere;
6- Kiraya Verdiğim Gayrimenkul İçin Kiramı Tahsil Etmedim Beyannamede Tahsil Etmediğim Tutarları Dikkate Alacak mıyım?
Kira gelirinde gelirin elde edilmesi, tahsil esasına bağlanmıştır. Tahsil esasına göre kira gelirinin vergilendirilmesi için nakden veya ayni olarak tahsil edilmiş olması gerekmektedir.
Örnek-1: 2018 yılında tahsil edilemeyen 5 aylık kira bedeli, 2019 yılı Ocak ayında toplu olarak alınmıştır. Bu durumda 2020 yılı Mart ayında 2019 yılı için verilen kira beyannamesine 2018 yılına ait 5 aylık kira geliri de eklenecektir.
Örnek-2: 2019 yılında kiraya verilen işyeri için 3 yıllık (2019–2020–2021 yılları) kira bedeli peşin tahsil edilmiştir. Bu durumda 2020 yılı Mart ayında 2019 yılı için verilen kira beyannamesine peşin tahsil edilen 2020 ve 2021 yılları kira gelirleri de eklenmelidir.
7- Kira Beyannamesinde Giderleri İndirirken Gerçek Gider Usulü ve Götürü Gider Usulü Var? Bunlar Nedir Hangisini Seçmeliyim?
Götürü gider yöntemini seçenler, hasılatlarından %15 oranını direkt olarak indirebilirler. Kira geliri elde edip de mesken istisnasından yararlanabilecek mükellefler için götürü gider, istisna tutarı düşüldükten sonra bulunan tutar üzerinden hesaplanacaktır.
Gerçek Gider yönteminde ise, ilgili takvim yılında, kiraya verilen gayrimenkul için ödenen;
Aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri
Kiraya verilen mal ve haklara ait sigorta giderleri
Gayrimenkul ile ilgili faiz giderleri
Gayrimenkulünü kiraya verenler, kendileri kirada oturuyorlar ise kira giderlerini vb. giderleri gerçek gider yönteminde gider olarak hasılattan düşebilirler.
Eğer ki gerçek giderleriniz hasılatın %15’inin üstünde ise gerçek gider yönteminin seçilmesi mantıklıdır ancak gerçek gider yönteminde gider olarak düşülecek kalemlerde özellikli hususlar olduğundan bu gider yöntemi ile beyanname vermek için bir profesyonelden yardım alınması uygun olacaktır.
9- Çocuğumu özel okula göndermekteyim, eşim için ise yüksek lisans için ücret ödemekteyim. Bu giderleri kira beyannamemden düşebilir miyim?
Aşağıda belirtilen şekilde yapılan eğitim ve sağlık harcamaları beyan edilen gelirin %10’unu aşmaması şartıyla yıllık beyanname ile bildirilecek gelirlerden indirilebilecektir.
“Küçük çocuk” tabiri, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dahil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukları ifade etmektedir.
Örnek-3: 2019 yılında 100.000.-TL kira geliri elde edilmiştir. Mükellefin 16 yaşındaki çocuğu için ise lise eğitimi için kurumlar vergisi mükellefi özel bir eğitim kurumuna 25.000.-TL ücret ödenmiştir. Bu durumda Mükellef kira beyannamesinde,
100.000 X %10 = 10.000.-TL
Diğer şartları da sağladığından Beyannamesinde 10.000.-TL’yi gider olarak yazılabilecektir.
Örnek-4 2019 yılında 250.000.-TL kira geliri elde edilmiştir. Mükellef 23 yaşında olan üniversite eğitimini sürdüren çocuğu için bir vakıf üniversitesine 25.000.-TL ödemiştir. Bu durumda özellikli bir durum mevcuttur. Yapılan harcama vakıf üniversitelerine yapıldığı için,
8- Kendime, Eşime, Çocuğuma Sigorta Primlerini Kira Beyannamesinden İndirebilir miyim?
Beyan edilen gelirin %15’ini ve asgari ücretin yıllık tutarını aşmamak şartıyla indirim konusu yapılabilir.
9- Bir gayrimenkulüm için sene içerisinde çok fazla gider yaptım ancak diğer gayrimenkullerim için çok az bir giderim var, birisi için gerçek gider diğeri için götürü gider usulünü seçebilir miyim?
Gerçek veya götürü gider yönteminin seçimi, taşınmaz malların tümü için yapılır. Bunlardan bir kısmı için gerçek gider, diğer kısmı için götürü gider yöntemi seçilemez.
10- Geçen sene beyanname verirken götürü gider usulünü seçtim, bu sene gerçek gider usulünde beyanname verebilir miyim?
Götürü gider yöntemini seçen mükellefler, iki yıl geçmedikçe gerçek gider yöntemine dönemezler.
11- Konut Kira gelirinde belirli bir tutarın altına istisna tutarı varmış? Bu tutar ne kadardır?
Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın 2019 yılı için 5.400 TL’si gelir vergisinden istisna edilmiştir.
12- 2019 takvim yılında 5.000.-TL kira gelirim vardır. Başka bir gelirim yoktur beyanname verecek miyim?
Konut kira gelirlerinde bir yıl içerisinde elde ettiğiniz yıllık kira geliri tutarı 5.400.-TL ve altındaysa, yani örneğin tek konutunuz varsa ve aylık ortalama kira geliriniz 450.-TL ve altındaysa beyanname vermenize gerek yoktur.
12- Aynı zamanda ticari kazanca sahibim konut kira geliri istisnasından faydalanabilir miyim?
Kira gelirinin yanında ticari, zirai veya mesleki kazancını beyan etmek zorunda olanlar, 5.400 TL’lik istisnadan yararlanamazlar. Ticari geliriniz olduğundan istisnadan faydalanamazsınız.
13- 5.400.-TL kira geliri istisnasından işyeri kira gelirim için de faydalanabilir miyim?
Mesken istisnası uygulaması sadece konut olarak kiraya verilen gayrimenkullerden elde edilen gelirler için söz konusudur. İşyerleri için uygulanmaz.
14- Konut kira gelirim yanında ücret gelirim, bankada bulunan mevduatım için faiz gelirine de sahibim mesken istinası olan 5.400.-TL’den yararlanabilir miyim?
Konut kira geliriniz ile, ücret, menkul sermaye iradı (faiz) gelirinizin toplamı 2019 yılı için 148.000 TL’lik tutarı aşanlar, 5.400 TL’lik istisnadan yararlanamazlar.
15- Bir konutumuz var ve tapuda iki kişi ortak sahibiyiz? Mesken istisnasından nasıl faydalanabiliriz?
Eğer ki istisna için diğer şartları da sağlıyorsanız her iki kişi de ayrı ayrı elde ettiği kira geliri için 5.400.-TL istisnadan faydalanabilirsiniz.
16- Birden fazla evim var ve bunlardan kira geliri elde ediyorum. Mesken İstisnasından nasıl faydalanabilirim?
Konutların tümünden elde ettiğiniz kira gelirleri için toplamda 5.400.-TL tutarında istisnadan faydalanabilirsiniz. Yani konut sayınız kaç olursa olsun yalnızca bir defa istisna tutarından yararlanabilirsiniz.
16- Sadece işyeri kira gelirine sahibim, elde ettiğim işyeri kira gelirim için beyanname vermem gerekir mi?
İşyeri kira gelirleri stopaja tabi tutarlardır. İşyeri kira gelirinizin brüt tutarı yani net kira+stopaj tutarı ile varsa konut kira gelirinizin 5.400.-TL’yi aşan kısmının toplamı yıllık 40.000.-TL’yi aşanlar beyanname vermek zorundadır.
Kira geliri beyannamesi ve konuya ilişkin daha detaylı bilgi için web sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
submitted by doganmalimusavirlik to u/doganmalimusavirlik [link] [comments]


2020.02.01 21:47 karanotlar Evrensel Devrim – 1907 – Chu Minyi

Evrensel Devrim – 1907 – Chu Minyi
https://preview.redd.it/mhwa55z0kde41.jpg?width=180&format=pjpg&auto=webp&s=5c862e1bfab22cf48458efdcfc9a71722300829b
He Zhen ve Liu Shipei’nin Tokyo’dan anarşist materyaller yayımlamaya başlamasıyla neredeyse aynı zamanlarda, Paris’teki diğer Çinli anarşistler Yeni Çağ’ı yayımlamaya başlamışlardı, bu mecmua onların kendi çalışmalarının yanı sıra Kropotkin, Reclus, Malatesta ve Bakunin gibi Avrupalı anarşistlerden yapılan birçok çeviriyi de içeriyordu. Chu Minyi (1884-1946) Yeni Çağ’ın düzenli katkıcısıydı. Aşağıdaki pasajlar onun ilk olarak sonbahar 1907’de basılan Yeni Çağ’da yayımlanmış “Evrensel Devrim makalesinden alınmıştır. Tercüme, Oregon Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Guan nan Li tarafından yapılmıştır. Chu Minyi’nin, devrimin toplumsal evrimin geniş bir süreci olduğu görüşü ayrıca Reclus’un ve Kropotkin’in yazılarında da bulunabilir.
DEVRİM OLMADIĞINDA toplumsal ilerleme de olmaz. Adalet serpildiğinde, devrim barışa olduğu kadar adalete de yaklaşır. Geçmişte, kanlı yıkımlara devrim denirdi. Şimdilerde, söylevlerdeki ve kitaplardaki fikirler devrime neden olabilir. Herkes adaleti bilir. Herkes adalete uygun olmayana direnir. Bu yüzden, kudret keyfi olarak kitleleri bastıramaz; zenginler halkı köleleştiremez. Hükümet kendi iktidarını kötüye kullanamaz; para refahı satın alamaz. Kimse asker olmak istemezse, ordular oluşturulamaz ve savaş otomatik olarak biter. Kimse yasayı kabul etmezse, ödül ve ceza etkisiz hale gelecek ve insanlar bu düzenlemeleri kıracaktır. Kudret alaşağı edildiğinde, herkes kendi vazifesini yapacak ve ihtiyacı olanı alacaktır. Özgürce çalışıp tahsil edebilir ve özgürlüğün tadını çıkabilirler… Devrim adalete dayanır. Kudret adalete uygun değildir. Bu yüzden devrim kudrete karşıdır. Hükümet kudretin en güçlü mevkisidir. Bunun için kudrete karşı çıkmak hükümeti alaşağı etmektir. Yine de, hükümete karşı çıkışın çoğunluk tarafından onaylanması şarttır. Şimdi bunun zamanı değildir. Çoğunluk hâlâ ahlak tarafından sınırlandırılmıştır, çıkarlarının ve şöhretin müptelası olmuştur ve talihsizlikten korkmaktadır. Çoğu durumda, kudrete yardım eden insan diğerlerinin çıkarlarına zarar verecek ve [bundan] yararlanacaktır. Bu, eşitsizliğin toplumuna neden olur. Bu nedenle, bu yüzyılın devrimleri hâlâ barışçıl değildir. Silahlanmaya dayanan hükümet kendi rejimini silahlarla korur. Devrimciler savaş alanında hükümetle nasıl vuruşabilir? İllegal kaçak silahlanma kati bir biçimde yasaklanmıştır; yeraltı ordusu kurmak yasaktır. Hâlâ hükümeti devirmek için devrimci ordudan yararlanmanın zamanı değildir. Şayet herkes devrimi benimserse, kudret otomatik olarak devrilecektir. Adalet görünür olduğunda, insanlar devrimin gerekliliğini görecek ve devrimin evrim olduğunu anlayacaklardır. Ne kadar insan desteklerse, bunu gerçekleştirmek o kadar kolay olacaktır ve ilerleme de o kadar hızlı olacaktır. Devrim sadece bir ya da bir kaç insan tarafından desteklenirse, bu daha tehlikeli ve ilerleme daha yavaş olacaktır. Devrim insanları sinekler gibi öldürecek ve felaketler daima olacaktır… Eğer devrim birçok kişi tarafından desteklenirse, bu daha az tehlikeli olacak ve ilerleme daha hızlı gerçekleşecektir. Bu yüzden devrim çoğunluğun fikir birliğiyle kazanılır. Devrimi herkes desteklerse, bu barışçıl olacak ve iler leme de çok hızlı olacaktır, çünkü hiçbir muhalefet olmayacak tır. Buna uygun olarak, adalete uygun olan her şey yerine getiri lecektir; adaleti ihlal eden her şey bertaraf edilecektir. Toplumsal devrim denilen şey budur. Hükümet kudreti korumak için silahlara güvenir. İktidarını kötüye kullanabilir. Siviller, silahları olmadığı için, hükümetin onlara yaptıklarına tolerans göstermek zorundadırlar… Modern öncesi zamanlarda, hükümet [doğru] yolu izlemezse, insanlar bunu protesto edebilir ve hükümeti devirebilirdi. Günümüzde popüler bir deyiş vardır, “Silahlar ateşlendiğinde devrimci ordular yenilir gider”. Kudret kendini sağlama almak için silahları kullanır. Bunun için, eğer hükümeti alaşağı etmeyi planlıyorsak, ilk önce onun temelini yok etmeliyiz. Silahlara karşı çıkmanın tek yolu, kudret tarafından ezilenlerin, silahların, onların mülkiyetlerini mağdur ettiğinin ve kudretin kişisel mülkiyetini ve çıkarlarını emniyete almak için var olduğunun farkına varmalarını sağlamaktır. Ayrıca, hiçbir neden olmadan birilerini öldürmek en insan dışı davranıştır. Bunu anlayan insan, bunu yapmaya istekli olmayacaktır. Herkes aynı fikirde olursa, silahlar otomatik olarak ıskartaya çıkacak ve hükümet kendi temelini kaybedecektir. Diğer taraftan, eğer kudretin dayandığı silahları da savunuyorsak, her ne kadar bu silahlar kendi çıkarlarımıza hizmet edecek toprakları fethetmek için kullanılmıyor olsa da ve onları sırf, insanlığın düşmanlarını öldürmek için bir kez kullanmayı istiyor olsak da, sadece, bunun sonsuza dek işe yarayacağını umut edebiliriz. İnsanlığın düşmanları silahları, kudreti korumak, ezmek ve insanları sömürmek için kullanır. Hâlâ nasıl silahları savunabilir ve destekleyebiliriz ki? Bana göre, insanlığın düşmanlarını saf dışı bırakmanın tek yolu devrimi yaymak, adaleti haklı çıkarmak ve askerleri ortak yolda eğitmektir. Aksi takdirde, savaşa yürüdükleri zaman askerleri sırtlarını dönmeye nasıl razı edebiliriz? Bunu ortak bir yolda yaparsak, aynı zamanda silahların yayılmasını savunmamıza gerek de kalmaz. Bunu protesto etmeliyiz ve kudretin kendini sağlama almak için bir temelinin olmadığından da emin olmalıyız. Eğer silahları savunur ve yayarsak, devrimi yaymayı ve adaleti haklı çıkarmayı ihmal edersek, insanlar yanlışa kolayca kanacak, durum tarafından onlara zorlanan bencil çıkarlara müptela olacak ve en sonunda kudret tarafından kullanılacaktır. Bu, birini öldürüp sonra silahı eline yerleştirmeye benzer. Ne kadar tehlikeli! …Hırslı insanlar askeri gücü, adalete karşı alınacak bir intikam amacıyla savunur ve genişletir. Yazık! Bu insanların, halk adına kendi çıkarları için çalışanlardan nasıl ayrılacağını bilmiyorum. Bu bana şu kelimeleri hatırlatıyor, “şiddet şiddeti doğurur”. Bu yüzden silahlara muhalefet sadece hükümetlerin temelini yok etmekle kalmaz, ayrıca, savaşların neden olduğu ölümlerden de sakınır. Bu, gerçekten de, insanlığı sürdürmenin doğru yoludur… Hükümet kendini korumaya almak için ve aynı zamanda cesur muhaliflerini ezmek için silahlara güvenir. Yasaya dayanarak, muhalifleri de sınırlar… İnsanı insan yapan özgürlüktür. Başkaları tarafından sınırlandığında (bu yüzden özgür olmadığında) hayvanlardan bile aşağı mevkidedir… Yasa insanoğlunu sınırlar ve özgürlüğü ihlal eder. Bunun için yasa adalete uygun değildir. Ona karşı çıkmamız gerekir. O zaman kudretin halkı aldatmak ve aptallaştırmak için [hiçbir maskesi kalmaz ve biz özgürlüğe ulaşmak için onun sınır lamalarından kurtuluruz. Yasa, özgürlüğü ihlal ettiği ve adalete uygun düşmediği içindir ki, onu saf dışı bırakmamız gerekir. O zaman kudretin insanları sınırlamak için dayanacak bir şeyi kalmaz. Ve biz tam özgürlüğe ulaşırız… Kudretliler, sonsuza dek yüce şerefinden yararlanmayı ister. Vatandaşları yaşamlarını ve mülklerini kendileri için feda etmelerine cesaretlendirmediği takdirde, diğer güçlü ülkelerin aşağı lamalarını ve yönetimini kabul etmek zorunda kalır. Aşağılama onların şerefini alçaltır; teslim olma şerefin sonunu getirir. Bu yüzden, ülke boyun eğdiği takdirde halkın köleleştirileceği ve acı çekerek yaşayacağı fikri, bu kudretin çıkarlarınadır. Şerefi umur sayan ve milliyetçilik ve militarizm tamtamlarını çalan hiçbir hükümet olmasaydı, iki [farklı] tarafa ait olan insanlar farklı hisler duyabilir miydi? İki taraf arasında normal olarak savaş olmama sına rağmen, neden, halka rağmen savaş olmalı? Kendisine fayda sağlamak ve diğerlerini tehlikeye sokmak -yabancı düşmanlığı [ksenofi] ve ayrımcılık daima bundan doğar. Yazık! Hükümet aslında insanların zihnini harap eder ve barışı yok eder… Hükümet olmadığında sınırlar da olmaz; sınırlar olmadığında evrensel harmoni gelir. İnsanlar başkalarını köleleştirmez ve başkaları da onları; insanlar başkalarına bağımlı olmaz ve başkaları da onlara; insanlar başkalarına zarar vermez ve başkaları da onlara. Özgürlük, eşitlik ve hümanitaryanizm denilen şey budur… İnsan dünyaya geldiğinde, kıyafeti, yemeği ve konutu hak eder. Dünyaya gelen bir insan, soğuğa direnmek için kıyafete, aç lığa direnmek için yemeğe, gün ışığına, çiye, rüzgâra, ayaza, yağmura ve kara direnmek için konuta nasıl sahip olamaz? Eğer birisi açlıktan kıvranıyorsa ve ölümüne donuyorsa, bu toplumun hatasıdır. Açlık ve soğuk yüzünden her sene on milyonlarca insan ölüyor. Zenginler için kıyafetler bir dağ gibi yığılırken, yiyecek deniz gibi yükselirken, zenginler asla fakir insanları düşünmezler. Tahıl ambarı dolu, ulusal hazine muazzam; fakat her yer de açlıktan kıvrananlar ve soğuktan donanlar vardır. Bu, özel mülkiyetin sonucudur. Tüm yaşamları boyunca durmadan çalı şanlar yine de yaşamlarını kazanamıyorlar; atalarından mülk miras kalmış zengin çocukları asalak yaşamlarını sürdürüyor. Biri didinmenin yaşamı, diğeri rahatlığın; biri acının yaşamı, diğeri mutluluğun. Ne kadar eşitsiz!… İnsanların diğerlerine karşı mücadele etmelerine sebep özel mülkiyettir… Bir parça toprağı kiralamakla bir köylü kendini doyuramaz; birçok üyesi olan bir aileyi nasıl doyursun? İş sahibi olmak için fabrikaya giren işçiler kapitalistlere bağımlıdır. Yemeğini garantiye almak için durmadan çalışırlar. Bir kez hasta olduklarında veya işten çıkarıldıklarında, aileleri korkunç bir duruma sürüklenir. Yazık! Mülkiyet ortadan kaldırılmazsa, fakir ile zengin arasındaki uçurum daha da açılacaktır. Birkaç kapitalistin rahatlıklarıyla tatmin oldukları, çok sayıda vatandaşın ise sefil yaşamlarıyla ölecekleri gerçeğine nasıl tahammül edebiliriz ki? O halde, mülkiyete karşı çıkmak, kapitalistlerin gaddarlığını saf dışı bırakmak ve vatandaşları zorluk tan kurtarmaktır. Özel mülkiyet ortadan kaldırıldığında ve mülkiyet ortak hale geldiğinde, fakir ile zengin arasında bir fark kalmayacaktır. Açlık ve donmaktan endişelenmek sona erecektir, insanlar birlikte çalışacaklar ve birlikte hayattan zevk alacaktır, birlikte çalışıp birlikte dinleneceklerdir. Komünist toplumun olgusu bu değil midir? …Din aklı sınırlar, ilerlemeye engel olur ve insanları itaatkâr kılar. Batıl inanç ondan doğar. Körü körüne itaat, boyun eğmekten kaynaklanır. Sözüm ona yüksek rahipler ve azizler… insanları, onların zayıflığını ve amansız ölüm korkularını sömürerek korkuturlar; ölümsüz ruhlar hayaliyle onları şevklendirirler. Uçarı yaşamları için kötülük vaat ederek, onları dehşete düşürürler… insanları cennetteki mutluluk için buradaki yaşamlarından vazgeçmeye istekli hale getirirler… Yaşamı ele geçmez bir hayal, ölümden sonrasını gerçek bir şey haline koyarlar. Bu yolla insanlar bu yaşamı küçümserler… Din, hükümetin bir aracı haline gelmiştir. Politikayla birlikte ilerler. Politika, insanlığın evrimini gözle görünür olarak engeller, din ise bunu görünmez şekilde yapar… Dinin yerine eğitimi koymamız ve batılı bilim sayesinde onu defetmemiz gerekiyor. İnsanların kurtuluş yolu olarak hâlâ dini görmeleri ne kadar yanlış! …Din, ayrıca, devrimin zıttıdır. Devrim ilerlemeyi hedefler, din muhafaza etmeye tapar; devrim eylemi vurgular, din eylemsizliğe tapar. Eğer ilerlemeyi hedeflersek, toplum günden güne yeniden düzenlenecektir. Eğer tutuculuğa saygı duyarsak, dünya her gün daha fazla kötüleşir. Eğer eyleme vurgu yaparsak, yeni girişim ve yeni bir toplum günden güne ortaya çıkar. Eğer eylemsizliğe saygı duyarsak, tiksindirici ve iğrenç olan gittikçe daha geçerli hale gelir. Dolayısıyla din, devrimin evrenselleşmesine mani olur. Devrimi yaymak için dine karşı çıkmamız zorunlu dur. Din ayrıca bilimin gelişimini de geciktirir. Bilimi geliştirmek için dine karşı çıkmamız zorunludur. Bu nedenle, dine karşı çıkmak devrimi yaymalı ve bilimi geliştirmelidir… Hükümeti ortadan kaldırma fikrini ve metodunu anlamayanların çoğu devrimcilere iyi gözle bakmamaktadır. Yine de, devrimciler kudretin insanlara zulmetmesine ve evrimi engellemesine müsaade edemez. Devrimciler, bir ya da iki insanlık düşmanına suikast düzenlemelidir. Eylemlerinin, insanların içinde oldukları kötü vaziyeti göstermesini ve kudreti korkutmasını umut ederler… Suikast düzenlemek devrimci dalgalanmayı canlandırmaya ve sosyal evrimi hızlandırmaya yardım edecektir. Çalkalanma bir kez başladığında, devrimci makine işlemeye başlayacaktır. Sahte devrimciler, devrimi bir vesile olarak kullanır ve sadece kendi çıkarlarıyla ve ünleriyle ilgilidirler. Kolayca geri çekilirler veya devrimin aleyhine dönerler. Gerçek devrimciler gerçeğe ve adalete inanır. Cesurca ileriye yürürler. Kudret, insanlara gözdağı vermek için zalimce öldürmeye ve vahşi işkenceye başvurduğunda, gaddarlığı, aksine, aşikâr olur. Bu, var olan düzene güvenenleri ve devrimcilere muhalefet edenleri uyandırır. Bu insanlar, anarşistlerin neden insanlık düşmanlarını öldürdüklerini ve vahşi olan hükümetleri neden yok ettiklerini anlamaya başlarlar. En samimi insanlar, kudrete saldırmaz ve var olan düzene teslim olur, devrime serzeniş ederler. Suikastçiler sadece devrimci dalgalanmayı uyarmakla ve devrim makinesini ateşlemek le kalmazlar, devrimci hareketi de yaratırlar. …Suikast şeytanın yok edilmesi içindir, birinin kendi çıkan için değil; adalet içindir, şan ve şöhret için değil; kudretin saf dışı bırakılması içindir, intikam için değil. Suikast eğer kişisel çıkar içinse, bu, suikast değil cinayettir; eğer şan şöhret içinse, bu, suikast değil, gereksiz şiddettir; eğer intikam içinse, bu, suikast değil, çığırından çıkmış bir öldürmedir. Sadece geçerli amaçlan olan öldürme eylemine suikast denebilir. Sadece cesareti ve amacı olan bir insan buna teşebbüs edebilir. Suikast, mutlak adalet ten ve mutlak içtenlikten çıkar. Eğer halk bunu yapmak için sadece cesarete ve geçici kızgınlığa dayanırsa, asla ilkeyi anlayamayacak ve suikast sadece kişisel çıkarlar için kullanılmış olacaktır. Ya da sadece intikam için… Yazık! Bu nasıl suikast olabilir ki! Hükümet kitleleri katleder ve yasaya dayanarak, bunu yasal öldürme olarak aklar. Eğer suikast adalete uygun olmazsa, bunun hükümetten bir farkı olmayacaktır. Suikastçiler, yardımsever ve dürüst insanlar olmak zorundadır. Neden zenginler daima mutlu, fakirler de didinmenin mahkumlarıdır? Çünkü zenginler, fakirleri köleleştirmek için mülkiyete dayanırlar; çalışmazlar, ama rahatın ve mutluluğun tadını çıkarırlar. Fakirler ise rahat ve mutluluk olmadan çalışır. Bu, en büyük eşitsizliktir. İnsanlığı sürdürmek adına bunu kabul edersek, zengin daha zengin, fakir daha fakir olacaktır. Buna direnmenin yolu nedir? Zenginlerin servetlerini sıkıntıdan kaçın mak ve fakirlere dil uzatmak için kullanmalarını önlemeye hizmet edecek olan grevler… Grevler, köleliklerini kırmada işçilere yardım eder, ama bu grevler ne dinlenmek içindir, ne de daha fazla para için. İşçiler, kendi coşkularına uygun işi seçebilir ve hem vücutlarını hem de zihinlerini eğitebilirler. Zihin, bilgiyi arar; vücut, fiziksel gücün peşindedir. Sadece zihnin kullanımı zayıf fiziksel güçle, sadece vücudun kullanımı azgelişmiş zihin ile sonuçlanır. Her ikisi de sağlıklı değildir. Zihin, kuvveti güvenceye almalıdır; vücut zihni sağlama almalıdır. İkisinin karşılıklı dayanışması en sağlıklı yoldur… Dar kafalılığa alışmış olan ve kişisel çıkarıyla tükenen biri entelektüel olarak gelişemez. Entelekt geliştiği zaman, insanın krala ve ailesine duyduğu önceki sevgisi ülke sevgisine, kendi bedeni ne ve ebeveynlerine duyduğu önceki sevgisi, ırk sevgisine ve ülkesine ve ırkına duyduğu önceki sevgisi insanlık ve dünya sevgisine doğru genişler. Hayırseverlik doğaldır. İnsanlar, dar kafalılığa ve çıkarlara uygun olarak sürekli tercihlerini değiştirler. Ancak, bunu bir kez aştıklarında, hayırseverlik gerçekleştirilebilir. Dar kafalılık aileden kaynaklanır. Aile evlilikten kaynaklanır. Eğer gelenek ve görenekleri saf dışı etmek istiyorsak, işe evlilikten başlamak zorundayız. Aileyi ortadan kaldırmak için, evliliği ortadan kaldırmamız şarttır. Evlilik ortadan kalktığında, aile var olamaz. O zaman insanlar kendi çıkarlarının üstüne yükselecektir. Dar görüşlülük olmadığında, insanlar birbirine yardım edecektir. O zaman tüm dünya üzerindeki insanlar tek bir aile ye mensup olacaklardır. Dünya böylece büyük ahenge ulaşacaktır. O zaman, kral ile bakan arasında, baba ile oğul arasında, koca ile karı arasında ve kardeşler arasında bir fark kalmayacaktır; sadece dostların sevgisi var olacaktır. Sevgi böylece evrensel olabilir. Çıkarlar insanların temel kaygılarıdır. Geçimleri için mücadele ederler. Üst kazanır ve ast kaybeder. Mücadeleleri kıyafet, yiyecek ve konut içindir. Bu yüzden, özel mülkiyet çok değerlidir. Bireyler güçsüz olduğu için bir araya gelirler. Grup büyük ve güçlü olduğunda daima kazanır; grup küçük ve zayıf olduğunda daima kaybeder… Avantajlarını sürdürmek için hükümet kurmak zorundadırlar. Böylece ulusal sınırlar kurulur. Bu yüzden, çıkarı ortadan kaldırmak için işe ulusal sınırlardan başlamamız gerekiyor. Özel mülkiyet defedildiğinde, ulusal ve ırksal sınırları belirlemek için bir yol kalmayacaktır. Bu sayede insanlar çıkar düşüncesini yok edecektir. İnsanlık eşitliğe ulaşacak ve büyük ahenkten zevk alacaktır. Hiçbir ulusal ve ırksal sınır kalmayacak, sadece hayırseverlik olacaktır. Sevgi bu sayede evrensel olacaktır.
Chu Minyi (Yeni Çağ, No. 15, 17, 18, 20 & 23, Eylül-Kasım 1907)
Çeviri: Nil Erdoğan, Mustafa Erata Bu yazı Robert Graham’ın ANARŞİZM: Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi isimli kitabından alınmıştır.
http://anarsizm.org/evrensel-devrim-1907-chu-minyi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.12.08 09:50 antalyakokorec Kokoreç Hakkında Merak Edilenler

Kokoreç Hakkında Merak Edilenler

Kokoreç Hakkında Merak Edilenler

Antalya’da en çok ilgi gören kokoreç markalarının temini konusunda verdiği hizmetler ile uzun zamandan bu yana şehrin en saygın isimlerinden biri haline gelen firmamız özellikle hızlı ve eksiksiz tedarikleri ile müşterilerinden olumlu geri dönüşler almaktadır. Şehir de yer alan birçok iş yeri ve kişi ile düzenli olarak çalışan firmamız da siparişlere en kısa zaman içinde cevap verilmektedir. Özellikle Antalya kokoreç gibi kendilerini kanıtlamış olan en önemli kokoreç markaları ile çalışan firmamız da müşterilerimizin hiçbir sorun yaşamalarına izin verilmemekte ve kendilerine mutlaka beklentilerini tam olarak karşılayacak olan özellikler de kokoreçler temin edilmektedir.
Antalya kokoreç
Bu sebeple şehirde yaşayan herkes bizimle çalışma konusunda kesinlikle tereddüt etmedikleri gibi aynı zamanda siparişlerini de gönül rahatlığı içinde bizlere iletmektedirler. Kaliteli hizmetleri kadar aynı zamanda müşterileri ile olan yakın ilişkileri ile de güven kazanan firmamız artık birçok kişi Antalya içinde toptan kokoreç satışı konusunda hizmet alınacak en güvenilir adres antalyakokore.com olarak gösterilmektedir.
İsteyen herkesin gün içinde iletişime geçebildiği ve aynı zamanda taleplerini de hiç sorun yaşamadan iletebildikleri firmamız da müşteri memnuniyetine büyük önem verilmektedir. Bunu sağlamak için ise kendilerine her zaman en kaliteli ve en saygın kokoreç üreticilerinin ürünleri sunulmaktadır. Hızlı ve garantili teslimatlar ile şehir de yer alan birçok kokoreç tezgâhı için kokoreç temin etmeye devam eden firmamız özellikle uygun fiyatları ile ve aynı zamanda müşterilerine sağladığı ödeme kolaylıkları ile de karşılıklı memnuniyeti tam olarak sağlamaktadır. Bu alanda güven içinde hizmet almak için garantili hizmetler veren bir iş ortağı arayan tüm Antalyalılar bizlerle yapacakları görüşmelerden sonra siparişlerini hemen iletebilir ve sitemiz antalyakokorec.com üzerinden iletişim bilgilerimize ulaşabilirler.
antalya kokoreç
Antalya’da en çok bilinen ve ilgi çeken kokoreç markalarının hangileri olduğunu bilen firmamız müşterilerinin taleplerini karşılamak içinde mutlaka bu markaları seçmekte ve gelen talepleri de çok hızlı bir şekilde karşılayabilmektedir. Siparişlerini iletmek için bizimle iletişime geçen müşterilerimiz özellikle internet sitemiz de aradıkları tüm bilgileri bulabildikleri gibi aynı zamanda telefon ile de bize ulaşarak gerekli tüm soruların yanıtlarını alabilirler. Antalya’nın tüm ilçelerinden sipariş alan firmamız da müşterilerimizin özel istekleri olduğu takdirde bunlar da deneyimli çalışanlarımız tarafından mutlaka tam olarak karşılanmaktadır. Bu şehirde yaşayan herkes gibi siz de hemen bizimle iletişime geçerek Antalya içinde satışını yaptığımız güvenilir kokoreç markalarının ürünlerine en uygun şartlar da sahip olabilirsiniz. Sitemiz antalyakokorec.com kuzu dana veya hazır kokoreç çeşitleri hakkında detaylara yer verilmiştir. antalyakokorec.com sitemizdeki fiyatlarımız sürekli olarak güncel tutulmaktadır.
Kokoreç hakkında merak edilenler kuzu veya dana olsun sadece bağırsak ve mumbardan yapılır. Kuzu kokoreç özellikle farklı isimlerle farklı malzemeler varmış gibisine isimlendirilerek satılmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse, çözlü kokoreç, kokoreç hakkında bilgisi olmayan kişiler bunun farklı olduğunu düşünebilir çöz yağı denilen malzeme mumbar üzerindeki yağdır ve zaten mumbar yağıyla sarıldığından çözlü kokoreç olmaktadır. Çözlü kokoreç hakkında bilgiye https://antalyakokorec.com/cozlu-kokorec/ adresinden ulaşabilirsiniz.
dana kokoreç
Yine kuzu kokoreç için bir başka konu uykuluklu kokoreç, kuzuda iki çeşit uykuluk vardır. Birisi akciğer üzerinde şekilsiz açık renkli diğeri ise mumbar üzerinde yuvarlak irili ufaklı açık renklidir. Aslında mumbar üzerindeki uykuluk diye bilinen malzemenin gerçek adı fındık olmasına rağmen birçok kişi veya firma bunu uykuluk veya badem olarak isimlendirmektedir. Uykuluklu kokoreç hakkında daha fazlası için https://antalyakokorec.com/uykuluklu-kokorec/ bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Kokoreç hakkında o kadar çok farklı isim var ki bunlar kimi zaman sadece evi için kokoreç satın alacak kişilerin kafasını karıştırabilmektedir. Bunlardan bir tanesi Atom Kokoreç olarak bilinen kokoreç çeşididir. Ve bu kokoreç çeşidi diğer kokoreç çeşitlerinden farkı sadece ufak yapılmasıdır. Küçük bir şişe sarılan yumak şeklinde yapılan atom kokoreç kimi zaman kokoreç seven bir kişinin tüketebileceği kadar küçük yapılabilmektedir. İsim farklı olabilir ama bildiğimiz kokoreçtir. Atom kokoreç için bilgiye https://antalyakokorec.com/atom-kokorec/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Hazır kokoreç çeşitleri ve hazır kokoreçlerin diğerlerinden farkı nedir? Kokoreç tezgahında veya restoranda kokoreç satışı yapılan veya ev için satın alınan kokoreç arasında neredeyse hiçbir fark yoktur. İkisi arasında olabilecek en büyük fark sadece hazır satılan kokorecin biraz daha iyi pişmiş olması yani ortalama %40 pişirilen kokoreç %60 civarında pişirilip paketlenmiştir. Hazır kokoreç için bilinmesi gerekenler bununla sınırlı değildir. Adı üstünde hazırdır ve çoğu zamandır doğranmış olarak satılmaktadır. Bir örnekle bu durumu daha iyi açıklamak istiyorum. Market veya kasaptan bir kilo hazır çekilmiş kıyma satın aldınız ve bu kıymayı tükettiniz ancak içinizde bir kuşku ile acaba içinde ne var gibisine. Ama kasap veya marketten bana bir kilo et ve bu eti kıyma olarak çektirdiniz gönül rahatlığıyla bunu tüketirsiniz. Hazır kokoreç içinde aynı durum geçerlidir. Hazır kokoreç içine çöz yağı yerine kıyılan iç yağı böbrek yağı vesaire olduğu bilinmektedir. Dahası var dana işkembeyi haşlayıp doğrayıp kokorece karıştıranlar var bu kadarda değil dahası var😊 Hazır kokoreç hakkında fazlası için https://antalyakokorec.com/hazir-kuzu-kokorec/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
hazır kokoreç
Hazır dana kokoreç hakkında bilinmeyenler, öncelikle dana kokoreçte kuzu kokoreç gibi mumbar ve bağırsaktan yapılır ve üzerinde olması gereken yağda dana mumbarı üzerinde bulunan çöz yağıdır. Dana mumbarı kuzuya kıyasla çok büyüktür ve dolayısıyla mumbar üzerinde bulunan yağı dana kokoreç için yeterli geldiğinden içinde farklı yağ çeşitleri bulunmaz. Yukarıda doğranmış kokoreç yazdıklarımız dana kokoreç içinde geçerli içinde işkembe bulunması vesaire. Dana kokoreçte hile çoktur bunları sırasıyla açıklayalım dana kokoreci süt dana olarak büyükbaş hayvanların mumbar ve bağırsağından yapılır. Ancak süt dana dışında boğa sayılabilecek hatta düve olarak bilinen genç dişi inek ve hatta sığır malzemeleri kullanarak yapanlar vardır. Dolayısıyla bu şekilde yapılan dana kokoreç tatsız olmaktadır. Ancak kokoreci tüketen kişiler içine katılan baharatlardan dolayı bunu fark etmez. Hazır dana kokoreç için bilgi için https://antalyakokorec.com/hazir-dana-kokorec/ adresinden bilgi alabilirsiniz.
Buraya kadar kokoreç hakkında merak edilenleri anlatmaya çalıştık ancak bizi ve kokoreç hakkında bilgi arayan kişileri ilgilendiren kısmı fiyat ve kokorecin kalitesidir. Antalya’da kokoreç fiyatları veya genel kokoreç fiyatları toptan veya evi için kokoreç satın almak kokoreç isteyen kişiler fiyatların ne denli değişken olduğunu bilirler. Ortalama 4 kg gelen bir şiş kokoreç kimi firmada yüksek kimi firmalarda çok düşük fiyatlara satılmaktadır. Ama Türkiye geneli bağırsak ve mumbar fiyatları arasında pek fark yoktur. Kokoreç yapımında işçilik neredeyse her yerde aynıdır ve diğer masraflar vesaire yine pek fark yoktur. Kokoreç fiyatlarını etkileyen sadece kokorece katılan malzemenin kalitesiyle alakalıdır. Kokoreç fiyatları hakkında bilgiye https://antalyakokorec.com/kokorec-fiyatlari/ adresinden ulaşabilir ve kokoreç hakkında merak ettikleriniz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
En iyi kokoreç hangisidir ve en iyi kokoreç nasıl yapılır? Kokoreç üretimi için deneyim firma yetki belgeleri olması dışında bu işte dürüstlük çok önemlidir ve uzun vadede getirisi olabileceği gibi markalaşma yolunda üretici firmaya ciddi katkı sağlar. En iyi kokorece bir örnekle devam edelim. Bir sebeple yolum Adana’ya düştü ve kokoreç üretimi yapan bir yakınımın iş yerine uğradım. Daha önce gördüğümün aksine işlerde ciddi gelişme vardı. Yenilenmiş ekipmanlar vesaire gördüklerim hakkında sorular sordum cevaplar aldım. Kokoreç pişirme fırınında bildiğimiz kokoreç şişlerinden daha büyük ve neredeyse normal şişlere sarılan dana kokorecin tahminen dört katı büyüklükte sarılı kokoreçler fırında pişiyordu ve üzerinde bağırsak yoktu sadece mumbar. Kokoreç fırının hemen altında küçük bir havuza ise su ve yağ akıyordu. Fırından sorumlu ustaya sordum neden bu kadar büyük sarıyorsunuz diye sorduğumda, biz kokoreci ortalama 25 kilo civarında sarıyoruz ve fırında yaklaşık 10 saat pişirdikten sonra 25 kilo sarılan kokoreçten bize 7 veya 8 kilo kalıyor dedi. Bu kadar fire nasıl olur gibisine insan merak etmiyor değil. Öncelikle bağırsak acı olduğundan sadece mumbar sarılıyor ve mumbarın üzerindeki yağın neredeyse tamamı pişirme esnasında eriyip gidiyor ve en önemlisi firma mumbarın içindeki suyun akması için mumbarı presliyor yani sık aralıklara delerek suyun mumbar içinde kalması önleniyor. En iyi kokoreç konusuna sanırım bu örnek yeterli gelmiştir. En iyi kokoreç hakkında merak ettiklerinizi https://antalyakokorec.com/en-iyi-kokorec/ adresinde bulabilir veya bize ulaşarak detaylı bilgi alabilirsiniz.
en iyi kokoreç
en iyi kokoreç
en iyi kokoreç
submitted by antalyakokorec to u/antalyakokorec [link] [comments]


2019.10.25 09:23 oyazilim Seçim ile hareketlenen piyasalarda Foreks işlemlerinde dikkat edilmesi gerekenler

Seçim ile hareketlenen piyasalarda Foreks işlemlerinde dikkat edilmesi gerekenler

Seçim haftaları, her ülke için ekonomik anlamda farklı dalgalanmaların yaşandığı bir süreç olmaktadır. Gerek ülke para biriminde gerekse de diğer dövizlerde yaşanan hareketlilikler yatırım ve ticaret alanında bulunan kişiler için süreci çok daha kritik bir hale getirmektir. Bu açıdan yapılacak yatırımlarda doğru tercihlerde bulunmak ve uygun bir pozisyon almak çok daha önemli bir hale gelmektedir.
Foreks piyasalarında da benzer şekilde farklı etkiler görülebilmektedir. Bu açıdan çoğu kişi için seçim ile hareketlenen piyasalarda Foreks işlemlerinde dikkat edilmesi gerekenler araştırılarak, doğru planlamalar yapılmaya çalışılmaktadır. Özellikle Türkiye’de yaşanan son seçim ile birlikte Türk lirası için çok kritik bir haftaya giriş yapılırken, dövizlerde buna bağlı olarak artışlar görülmüştür. Seçimlerde her zaman için iktidar partisinin seçimlerden güçlü bir şekilde çıkması, istikrarı gösterdiği için olumlu bir şekilde etki göstermektedir. Fakat tam tersi durumların yaşanmaması kuşkusuz ekonomik anlamda istikrarsız bir süreç yaşanacağı için çok daha hareketli ve kayıp yaşanan bir süreci ortaya çıkarmaktadır.

Seçim öncesindeki piyasa hareketleri

Seçim öncesinde kişilerin özellikle unutmaması gereken ve dikkatli bir şekilde uygulaması gereken öneriler; kuşkusuz yatırımları ve Foreks alanda yapılacak işlemleri daha doğru bir şekilde yapma imkanı yaratır. Kişilerin bu konuda hiçbir zaman unutmaması gereken ilk detay; yüksek getiri birlikte yüksek bir kayıp ihtimalinin de her zaman ortada olduğudur.
Foreks için çok daha kritik olan bu durum, bu nedenle yatırımlar yapılırken kuşkusuz getiri ve zarar durumlarında oluşacak tabloların değerlendirilmesini gerektirir. Kişilerin daha doğru bir şekilde yatırım yapması ve gerçekçi yatırımlarda bulunabilmesi böylece mümkün olabilmektedir. Bununla birlikte seçim sonucunu doğru tahmin ettiğinizde, hareketlerin beklendiği gibi olmama riski de bulunmaktadır. Özellikle yatırımcıların da büyük etkisi olduğu bu alanda, doğru sonuçlar elde edilse dahi istenen fırsatlar yakalanamayabilir.

Ters tepkilere dikkat!

Anlık değişmelere bağlı olarak çok hareketli bir alan olması nedeniyle Foreks’te çok uygun gibi görülen bir pozisyon, çok ciddi ve en çok kayıp yaşanan alan olabilmektedir.
Bununla birlikte özellikle yüklü yatırım yapmak isteyen kişiler anlık hareketlerden faydalanmak istiyorsa hesabını bu doğrultuda güçlendirmeli ve yeterli olan yatırım miktarını bulundurmalıdır. Böylece hesapta olmayan, anlık yatırım imkanlarını yakalamanız ve bunları değerlendirerek seçim dönemlerinde kâr elde edebilmeniz mümkün olabilecektir.
Tüm bu önerilerin dışından unutulmaması gereken en önemli detaylardan birisi de her seçimin kendi şartlarını, kendi bünyesinde getirerek çok değişken bir yapıda olduğudur. Bu bakımdan hiçbir zaman her seçimin kendine özel şartlar yaratacağını ve farklı olayların ön plana çıkacağını unutmamalısınız.

Kaynak : http://nakitgelir.com/secim-ile-hareketlenen-piyasalarda-foreks/
submitted by oyazilim to u/oyazilim [link] [comments]


2019.10.03 05:34 furkantopal KGB'de "HAYATİ ACİL DURUM" adında yeni bir uygulama başlatıyorum. Bir gün herkese lazım olabilecek bir uygulama olduğundan tüm üyelerimiz bunu okusun lütfen.

Anlatacağım bu uygulama 'gerçekten' hayat memat meselesi içeren acil durumlar için geçerlidir. KGB grubu olarak kendi içimizde mizahımızı da yapıyoruz, birbirinden başka konseptlerde şeyler de paylaşıyoruz, derdimizi de anlatıyoruz, saçmalıyoruz da, kafamıza göre kendi ortamımızda kendi özgürlüğümüzü yaşıyoruz.
Yalnız bazen hayatta her şey yolunda gitmeyebilir ve her birimiz için 'acil' durumlar oluşabilir. Ben bu grubun kurucusu ve sahibi olsam da, yönetim ekibi de bu grubun yetkilileri olsa da, bu grup KGB'yi kullanan herkesindir. Zaten reddit'in yapısının şahıstan çok topluluğu ön plana çıkaran bi yapısının olduğunu söylemiştim buraya taşınırken, önceki Facebook'taki grubumuzda ":D" diye durum girdiğimde bile 1k like gelirdi hani bi postumun tutmaması imkansızdı, burda zaten bazı postlarım siklenmiyor bile ve bu bir açıdan güzel bir şey, ortamı daha adil kılıyor. Tabi önemli bir şey yazmışsam sikleniyor o yüzden bi problem yok yani. Yani halkın kendisi ayırt ediyor onu. Ama bizim burdaki en önemli ses duyurabilme silahımız gönderiyi başa tutturabilme yetkimiz. Yani başa tutturulan gönderinin görünmemesi imkansız oluyor bu sefer, ve bu o post için imtiyaz oluşturuyor. Burdaki yetkinin gücü bu. Ve ben bu yetki gücünü de KGB halkıyla şu şekilde paylaşmak istiyorum;
Herhangi bir acil durumda, kan ihtiyacıdır, sokakta kalma vs. gibi sıkıntılı bi durumda durumunuzu anlatan bir post girin, ardından modmail'den veya özelden yönetime mesaj atın. Durumun gerçekliğinin ayırdına varıldığı anda sadece modlar tarafından verilen "HAYATİ ACİL DURUM" flairi o posta verilip, o post başa tutturulacak. Ve gerektiği kadar orda kalacak.
Bu şekilde sesinizi direkt binlerce insana duyurabilmiș olacaksınız.
Ben hayattaki en önemli faktörün şans (veya Tanrı'nın dokunuşu) olduğunu düşünen bir insan olarak dünyayı güzelleştirecek asıl mantalitenin şanslı insanların şanssız insanlara yardım etmesi olduğuna inanan bir insanım. Çünkü derin düşündüğünüzde hayata başlarken beyninizden görüşünüze kadar sahip olduğunuz hiçbir şeyi siz seçmediğiniz gibi, -ki zaten bu kısımdan sonraki her şey yine buraya bağlanarak açıklanabilir- başınıza gelenleri de siz seçmezsiniz. Dolayısıyla bunda yargılanacak, hor görülecek, utanılacak bir şey yok. Zor durumda kaldığımızda bunun utanılacak bir şey olup mahcup hissetmemizi hangi mantalite bilinçaltımıza işlediyse artık, bu mantaliteyi özel durumlar için reddetmeliyiz. O yüzden aç kaldığınızda ve hiç para bulamadığınız bir durumda vs bile bunu buraya bildirebilirsiniz, ve lütfen yapın da, yapın ki bu toplumdaki güvensizliği en azından kendi aramızda bitirip güzel kareler görelim. Umarım yalnızca biz birilerinin durumunu paylaşmıș olmakla kalmayız, aynı şekilde diğer o an için şanslı olup o zor duruma düşmeyen arkadaşlar, zor duruma düşen arkadaşımıza destek olma konusunda özverili olurlar.
Ben bizzat kendim hayatımda benzer çok şey yaşadığım ve hala da zaten zaman zaman yaşamaya devam ettiğim için böyle durumda birilerini gördüğümde bu bana dokunuyor. Geçen birisi Moda sahilde nerde sabahlanır bilen var mı sahilde otursam bıçaklanır mıyım vs gibi şeyler yazmış, altında taktik falan verdim ama bu dediğim uygulamayı yapmalıyız ki eğer orada o arkadaşa evini açabilecek yakın biri veya yoldaş olabilecek biri varsa en azından bu şekilde adam o geceyi atlatabilsin.
Şahsen bu gruptaki birçok insan bana ben zor durumdayken para yolladığı gibi, ben de makul paralar kazandığım bir dönem gruptaki öğrencilere, askerlere vs para yolladım. Bi keresinde de gruptan birinin ödevini para karşılığı yapıp, o parayı da zaten grupta dağıtmıştım. Mevzu ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım değil. Yardımlaşmayı, dayanışmayı öğrenmemiz gerek. Sadece klavyede tuşlara basmak yardım etmek olmuyor bazen. Sözler de yardımcı olmuyor. Bazen aksiyon almak gerekiyor. Toplumun manen bitmiş gibi gözüktüğü, ekonomik olarak insanların sıkıntıda olduğu bu kaotik topraklarda en azından kendi içimizde bir şeyler yapalım ki, belki bizim bu yaptığımız başka insanlara da örnek olur.
Sözün özü, herhangi bir zor durumunuzda yazabilirsiniz buraya değerli KGB'liler. Başa tutturması bizden, elimizden ne gelirse de yaparız.
Bu uygulama an itibariyle geçerlidir ve bundan sonra da hep öyle olacak, böyle bi durum olduğunda çekinmeden bildirebilirsiniz yani. Olmamasını temenni ediyor ve bol çıldırmalı güzel günler diliyorum.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.09.23 21:02 firmalarim Bantsız Saç Protezi Kullanabilirsiniz

Bantsız Saç Protezi Kullanabilirsiniz
https://preview.redd.it/v84057t36eo31.png?width=285&format=png&auto=webp&s=3ea52cb7bcfb858e07b0d731bd366d215e5edc97
Saç protezi, günümüzde kellik sorunuyla karşı karşıya kalanların en çok tercih ettiği yöntemlerden birisi. Hiçbir şekilde cerrahi müdahale gerektirmeyen bu sistem sayesinde, saçınızın uzunluğuna karar verebilirsiniz. Çok kısa süreli işlemlerde acı hissetme gibi bir durum söz konusu değildir.
Çok Kısa Sürede İşlem Tamamlanıyor
Saç protezi en fazla 2 saat içerisinde uygulanan bir işlemdir. Hem kadın hem de erkekler için yapılabilir. Bir kısıtlaması yoktur. Saçın rengi, tipi, uzunluğu, şekli size bırakılmıştır. Ölçü alma, yerleştirme ve şekillendirme olmak üzere üç farklı aşaması vardır. Tüm bu süreç içerisinde ameliyat olarak bilinen bir cerrahi uygulama olmadığından, hiçbir ağrı ya da sızı hissetmezsiniz.
Bant Uygulaması Yok
No Tape, protez saç uygulamasında kullanılan en yeni ve modern yöntem olarak dikkat çekmekte. Artık bant olarak bilinen ve kafa derisine yapıştırılan bir ürün söz konusu değil. Bunun yerini özel bir sıvı aldı. Likitten yapılan sıvı sayesinde kafanızın daha rahat edeceğini söylemek gerekiyor.
Çok Sayıda Ünlünün İlk Tercihi
Protez saç kullanan ünlüler kervanına artık her gün bir yenisi daha ekleniyor. Ünlü pop sanatçısı Mustafa Ceceli, bu tercihi yapanlardan birisi. Bunun yanı sıra Nuri Alço da protez saçlarıyla çok mutlu. Ayrıca Sinan Özen, Reha Yeprem, Coşkun Sabah da bu yönteme saçlarına kavuşan isimleri arasında yer almakta.

https://preview.redd.it/0ex1k8f46eo31.png?width=1919&format=png&auto=webp&s=ccef835916df45854545a5e245af2c63a6fc7642
submitted by firmalarim to u/firmalarim [link] [comments]


2019.08.16 10:15 Haberfutbol24 16 Ağustos 2019 Cuma Spor Haberleri

16 Ağustos 2019 Cuma Galatasaray Haberleri
İşte Falcao'nun geliş tarihi!
Galatasaray'da Falcao transferinde bir sorun olmadığı ve haftaya İstanbul’a geleceği öğrenildi.
Yıldız oyuncunun gecikmesinin nedeni Monaco Başkanı Dmitry Rybolovlev’in talebi... Rybolovlev. Falcao’ya “3 puan ile veda et, hafta sonu formanı giy ve öyle git” dedi. Fransa’da ligin ilk haftasında sahasında Lyon’a 3-0 mağlup olan Monaco, bu hafta Metz ile deplasmanda kaşılaşacak. Oyuncunun pazartesi veya salı günü özel uçakla İstanbul’a gelmesi ve Konyaspor kadrosunda olması planlanıyor.
Falcao da Galatasaray’ı istiyor
Dün İstanbul’a dönen menajer Ahmet Bulut da, aynı doğrultuda açıklama yaparken, “Radamel Falcao’nun niyeti G.Saray’da futbol oynamak. Olumsuz bir bir şey yok. Görüşmeler yolunda gidiyor. Hafta sonu bir maçları var. Önümüzdeki hafta salı gününe kadar her şey netleşir” dedi.
Ahmet Bulut, bir bonservis bedeli ödenip ödenmeyeceği konusuna dair ise “Bu konuda benim açıklama yapmam doğru olmaz” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte, Kolombiyalı yıldız futbolcunun bonservissiz alınacağı öğrenildi.
Fatih Terim öğrencilerine başarılar diledi
Geçtiğimiz günlerde bel fıtığı ameliyatı olan Fatih Terim, dün sabah takımının başında antrenmana çıkarak sahalara geri döndü. Ancak tecrübeli hoca, hem cezası hem de ağrıları nedeniyle Denizlispor kafilesinde yer almadı.
Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, geçtiğimiz günlerde geçirdiği bel fıtığı ameliyatı sonrası sahalara geri döndü. Denizlispor deplasmanı öncesi Florya Metin Oktay Tesisleri’nde yapılan son antrenmanda takımının başında yer alan tecrübeli çalıştırıcı, son taktikleri ve beklentilerini oyuncularına iletti. Terim’in kısa sürede idmana çıkacak duruma gelmesi, oyuncuların yüzünü güldürürken, deneyimli teknik adam kafileye ise katılamadı. Hem ağrılarının tam olarak geçmemesi hem de geçen sezondan kalan cezası sebebiyle kulübeye giremeyecek olması, doktorların da tavsiyesiyle Terim’in İstanbul’da kalmasına yol açtı.
Rehabilitasyona devam
Terim, burada rehabilitasyon sürecine devam edecek. Takım İstanbul’a döndükten sonra, Terim yine yoğun programına kaldığı yerden devam edecek. Gelecek hafta Türk Telekom Stadı’nda Konyaspor’la oynanacak ikinci hafta maçında ise Fatih hoca takımının başında yer alacak.
Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye müthiş transfer çalımı
İtalyan medyası, Fenerbahçe’nin daha yüksek teklifine rağmen, Nzonzi’nin Galatasaray’ı tercih ettiğini yazdı. Sarı Kırmızılılar’ın 1+1 yıllığına kiraladığı Fransız futbolcu, dün akşam İstanbul’a iniş yaptı.
Steven Nzonzi artık Galatasaray’da... Roma’nın 30 yaşındaki Fransız ön liberosu, 1+1 yıllığına kiralandı. Dün akşam saatlerinde İstanbul’a iniş yapan tecrübeli futbolcu, sağlık kontrolünün ardından resmi sözleşme imzalayacak. Denizlispor deplasmanı dönüşünde takıma katılacak olan Nzonzi’nin, fiziksel açıdan hazır durumda olduğu ve gelecek hafta Konyaspor’a karşı forma giyebileceği bildirildi.
Fenerbahçe çok istiyordu
Transferin detayları ise oldukça çarpıcı. İtalyan medyası, Fenerbahçe’nin uzun süredir ilgilendiği Nzonzi’ye, Galatasaray’dan daha yüksek bir maaş teklif etmesine rağmen, Fransız yıldızın Galatasaray’ı tercih ettiğini yazdı. Bu gelişme, İtalyan gazeteciler tarafından, “Galatasaray’dan ezeli rakibi Fenerbahçe’ye müthiş transfer çalımı” olarak yorumlandı.
Galatasaray'ın anlaşma sağladığı Steven Nzonzi İstanbul'da!
Galatasaray'ın transfer görüşmelerine başladığını açıkladığı Steven Nzonzi, İstanbul'a geldi.
Galatasaray'ın yeni transferi Steven Nzonzi, İstanbul'a geldi.
Saat 19.50'de Roma'dan kalkan uçakla saat 00.00'da İstanbul Havalimanı'na gelen Steven Nzonzi'yi sarı kırmızılı kulübün yetkilileri karşıladı.
Nzonzi, uçaktan çıktıktan sonra yetkililer ile birlikte VIP kapısına yönlenerek, havalimanından ayrıldı. Nzonzi'nin sağlık kontrollerinden geçerek resmi imzayı atması bekleniyor.
Galatasaray ile Denizlispor’dan dostluk mesajı
Süper Lig’in ilk haftasında yarın Denizli’de oynanacak Yukatel Denizlispor-Galatasaray maçı öncesi iki kulüp, sosyal medya hesaplarından dostluk mesajları yayımladı.
Süper Lig’in ilk haftasında yarın Denizli’de oynanacak Yukatel Denizlispor-Galatasaray maçı öncesi iki kulüp, sosyal medya hesaplarından dostluk mesajları yayımladı. Denizlispor Kulübü, sarı-kırmızılıların Denizli’ye gelişinin ardından sosyal medya hesabından "Şehrimize hoş geldiniz. Dostluk içinde bir 90 dakika geçmesi dileğiyle." mesajını paylaştı.
Galatasaray Kulübü de bu mesaja "Biz Denizli’ye hoş geldik, siz de Süper Lig’e... Dostça bir mücadele olsun, iyi olan kazansın!" şeklinde yanıt verdi.
Yukatel Denizlispor ile Galatasaray, yarın Süper Lig’de 2019-2020 sezonunun açılış maçında saat 20.30’da karşılaşacak.
Galatasaray Maçı İzle, Justin TV İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium24 İzle

16 Ağustos 2019 Cuma Beşiktaş Haberleri

Nihat Özdemir'den yabancı sınırı ile ilgili flaş sözler: İstiklal Marşı okunmuyor!

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir, çok merak edilen yeni yabancı kuralıyla ilgili çalıştıklarını ifade ederek "Sahadaki yabancı sayısının azalması gerektiğine inanıyorum. Kulüpler, Şenol Güneş ve TFF ortak bir karar vereceğiz" dedi.
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir, Anadolu Ajansı (AA) Spor Masası’na konuk olarak AA Spor Haberleri Yayın Yönetmenliği yöneticilerinin sorularını cevapladı. Yeni Kulüp Lisans Talimatı ile kulüplerin artık eskisi gibi hesapsız işler yapamayacağının altını çizen Özdemir, yabancı sınırı hakkında da görüşlerini aktardı:
Artık TFF olarak bu işin takipçisiyiz ve UEFA’ya fırsat vermeden varsa eğer gerekli cezaları ihtardan başlamak üzere, para cezası, kadro cezası, bırakın bunları, puan silmeye kadar çok önemli cezaların olacağı bir talimatnameyi yayınladık ve uygulamaya başladık. 2 Eylül’de her kulübün harcama yetkisini, harcama limitini çıkaracağız.”

‘İstiklal marşı okunmuyor!’

“Yabancı sayısının mevcut halinde öyle önemli maçlar oldu ki bazı takımlarımız 11 yabancıyla çıktı. Bu Türk spor kamuoyunu rahatsız etti. İstiklal Marşı’mız okunurken, baktığımızda hiçbir Türk’ün olmadığını gördük. Bu bazı yerleri, insanları rahatsız etti, üzdü. Futbolcularımızın yurt dışına gitmesi ve milli takımımızın başarılı performansının bu sistem neticesinde olup olmadığını iyi analizini iyi yapmamız lazım.

‘Her beraber karar vereceğiz’

“Sözleşmede 14 yabancı olsun ama sahada oynayacak yabancı sayısına bir kısıtlama getirmemiz gerektiğine inanıyorum. Ancak federasyonun bir gecede bunun kararını verebilecek bir durumu yok. Kulüpler Birliği Vakfı ve A Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş ile görüşüp konuyla ilgili uygun bir çözüm bulacağız.”

Roma Domagoj Vida'yı transfer etmek istiyor!

İtalyan devi Roma'nın Beşiktaş'ın stoperi Vida'yı transfer listesine aldığı iddia edildi.
Manolas'ı Napoli'ye satan Roma, savunma hattını güçlendirmek için transfer çalışmalarına devam ediyor.
İtalya basınına göre; stoper arayışlarını sürdüren Roma, Juventus'un stoperi Rugani'nin ardından Vida'yı da transfer listesine dahil etti.
Beşiktaş, 2018 yılında Hırvat stoper Domagoj Vida'yı bedelsiz transfer etmişti. Geçtiğimiz sezon 38 resmi karşılaşmada forma giyen Vida, 3 gol atarken 1 de asist yaptı.

Beşiktaş'ta son aday Lucas Piazon

Kanat oyuncusu arayışında daha önce Elyounoussi ve Yevhen Konoplyanka ile temasa geçen siyah-beyazlıların, Chelsea’de oynayan Brezilyalı Lucas Piazon’la da ilgilendiği ortaya çıktı.Transferde beklenen son takviyeleri Süper Lig’in ilk haftasına yetiştiremeyen Beşiktaş’ta, listeye yeni isimler girmeye devam ediyor. Kale, kanat ve forvete oyuncu bakan siyah-beyazlı yönetim, son olarak Chelsea’de oynayan Lucas Piazon’u gündemine aldı.
Brezilya basınında çıkan haberlerde Beşiktaş’ın 25 yaşındaki oyuncuyu makul bir bonservis bedeli karşılığında kadrosuna katmaya çalıştığı savunuldu. Sağ ve sol kanadın yanı sıra ofansif orta saha olarak görev yapabilen yetenekli oyuncunun Chelsea ile sözleşmesi 2020’de bitiyor. Uygun bir bonservisle Piazon’u renklerine bağlamanın hesaplarını yapan siyah-beyazlılar, yaşı nedeniyle de Brezilyalı oyuncuya sıcak bakıyor.
Abdullah Avcı’nın da onay verdiği Piazon için görüşmelerini sürdüren siyah-beyazlı yönetim kurulu, Mohamed Elyounoussi ve Yevhen Konoplyanka seçeneklerini de masada tutuyor. Lens ve Quaresma ile yollarını ayırmayı planlayan yönetim, forvet ve kaleci arayışlarını da devam ettiriyor. Siyah-beyazlıların bir haftada tüm transferleri bitirmeye çalıştığı ifade edildi.

Güven Yalçın: Bana güvenin

Burak’ın sakatlığının ardından forvete henüz bir transfer yapamayan Beşiktaş’ta, Sivasspor maçında ileride Güven Yalçın forma giyecek. Genç futbolcunun, Abdullah Avcı ile yaptığı görüşmede “Hocam bana güvenin. Eğer oynarsam sizin yüzünüzü kara çıkarmam” dediği öğrenildi.
Beşiktaş yarın Sivasspor ile deplasmanda sezonun ilk maçına çıkacak. Geçtiğimiz sezonun flaş golcüsü Burak Yılmaz sakatlığı nedeniyle bu zorlu karşılaşmada forma giyemeyecek. Hedeflediği golcü transferini henüz yapamayan Siyah-Beyazlı takımda, Sivasspor karşılaşmasında forvette genç yıldız Güven Yalçın oynayacak. Teknik direktör Abdullah Avcı da 20 yaşındaki golcü futbolcuya Sivasspor karşısında oldukça güveniyor.

ÖZEL GÖRÜŞME YAPTI

Avusturya'da yapılan hazırlık karşılaşmalarında takımı gol atamayan ve bu nedenle sıkıntı yaşayan Avcı, Güven’i hafta sonundaki maça özel olarak hazırlıyor. Tecrübeli hoca, görüştüğü genç futbolcudan aldığı yanıtla mutlu oldu. Güven’in, bu görüşmede Avcı’ya, “Hocam, bana güvenmenizi istiyorum. Eğer maçta görev alırsam elimden gelenin en iyisini sahaya yansıtacağıma söz veriyorum. Yüzünüzü kara çıkarmam” dediği öğrenildi.

Beşiktaş'ta Yevhen Konoplyanka pazarlığı!

Beşiktaş, Konoplyanka transferinde hem Schalke hem de menajer engellerini aşmaya çalışıyor. Alman kulübünün 4 milyon Euro'luk talebinde indirim bekleyen siyah-beyazlılar, oyuncunun ekstra istekleri karşısında da geri adım atmadı.
Sol kanat arayışlarına devam eden Beşiktaş'ta önceki gün sürpriz bir gelişme yaşandı. Vodafone Park'ta oynanan Süper Kupa finaline menajerler akın etti. Bu isimlerden biri de Yevhen Konoplyanka'nın Türkiye temsilcisi Doğan Ercan'dı. Beşiktaş Futbol Direktörü Ali Naibi ile statta bir araya gelen Ercan, sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğrafla taraftarları heyecanlandırdı.
Transferde ise Beşiktaş katı tutumunu sürdürüyor. 4 milyon Euro isteyen Schalke 04'e bu rakamın yarısını teklif eden siyah-beyazlı yönetim, daha önce Ukraynalı futbolcu ile anlaşmaya varmıştı. Ardından farklı taleplere sinirlenen başkan Fikret Orman resti çekince oyuncu cephesinde de sorunlar giderildi. Şimdi her şey Alman kulübünden gelecek yanıta bağlı...
Teknik direktör Abdullah Avcı'nın ısrarcı olduğu Elyounoussi görüşmelerinde ise sona gelindi. Norveçli oyuncu için Southampton'a 500 bin Euro kiralama ücreti teklif eden siyah-beyazlılar büyük ölçüde anlaşma sağladı. Konoplyanka'da sonuç alınamazsa, Elyounoussi'ye imza attırılması bekleniyor.

Heyecanlandıran beğeni

Konoplyanka siyah-beyazlı takımla ilgili beğenilerine devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde instagramda bir hesabın "Come To Beşiktaş" çağrısına cevap veren Ukraynalı oyuncu, son olarak Süper Kupa öncesi yayınlanan Vodafone Park görüntülerini beğendi. Konoplyanka'nın bu beğenileri taraftarları heyecanlandırdı.

Beşiktaş'ta Wilfried Bony sürprizi!

Beşiktaş’ın listesindeki isimlerden birisi olan Wilfried Bony“, Menajerim İtalya ve Türkiye’den teklifleri değerlendiriyor” dedi. Şartlar uyarsa Bony Siyah-Beyazlı formayı giyebilir.
Kadrosunu bir sol bek, bir sağ bek, bir stoper ve bir de kanat oyuncu alarak güçlendiren siyah-beyazlılar, santrfor arayışlarına ağırlık verdi. Birçok aday ile temasa geçen yönetimin listesindeki isimlerden biri olan Wilfried Bony'den gelen açıklama ise Kartal'ın rotasını yeniden Fildişi Sahilli oyuncuya çevirdi.
30 yaşındaki oyuncunun menajerinin ardından kendisi de Türkiye'den bazı kulüplerle görüştüğünü söyledi. Wilfried Bony BBC'ye yaptığı açıklamada, "Menajerim İtalya ve Türkiye'de bazı kulüplerle konuşuyor. En iyi teklifi bekliyoruz" dedi.
Beşiktaş Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Net Spor

16 Ağustos 2019 Cuma Fenerbahçe Haberleri

Fenerbahçe'de forvete Santander!

Bologna’dan Paraguaylı golcü Federico Santander için temaslar başladı. Geçen sezon 6.5 milyon euroya alınan 28 yaşındaki santrforun, Fener’e kiralık olarak gelebileceği aktarıldı.Savunma bölgesi için çalışmalarını sürdüren Fenerbahçe, bir yandan da gol bölgesi için uğraşıyor. Geleceği tartışılan Michael Frey, net forvet olmayan tecrübesiz Allahyar dışında eldeki tek golcü Vedat Muriqi olarak gözüküyor. Bu sebeple ekonomik şartlar da düşünülerek Bologna’dan Federico Santander gündeme alındı. İtalyan medyasında, geçen sezon 6.5 milyon euroya alınan Paraguaylı forvetin, kiralık olarak ayrılabileceği bilgisi paylaşıldı.

DANİMARKA’DA PATLAMA YAPTI

Bologna, geçtiğimiz sezon 6.5 milyon euroya kadrosuna kattığı Paraguaylı’dan zarar etmek istemiyor. Geçen sezon 32 lig maçında 8 gol attı, 3 asist yaptı. 1.87 boyundaki forvet, 2015’te 3 milyon euroya girdiği Kopenhag kapısından, 2018’de 6.5 milyon euro bedelle çıkışını yaptı. Kopenhag’da çıktığı toplam 48 resmi karşılaşmada 48 kez fi leleri sarstı, 16 kez de gol pası verdi. Santander, fi ziksel olarak da kuvvetli, sakatlık problemi olmayan bir oyuncu.

Fenerbahçe'de forvete Santander!

Bologna’dan Paraguaylı golcü Federico Santander için temaslar başladı. Geçen sezon 6.5 milyon euroya alınan 28 yaşındaki santrforun, Fener’e kiralık olarak gelebileceği aktarıldı.
Savunma bölgesi için çalışmalarını sürdüren Fenerbahçe, bir yandan da gol bölgesi için uğraşıyor. Geleceği tartışılan Michael Frey, net forvet olmayan tecrübesiz Allahyar dışında eldeki tek golcü Vedat Muriqi olarak gözüküyor. Bu sebeple ekonomik şartlar da düşünülerek Bologna’dan Federico Santander gündeme alındı. İtalyan medyasında, geçen sezon 6.5 milyon euroya alınan Paraguaylı forvetin, kiralık olarak ayrılabileceği bilgisi paylaşıldı.

DANİMARKA’DA PATLAMA YAPTI

Bologna, geçtiğimiz sezon 6.5 milyon euroya kadrosuna kattığı Paraguaylı’dan zarar etmek istemiyor. Geçen sezon 32 lig maçında 8 gol attı, 3 asist yaptı. 1.87 boyundaki forvet, 2015’te 3 milyon euroya girdiği Kopenhag kapısından, 2018’de 6.5 milyon euro bedelle çıkışını yaptı. Kopenhag’da çıktığı toplam 48 resmi karşılaşmada 48 kez fi leleri sarstı, 16 kez de gol pası verdi. Santander, fi ziksel olarak da kuvvetli, sakatlık problemi olmayan bir oyuncu.

Fenerbahçe'de transfer çıkmaza girdi!

En az 4 futbolcuyu transfer döneminin sonuna kadar kadroya katacak olan Fenerbahçe, istediği adımları atamıyor.
Ligde pazartesi günü Gazişehir Gaziantep ile ilk maçına çıkacak olan Fenerbahçe transferde arayışlarını sürdürüyor. Zanka’yı stopere dahil eden sarı-lacivertliler, bir savunmacı daha alacak .Aynı zamanda bir sol bek için de arayışlar sürerken orta saha ve forvete de takviye isteniyor.
En az 4 futbolcuyu transfer döneminin sonuna kadar kadroya katacak olan Fenerbahçe, istediği adımları atamıyor. Kolarov, Juan Jesus ve Gustavo transferleri ekonomik engellere takılırken, transfer bir anda rafa kalktı.
Bununla beraber, Roma, Kolarov ve Jesus’u bedava bırakmıyor, ciddi meblağlar istiyor. Gustavo için de Marsilya 6 ila 9 milyon euro arası bir bonservis bekliyor. Sol bekte bir diğer isim Riza Durmisi için de Lazio 4 milyon eurodan aşağı inmiyor.

Fenerbahçe'ye Batshuayi'den kötü haber! O görüşme işleri bozdu

Fenerbahçe’ye Batshuayi’den kötü haber geldi, rota Fransa’ya döndü. Belçikalı golcü, Chelsea'de 3. forvet olarak kalmaya karar verince sarı-lacivertliler PSG forması giyen Kamerunlu Choupo Moting için nabız yoklamaya başladı.
F.Bahçe, hücum bölgesi için yaptığı son girişimden yine olumsuz sonuç aldı. Sarı-lacivertlilerin kiralamak istediği Chelsea'nin golcüsü Batshuayi, takımda kaldı. Lampard ile yaptığı son görüşmede Abraham ve Giroud'un ardından üçüncü forvet olmayı kabul eden Belçikalı golcü, Londra ekibinden ayrılma kararından vazgeçti.
Bu gelişmenin ardından Fenerbahçe gözünü Fransa'ya çevirdi. Paris Saint Germain'in Kamerunlu hücum oyuncusu Maxim Choupo- Moting yeniden sarı-lacivertlilerin gündemine alındı. 30 yaşındaki oyuncunun bedelsiz olarak kiralanması için daha önce PSG'ye teklif sunulmuş ancak Fransızlar net yanıt vermemişti.

SATIN ALMA OPSİYONU OLACAK

Paris Saint Germain, Fenerbahçe'nin teklifini kabul ederse, Choupo-Moting'in maaşı sarı-lacivertliler tarafından ödenecek. Sözleşmeye satın alma opsiyonu da konulacak. Oyuncunun Neymar, Cavani ve Mbappe'nin arkasında yeterince şans bulamadığı için ayrılmak istediği kaydedildi.

Fenerbahçe'ye taze kan! Durmisi her an açıklanabilir!

Fenerbahçe, Rıza Durmisi ile el sıkıştı. Lazio da kiralamayı kabul etti ancak İtalyan kulübü zorunlu satın alma opsiyonu koydurmak istiyor. İki kulüp arasında çok küçük pürüzler kaldı. Transferin açıklanması an meselesi...
Fenerbahçe Lazio'da forma giyen Danimarkalı sol bek Rıza Durmusi transferinde mutlu sona yakın. Sarı lacivertliler 25 yaşındaki Danimarkalı sol bekle anlaşmaya varırken, Lazio ile satın alma opsiyonlu kiralama konusunda görüşmelerini sürdürüyor. Rıza Durmisi'nin ayrılığına onay veren İtalyan kulübü, anlaşmaya zorunlu satın alma opsiyonu koydurmak istiyor.

LAZIO 4 MİLYON EURO İSTİYOR

Fenerbahçe ise satın alma opsiyonunun zorunlu olmasını istemiyor. Lazio'nun satın alma opsiyonunu 4 milyon Euro olarak belirlediği öğrenildi. İtalyan kulübü ile Fenerbahçe arasındaki pazarlıklar devam ediyor.

LAZIO'NUN PLANLAMASINDA YOK

Sarı-lacıvertliler, Rıza Durmusi transferini mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırmak istiyor. 2018-19 sezonunda Serie A'da sadece 10 maçta görev alan Danimarkalı sol beki Lazio yeni sezon kadrosunda düşünmüyor.

HÜCUMCU SOL BEK

Rıza Durmisi, sol bek olmasına rağmen hücuma verdiği katkı üst düzeyde. Çabukluğu ve hırsı ile bir çok soruna çözüm olabilir.
Fenerbahçe Maçı İzle, Futbol Cafe TV, Taraftarium 24 İzle, Canlı Maç İzle

16 Ağustos 2019 Cuma Trabzonspor Haberleri

Daniel Sturridge imzayı atıyor!

Trabzonspor'un annesi ve menajer amcasını Türkiye'ye getirdiği İngiliz golcü Daniel Sturridge'in transferinde son derece hareketli saatler yaşanıyor. Ada basını, adı Fenerbahçe ve Beşiktaş'la da anılan 29 yaşındaki santrforun Bordo Mavililer'e imza atmasının an meselesi olduğunu duyurdu.
Hugo Rodallega'nın takımdan ayrılmasının ardından santrfor arayışlarına geçen Trabzonspor, uzun bir süredir İngiliz golcü Daniel Sturridge'in peşinden koşuyordu. Bordo Mavililer'den aldığı teklifi ilk etapta reddettiği açıklanan 29 yaşındaki santrforun annesi ve manejer amcasının geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye gelmesi transfer iddialarını yeniden alevlendirmişti.
ESPN'in Birleşik Krallık edisyonunda yer alan haberde ise adı Fenerbahçe ve Beşiktaş'la da anılan golcü oyuncunun Trabzonspor'la sözleşme imzalamaya artık çok yakın olduğu ifade edildi. Haberde Fırtına'nın bonservisi elinde olan yıldız isme yıllık 2-3 milyon euro bandında bir maaş ve performans bonusları önerdiği ve transferde sona geldiği belirtildi. Sturridge ailesi, Bordo Mavililer'in dün Sparta Prag'ı UEFA Avrupa Ligi üçüncü ön eleme turunda 2-1 yendiği rövanş maçını da tribünden seyretmişti.

Trabzonspor'un hedefindeki Sturridge'in ailesi Akyazı'da

Transfer gündemindeki bir numaralı isim olan Sturridge’in ailesi dün Akyazı’daydı. Atmosfere hayran kalan Sturridge ailesinin, bugün yönetim ile son detayları görüşeceği öğrenildi.
Fırtına’nın transfer görüşmelerini sürdürdüğü Daniel Sturridge’in annesi Grace Sturridge ile menacerlik haklarını elinde bulunduran amcası Dean Sturridge, Sparta Prag karşılaşmasının özel misafirleri oldu. Dün sabah saatlerinde Trabzon’a gelen ve şehri gezen Sturridge ailesi, daha sonra kritik mücadeleyi Medical Park Stadyumu’nda takip etti.

Büyük oranda anlaşıldı

Hem şehirden hem de stattaki atmosferden oldukça memnun kalan Sturridge ailesi, bugün Bordo-Mavili yönetim ile pazarlık masasına oturacak. Taraflar, daha önceki müzakerelerde mali konularda büyük oranda el sıkışırken, bugün yapılacak görüşmede ufak detayların konuşulacağı belirtildi. Sturridge ailesinin, dün şehri gezerken Trabzon’dan ev baktığı da gelen haberler arasında. Geçen sezon İngiliz devi Liverpool ile Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Sturridge, sezon sonunda serbest kalmıştı.

Sen neymişsin be Sörloth!

Trabzonspor'un Norveçli golcüsü Alexander Sörloth'un Trabzonspor macerasına rüya gibi başladı.Fırtına’nın yeni transferlerinden Norveçli golcü Alexander Sörloth, Trabzonspor macerasına rüya gibi başladı. Bordo-Mavili forma ile ilk karşılaşmasına Sparta Prag ile oynanan ilk maçta çıkan 23 yaşındaki futbolcu, golle taraftara ‘merhaba’ demişti.
Sörloth dün yine Prag’ı boş geçmedi. Mücadeleye ilk 11’de başlayan genç forvet, Trabzonspor’un ilk golünü attı. İki maçta iki gol atan başarılı oyuncu, teknik heyetten de geçer not aldı.

Vaclav Jilek: Abdulkadir Parmak'ı takımımda isterdim

UEFA Avrupa Ligi 3. eleme turu rövanşında Trabzonspor’a 2-1 yenilerek elenen Çekya temsilcisi Sparta Prag’ın teknik direktörü Vaclav Jilek, "Prag’daki maçı iyi bitirseydik rakibin kalitesine rağmen tur atlayan biz olacaktık." dedi. "Trabzonspor’da çok iyi oyuncular var'' diyen Jilek, ''Örneğin Nwakaeme, Abdülkadir Ömür. Ancak kendi takımımda bir oyuncu görmek istesem bu Abdulkadir Parmak olurdu" açıklamasını yaptı.
UEFA Avrupa Ligi 3. eleme turu rövanşında Trabzonspor’a 2-1 yenilerek elenen Çekya temsilcisi Sparta Prag’ın teknik direktörü Vaclav Jilek, "Prag’daki maçı iyi bitirseydik rakibin kalitesine rağmen tur atlayan biz olacaktık." dedi. Maçın ardından açıklamalarda bulunan Jilek, "Erken yediğimiz gol planlarımıza uymadı. Maçın uzun süre golsüz devam etmesini istiyorduk ki bu skor ev sahibi takım üzerinde ciddi baskı yapacaktı. Önde baskıyla başladık, fena da gitmiyorduk ancak basit hatadan ceza sahasına rakibi çok yaklaştırdık. Rakip de kalitesiyle bunu affetmedi. Maçın geneline baktığınızda iyiydik, enerjik oynadık, sahanın genelini iyi kullandık ancak 1-0 erken geriye düşünce 2 gol atmanız gerekiyor geri dönmek için. Moral olarak bizi oldukça etkiledi. Çok basit hatadan gol yedik ancak bu kez hatayı sadece bizde aramamak gerek. Rakip çok başarılı bir oyun kurdu. Kanat oyunuyla içeriye rahat girdiler. Burada artık hatayı stoperde aramamak gerek. Rakibin kalitesi çok iyiydi. İçeri öyle iyi top atıldı ki rakibin bunu gol atmaması içten bile değildi" dedi.

"PRAG'DAKİ MAÇI İYİ BİTİRSEYDİK TURU ATLAYAN BİZ OLACAKTIK"

İki maça bakıldığında iyi oynadıklarını düşündüğünü ifade eden Vaclav Jilek, şöyle devam etti: "Çıkma ihtimalimiz yüksekti ama rakipte çok kaliteli oyuncular var. Bire bir pozisyonlarda da bunu gördünüz. Biz de özellikle hem Prag'da oynadığımız maçın büyük kısmında hem bu maçta zaman zaman çok iyi performans ortaya koyduk. Oyuncularımla gurur duyuyorum ancak turun belirleyicisi Prag'daki maç oldu. Son 10 dakikada iki hatayla birlikte iki gol yemesek en azından sadece bir golle beraber buraya avantajlı skor ile gelsek buradaki maçın skoru çok daha farklı olabilirdi. Dolayısıyla Prag'daki maçı iyi bitirseydik rakibin kalitesine rağmen tur atlayan biz olacaktık."
"TAKIM HALİNDE OYNARLARSA UEFA AVRUPA LİGİ'NDE EPEY İLERLERLER"
İlk maçta Trabzonspor'un hazır olmadığını görmenin mümkün olduğunu kaydeden Jilek, "Henüz oyunları tam oturmamıştı. Geçen seneki performansı ortaya koymadıkları açıktı. Bugün Trabzonspor'u çok daha güçlü, iyi gördük. Bireysel olarak kaliteleri iyi. Bu iki maçta hem bizim hem Trabzonspor'un performansı Avrupa Ligi kalitesindeydi. Çok iyi iki maç çıkardı. Bir sonraki turda rakiplerin performanslarını bilmiyorum. Trabzonspor çok kaliteli oyunculardan kurulu. Eğer takım halinde oynamayı becerebilirlerse Trabzonspor'un UEFA Ligi'nde epey ilerleyebileceklerini düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

"ABDULKADİR PARMAK'I TAKIMIMDA GÖRMEK İSTERDİM"

Jilek, bir basın mensubunun 'Trabzonspor'dan hangi oyuncuyu takımınızda görmek isterdiniz' şeklindeki soruya ise "Trabzonspor'da çok çok iyi oyuncular var. Örneğin Nwakaeme, Abdülkadir Ömür. Ama kendi takımımda bir oyuncu görmek istesem bu Abdulkadir Parmak olurdu" yanıtını verdi.

Ünal Karaman: Sahada dökülen alın teri var!

UEFA Avrupa Ligi 3’üncü ön eleme turunda 2-2’nin rövanşında evinde Sparta Prag’ı 2-1 mağlup ederek play-off turuna yükselen Trabzonspor’da teknik direktör Ünal Karaman, maçı daha erken koparma fırsatlarını bulduklarını ancak her şeye rağmen turu geçtikleri için mutlu olduklarını söyledi.
UEFA Avrupa Ligi 3. eleme turu rövanşında Çekya temsilcisi Sparta Prag’ı 2-1 yenerek play-off turuna yükselen Trabzonspor’un teknik direktörü Ünal Karaman, oyuncularının tur ile birlikte galibiyeti de getirmelerinin taraftarlara bayram hediyesi olduğunu söyledi. Karaman, maçın ardından düzenlenen basın toplantısında, karşılaşmayı daha erken çevirebileceklerini belirterek, "Öncelikle uzaktan yakından gelip maç başından sonuna destekleyip moralimizi güçlü tutma adına en büyük alkışı hak eden taraftarlarımız oldu. İkinci teşekkür de oyuncularıma olsun. Gerçekten ağır bir programdan, yoğun sezon başı çalışmasından çıktılar. İlk maçların böyle önemli havada oynandığı ortam içerisinde hiçbiri kendini geri çekmeyip sonuna kadar mücadele ederek turu getirdiler. Tur ile birlikte galibiyeti de getirmeleri taraftara bayram hediyesi oldu." değerlendirmesinde bulundu.
"Rakibimiz zor, iyi, bizden daha hazır bir ekipti." diyen Karaman, "Gerçekten zaman zaman bizi çok zorladılar ama böyle müsabakalarda küçük dokunuşlarla küçük metre koşularında biraz daha özverili olmamız gerekiyor. Maçı daha erken çevirebilirdik. Her şeye rağmen bir gayret, samimiyet ve sonuna kadar mücadele var. Sahada dökülen alın teri var. Onun karşılığında da alınan tur var. Camiamıza hayırlı olsun." ifadelerini kullandı.

"Penaltı kaçar, sorun yok"

Nwakaeme’nin penaltı kaçırmasına ilişkin bir soru üzerine Karaman, maçlarda çok penaltı kaçırdıklarını kaydederek, şöyle devam etti:
"Olabilir. Saha içinde diğer pozisyonun kaçmasıyla çok farklı algılanacak bir durum değil. Oyuncularımız gole çevirme adına oraya gidiyorlar ama maç sonu ciddi yorgunluk üzerine gelen bir pozisyon. Bir dahaki sefere çok dikkatli oluruz. Antrenmanda yapmış olduğumuz çalışmalarda oldukça başarılı penaltılar atmıştı ama orada üst üste korner pozisyonlarında belki bir yorgunluğu oldu, o yorgunlukla yaptığı vuruştu belki. Rakip kalecinin de başarısı oldu. Asıl olan turun geçilmesiydi. Kaçan penaltı sonrasında atılan bir golün olması, tekrar maçın bırakılmaması, moral motivasyonun anında güçlü bir şekilde oyuncularda yaşanarak sağ bekimizin asistiyle sol bekin attığı gol var. Bunlar bizim için keyifli şeyler."
Karaman, oyuncularının inanılmaz özverisi, coşkusunun bulunduğunu ifade ederek, "Bizim en büyük güvencimiz bu. Umarım her geçen hafta üzerine koyarak gelişen bir oyun karakterini insani karakterlerle örtüştürdüğümüz zaman niyetlerinden şüphe etmeyecek şekilde bizleri en iyi şekilde temsil edecekler. Teşekkür ediyorum. Penaltı kaçar, sorun yok." şeklinde konuştu.

"Daha iyi noktalara getirecek"

Bireysel yetenekleri üzerine oyun kurgusu yaptıklarını ve rakibin yetenekleri üzerine oyun stratejisi belirlediklerini belirten Karaman, şunları söyledi:
"Kadromuzda iki santrforumuz var ve bugün ikisi de sahadaydı. Bu tercih meselesiydi. Oyun planımızı onun üzerine kurduk, genele bakıldığında başarılı oldu diyebiliriz. Rakibin de değerli oyuncuları var. Onlar da turu kazanma adına bir şey yapacaklar. Kendi oyun planımızı daha önceki sene nasıl oynamışsak yine benzer şekilde tuttuk. Girdiğimiz çok net bariz pozisyonlarda ikinci golü bulsak oyunu daha erken koparabilirdik. Bugün bu kadarını yapabildik. En büyük silahımız takım olma yolunda gayret, çabamız. Önümüzdeki haftalarda biraz daha koordinasyonu gelişmiş, güçlenmiş, biraz daha yeni gelen oyuncularla çalışma fırsatı bulmuş ve bu fırsatı takım olma yolunda olumlu kullanma adına çabamız olacak. Bu da ilerleyen haftalarda bizi çok daha iyi noktalara getirecek."
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.12 11:44 Haberfutbol24 12 Ağustos 2019 Pazartesi Spor Haberleri

12 Ağustos 2019 Pazartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'tan transfer atağı! İşte listedeki 4 yıldız!
Siyah-Beyazlılar, Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda kadroya yeni takviyeler yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. İlk etapta hücumhattını güçlendirmeyi planlayan yönetim, forvet için Aboubakar, kanat için de Elyounoussi’nin peşinde! Kaleye de Türk bir isim almak isteyen yönetim, Başakşehirli Volkan Babacan’ı renklerine bağlamak için düğmeye bastı. Beşiktaş, ek olarak Süper Lig ekibi Sivasspor’un genç oyuncusu Emre Kılınç için de nabız yoklamaya başladı.
Yeni sezon öncesinde kadrosunu; Tyler Boyd, Douglas ve Pedro Rebocho’yla güçlendiren Siyah-Beyazlılar, transferde gaza basmaya devam ediyor. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporunun ardından çalışmalara başlayan ve Avusturya kampında yaşanan üst üste sakatlıklar sebebiyle hedef alanını genişleten Beşiktaş yönetimi, son olarak 4 isim üzerine yoğunlaştı. Avcı’nın ısrarla istediği sol stoper transferi için yoğun mesai harcayan Kara Kartal, Burak Yılmaz’ın sakatlığı sonrası forvet, Loris Karius’un da yaklaşık sahalardan 1 ay uzak kalacak olması sebebiyle kaleye de takviye yapacak. Ek olarak Beşiktaş, genç isimler üzerine de çalışmalarını sürdürüyor. İşte Kartal’ın listesi...
1- VINCENT ABOUBAKAR
Siyah-Beyazlı formayı 2016-17 sezonları arasında kiralık olarak giyen Vincent Aboubakar, Burak Yılmaz’ın sakatlığının ardından tekrar Kara Kartal’ın transfer hedefleri arasına girmişti. Kendi kulübünde teknik direktör Sergio Conceiçao’nun kadro alternatifleri arasında yer almayan Kamerunlu futbolcu da geri dönüş için yeşil ışığı yakmıştı. Bu gelişmenin ardından Mavi-Beyazlılar’la oyuncunun menaceri aracılığıyla ilk teması kuran yönetim, ‘7 milyon Euro’luk cevap almıştı. Kulübüyle 2021 yılına kadar sözleşmesi bulunan oyuncuyu ilk etapta kiralık olarak kadrosuna katmak isteyen Beşiktaş’ın, bu cevabın ardından Porto’yu satın alma opsiyonlu kiralama formülüne ikna etmeye çalıştığı belirtildi.
2- MOHAMED ELYOUNOUSSI
Almanya ekibi Schalke’yle yol ayrımında bulunan Ukraynalı kanat oyuncusu Yevhen Konoplyanka için uzun süredir çalışmalarını sürdüren Kara Kartal, yıldız ismin 3 milyon Euro’luk maaş talebinden geri adım atmaması sonrasında bu oyuncuyla yapılan görüşmeleri askıya almıştı. Bu gelişmenin ardından hedefini İngiltere Premier Lig ekibi Southampton’ın Fas asıllı Norveçli kanat oyuncusu Mohamed Elyounoussi olarak belirleyen yönetim, 25 yaşındaki futbolcu için menacerler aracılığıyla sürdürüyor. Siyah- Beyazlılar’ın, yeni haftada Ada ekibiyle resmi olarak görüşmelere başlayacağı ifade edildi. Sevilla ve Celta Vigo’nun radarında bulunan tecrübeli oyuncu, Beşiktaş’a gitmek istiyor.
3- VOLKAN BABACAN
Tolga Zengin’le yollarını ayırmasının ardından yeni bir Türk kaleci arayışlarını sürdüren Siyah-Beyazlılar, Loris Karius’un da sakatlanmasının ardından temaslarını hızlandırdı. Bu doğrultuda ilk hedef olarak Bursaspor’un genç kalecisi Muhammed Şengezer’i belirleyen Beşiktaş’a, bu transferde Başakşehir rakip olarak çıktı. Bu gelişme sonrasında iki kulübün arasındaki iyi ilişkileri kullanma kararı alan yönetimin, Muhammed’in Başakşehir’e transferine engel olmayıp bunun karşılığında Volkan Babacan’ı isteyeceği ifade edildi. İstanbul temsilcisinde Mert Günok’un gölgesinde kalan 31 yaşındaki file bekçisinin de bu transfere olumlu baktığı bildirildi.
4- EMRE KILINÇ
Kara Kartal’da yeni sezon öncesinde transfer çalışmaları tüm hızıyla devam ederken yönetim, yaşlanan kadroyu gençleştirmek için de hamlelerini sürdürüyor. Spor Toto Süper Lig ek iplerinden Sivasspor’un 24 yaşındaki sol kanat oyuncusu Emre Kılıç’ı hedefleri arasına ekleyen Beşiktaş’ın, temaslarını sürdürdüğü ifade edildi. Orta sahada sol kanada ek ol arak orta sahanın merkezinde ve sağ bölgesinde de forma giyebilen genç oyuncu için 500 bin Euro’luk bütçe belirleyen yönetimin, bu hafta içerisinde Sivasspor’la resmi görüşmelere başlaması bekleniyor. Başarılı futbolcunun da kariyerinde böyle önemli bir adım atmaya kendisini hazır hissettiğini yönetime ilettiği kaydedildi.
Beşiktaş'ın gençlerinde hayat var!
Beşiktaş'ın genç oyuncuları, Panathinaikos karşısında sergiledikleri performansla teknik direktör Abdullah Avcı’nın beğenisini kazandı. Tecrübeli çalıştırıcı, gençleri yeni sezonda birçok Süper Lig karşılaşmasında da görevlendirmeyi hedefliyor.
Spor Toto Süper Lig öncesindeki son hazırlık maçına önceki akşam Atatürk Olimpiyat Stadı’nda Panathinaikos karşısında çıkan Siyah-Beyazlılar, rakibiyle 2-2 berabere kalmıştı. Oyunun ilk bölümünde Erdem Seçgin ve Muhayer Oktay’ın golleriyle 2-0 öne geçen ancak ikinci yarıda Christos Donis’in gollerine engel olamayan Beşiktaş, sahadan beraberlikle ayrılsa da gençlerin performansı alkış topladı. Panathinaikos karşısında genç ağırlıklı kadro sahaya süren Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı da oyuncularının genel olarak performansından memnun kaldığı ve birçok genç oyuncuyu yeni sezonda kullanma kararı aldığı kaydedildi.
‘Hayalim gerçek oldu’
Yunanistan temsilcisi karşısında takımın ilk golünü kaydeden Erdem Seçgin, maçın ardından Twitter hesabından açıklamada bulundu. 19 yaşındaki orta saha oyuncusu, “Bu formayı ilk giydiğim günden beri hep taraftarımızın önünde gol attığım günü hayal ettim. Çok şükür bugün en büyük hayalim gerçek oldu. Kuzenim Yiğit’in hastalığını öğrendiğimiz bu tatsız günlerde, bu gol ona savaşma gücü versin, Yiğit’imize şifa getirsin. Benim için en güzel deneyimlerimden birisi oldu. Her şeyiyle çok özel bir akşamdı. Devamının gelmesi için çok çalışmaya devam” sözlerini sarf etti.
Beşiktaş sahasına kavuştu
Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri'ndeki ana idman sahasının zemini yenilendi.
Siyah-Beyazlılar, geçen sezon Vodafone Park ve Nevzat Demir Tesisleri’nde kötü zemin sorunu yaşanmıştı. Hibrit çim uygulamasıyla Türkiye’de fark yaratan ve büyük beğeni alan zemin, geçen sezon başında etkisini kaybetmişti. Yeni sezon öncesi yapılan çalışmalarla Nevzat Demir Tesisleri’ndeki 1 numaralı ana saha, adeta hayran bıraktı. Ortaçizgi.com’un ulaştığı görüntülere göre, Nevzat Demir Tesisleri’ndeki idman sahası, yeni sezon öncesinde ilk günkü haline getirildi.
Beşiktaş'ta kombineler 22 bini aştı
Kara Kartal, Spor Toto Süper Lig’de ilk hafta maçında cumartesi günü Sivasspor deplasmanına gidecek.
Beşiktaş’ın yeni sezon kombine kartlarının satışları ise devam ediyor. Şu ana kadar 22 bin 200 kombine kart satışının yapıldığı öğrenildi. Siyah-Beyazlılar, taraftarı önündeki ilk maçına ise ligin ikinci haftasında 23 Ağustos Cuma günü Göztepe karşısında çıkacak.
Şenol Güneş'ten Abdullah Avcı sözleri!
A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) özel önemli açıklamalarda bulundu. Güneş, "Abdullah Avcı'nın karakter olarak Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum" dedi.
Milli takımda birçok iyi kaleci olduğunu ancak özellikle sol stoper ve sol bekte sayıca az oyuncu olduğunu belirten Şenol Güneş, "Kaleci sayımız çok fazla, bu yüzden en iyi olanları seçmeye çalışıyoruz. Kötüden veya yokluktan seçmektense varlıktan en iyisini seçmek bizim için daha iyi. Zaten bunun sayılabilmesi ve kadroyu 11 yapabilmek çok önemli. 11 - 15 kişi saydıktan sonra rekabet geliyor. Arka taraftan gelen adamın asıl oyuncuyu geçmesi gerekli diye düşünüyorsunuz. Şu anda Mert, Uğurcan, Gökhan, Altay ve Muhammed de milli takımda olan arkadaşlar ve hepsi de iyi. Tecrübeli olan kaleciler de var, çok sıkışırsak onları da alabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her arkadaşımızı burada oynatabiliriz. Yeter ki o başarıyı bize göstersinler. Dolayısıyla kalecide şu anda çok büyük sorun olduğunu düşünmüyorum. Mesela sol bekte ve sol stoperde sayıca az oyuncularımız var. Stoperde iyi arkadaşlarımız var ama sol ayaklı bir stoperimiz yok. Sol bekte ideal anlamda şu anda sayısal bir fazlalığımız da yok. Lige baktığımızda takımlarda da bunu görüyoruz. Onun dışında diğer mevkilerde bir sorunumuz yok ve bu güzel bir şey. Şimdi onu da dizayn etmemiz gerekiyor. Mesela diyelim ki sol ayaklı bir sol stoper ve sol bek eksiğimiz var, bunu genç takımlarla ve kulüplerle diyalog kurarak şimdiden tohumunu atmamız gerekiyor. Bu bir eksikliktir. Geçmişte mesela takımımızda defans oyuncumuz çok vardı, ancak forvet oyuncumuz yoktu. Şimdi forvette de oyuncularımız var ki bunların birçoğunu Avrupa'ya gönderiyoruz. Üretimi biraz planlayarak yapmamız lazım, şansa bırakmamak gerekiyor" dedi.
"AVRUPA'DA EN BÜYÜK SORUMLULUK GALATASARAY'A DÜŞÜYOR"
Avrupa'da bu sezon ülkemizi temsil edecek olan takımlar hakkında da konuşan Güneş, "UEFA Avrupa Ligi'nde Yeni Malatyaspor iyi bir başlangıç yaptı. İlk defa katıldığı bir kupada moral, güven ve tecrübe kazandı. Partizan takımını da eleyebilir, başarılar diliyorum. Trabzonspor da Sparta Prag'ı eleyebilir. Trabzonspor, geçen sene iyi bir kadro oluşturdu. Bu sene de iyi bir başlangıç yapmasını bekliyorum. Değişim var ama çok köklü bir değişim yok. Başakşehir'e de başarılar diliyorum. Olympiakos'la denk bir maç olacağını düşünüyorum. Olympiakos'un tecrübesi var ama Başakşehir de eleme maçlarını birkaç defa oynadı. İnşallah bu sefer geçer. Çünkü bu konuda hep başarısız olduk, genelde elemeye katılan Şampiyonlar Ligi'ndeki takımımız maalesef kaybediyordu. İnşallah bu sefer onlar da katılır ve Galatasaray'la birlikte Şampiyonlar Ligi'nde iki takımımız olur. Beşiktaş da Avrupa Ligi gruplarına direkt katılacak. O da başarılı olacak inşallah, daha rakipleri de belli olacak. Şu anki takımlarımıza baktığımızda Avrupa kupalarında yarışmaya hazırlar. Burada en büyük sorumluluk Galatasaray'a düşüyor, çünkü Şampiyonlar Ligi çok önemli. En üst seviyede bir yarışma yani. Dünya Kupası milli takımlar için neyse, Şampiyonlar Ligi de kulüpler için önemli turnuvalar diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
"ABDULLAH AVCI'NIN BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
Tecrübeli hoca, eski kulübü Beşiktaş'ın yeni hocası Abdullah Avcı'nın yeni kulübünde yabancılık çekmeyeceğini ifade ederek, "Abdullah Avcı ile ligde Beşiktaş'la yarışırken rakip olduk. Ligde son yıllarda çok başarılı bir antrenör, başarılarını kimse inkar edemez. Daha önce İstanbulspor'da kısa süre beraber olduğum bir oyuncuydu. Karakter olarak da Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum. Kulüpteki yöneticileri ve oyuncuları da tanıyor. Dolayısıyla yabancılık çekeceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
"ÖDEME SORUNU AZ OLAN TAKIMLARIN DAHA BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
DHA'ya yaptığı açıklamada, kulüplerdeki başarının anahtarının ekonomik dengeler olduğunu vurgulayan Şenol Güneş, "Kulüpte başarı, aslında ekonomik dengeler olacaktır. Bunu yaşadığım için söylüyorum. Bu yeni bir şey değil. Geldiğim ilk gün de bu sorun vardı, bugün de aynı sorun var. Kulüplerin belirli bir bütçesi olur ve ona göre harcarsınız. Avrupa'daki birinci madde; hiçbir oyuncu ve hiçbir hoca anlaşmanın gereğinden çıkamaz. Bizde ise anlaşmaya hiç uyulmaz. Bu düzeltilmeden futbolun özünü konuşamayız. Yaptığımız işte bir yanlışlık var. Bunu yönetici de hoca da personel de herkes biliyor. Bu çözülmeden olmaz. Mesela futbolcularımız Avrupa'ya, Uzak Doğu'ya gidiyor ve oraların hep tarihinde vardır. Hiçbir oyuncunun 'paramı kulüpten alır mıyım, alamaz mıyım' diye düşünmemesi lazım. Oyuncuyla ya da hocayla anlaştıysanız, o ödeme tarihi de bellidir ve o para gider. O yüzden hep duyuyoruz işte 'ödemeler yapılmadı, kriz var' gibi. Bazen dışarıya yansıyor, bazen de yansımıyor ve bu durum takım dengelerini bozuyor. Takım içi dengeyi de bozuyor. Bir kısmına veriliyor, bir kısmına verilmiyor, bir kısmı ihtarname çekip alıyor. Bu huzur kaçırıyor. Hoca eğer yeniyse bir süre dayanıyor. Sonra hocanın da, yöneticinin de, oyuncunun da fonksiyonu kalmıyor. Sapla saman karışıyor. Onun için ekonomik dengelerin yarışı etkileyeceğini düşünüyorum. Ödeme sorunu az olanların daha başarılı olacağını düşünüyorum, ancak kadroları iyiyse tabii. Diyeceksiniz ki ekonomik olarak iyi oyuncuları alıyorlar çünkü paraları var ama paraları öderlerse başarı gelir. Ödemezlerse o kendilerine problem olur" diye konuştu.
"BEŞİKTAŞ ŞAMPİYONLUK YARIŞININ DA DOĞAL ADAYIDIR, İSİMLERİ YETER"
Süper Lig'deki büyük takımların gelecek sezondaki durumları hakkında yorumlar yapan Güneş, şunları kaydetti:
"Ligin heyecanı ve kalitesi için maçları görmek lazım. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne hazırlandığı için daha farklı transferler yapıyor. Fenerbahçe eksikleri itibarıyla transferler yapıyor. Beşiktaş da aynı şekilde. Trabzonspor'un da iyi bir kadrosu var. Yusuf'u kaybetmesine rağmen yeni oyuncular aldı. Gördüğüm kadarıyla şampiyonluk yarışında olabileceğini hissettirmek istiyor. Beşiktaş zaten göreve geldiğim ilk gün de söyledim, her büyük takımda olduğu gibi onlar da şampiyonluk yarışının da doğal adayıdır, isimleri yeter. Başakşehir de şampiyonluğu zorlayacaktır."
"TRABZONSPOR'DA 'KENDİM BURADAN GİDEYİM' DEMEDİM, GİTMEK ZORUNDA KALDIM"
Şu an teknik direktörlük kariyerine yeni başlayan bir antrenör olsa, Avrupa'ya giderek kariyerini sürdürmek istediğini belirten Şenol Güneş, "Bu işe yeni başlasam Avrupa'ya gidip başarılı olurum diye düşünüyorum ama işin sonuna geldik. Futbolculuğu da kalecilik dönemimde geç devreye soktum. Genç takımlarda olmadan A Milli Takıma geldim. Aynı şekilde antrenörlük olarak da son dönemlerimde bir çizgi yakaladım. 2002'de Dünya Kupası'ndan sonra gidebilirdim. Ancak çalıştığım ve yaptığım iş itibarıyla hep bir kulüpte kalma imkanım oldu, o da en çok Trabzonspor oldu. Ben Trabzonspor'dan dışarıya pek gitmedim. Gitmek zorunda kaldım. Trabzonspor'dan ayrılışım hep öyle oldu, ben kendim buradan gideyim demedim. Oyuncuyken de ben Trabzonspor'dan ayrılmadım. Antrenörken ayrılmak zorundasınız çünkü tek adamsınız ve başarısız olarak göründüğünüzde sizi istemediklerinde gideceksiniz. Öyle ayrılıklarım oldu. Bir tek yurt dışına Güney Kore'ye gittim. Uzak olmasını istedim çünkü Türkiye'de o günkü koşullar altında kaldığımda hem kendime, hem de bulunduğum ortama zarar vereceğimi düşündüm. Bu yüzden uzağa gittim. Avrupa farklı bir dünya, ona hazırlanmanız lazım. Yeni arkadaşların da ona göre hazırlanmaları gerekir, aynı oyuncular gibi. Eğer onlara hazırlanmazsanız benim gibi geç kalırsınız. Çünkü onlar da sizi alırlarken kendilerine göre hesap yapacak ve belirli bir beklentileri olacak. Yeni bir antrenör çıkarmak istiyorsak ligde çalışan antrenörlerimizin Avrupa'da çalışacak tarzda hazırlanmaları lazım. Bizim zamanımızda şartlar çok kısıtlıydı ve böyle bir hazırlanma imkanımız yoktu. Kendi koşullarımızla büyümeye çalıştık. Bugün ise kendinizi uluslararası olarak hazırlıyorsunuz. Dünya çapında düşünürsek zaten en önemli Avrupa ve orayı düşünmeliler. Orada çalışan antrenör de her yerde çalışabilir" açıklamasında bulundu.
Beşiktaş’ın yeni transferi Pedro Rebocho İstanbul'da
Beşiktaş'ın Fransa'nın Guingamp takımında kadrosuna kattığı yeni transfer Pedro Rebocho, İstanbul'a geldi. Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
İlk kez FANATİK’in duyurduğu Beşiktaş’ın yeni sol beki Rebocho akşam saatlerinde İstanbul’a geldi. Portekiz'in Lizbon kentinden kalkan uçakla saat 22.20'de İstanbul Havalimanı'na ulaşan Pedro Rebocho'yu siyah beyazlı kulübün yetkilileri karşıladı. Fransız ekibi Guingamp'dan satın alma opsiyonlu bir yıllık kiralık olarak kadroya katılan sol bek oyuncusu Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
24 yaşındaki oyuncuyu Marsilya’nın elinden kapmayı başaran Siyah-Beyazlılar’ın, Portekizli futbolcuyu hemen takımla çalışmalara başlatacağı öğrenildi.
Beşiktaş Maçı Canlı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin Tv, Şifresiz Maç İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Fenerbahçe Haberleri

Berke Özer: Güçlü döneceğim

Fenerbahçe’den kiralık olarak Westerlo’nun yolunu tutan Berke Özer, “Kimseye asla bir kırgınlığım olamaz. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu. Bu sene oynamam gerekiyordu. Hem Avrupa’yı tecrübe etmek hem de kendimi geliştirmek için burayı seçtim. Çok daha güçlü döneceğim” dedi.
"Fenerbahçe’nin önce taraftarı, sonrada futbolcusuyum. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu malesef. Bu sezon daha geriye gitmemek için oynayacabileceğim bir takım seçmem gerekiyordu, ben de öyle yaptım. Hem de bana göre en doğru seçimi yaptım. Çünkü Avrupa’da oynamak her zaman hayalimdi. Westerlo’da bu tecrübeyi yaşama fırsatı buldum. Mümkün olduğunca fazla forma şansı bulmak ve Fenerbahçe’ye daha güçlü dönmek istiyorum. İki maçımızı geride bıraktık ve şansı buldum. Fenerbahçe’ye yeni sezon için başarılar diliyorum. Seneye şampiyon bir takıma döneceğimden şüphem yok.”

‘Altınordu sayesinde...’

“Belçika’ya uyum sağlamak hiç de zor olmadı. Aksine çok çabuk adapte oldum. Çünkü dil problemim yok. Altınordu her oyuncusunu Avrupa’yı düşünerek hazırlıyor. Saha içi kadar saha dışı donanımı da kazanmamızı sağlıyor. Buraya gelince dolayısıyla yaptığımız bu çalışmaların deneyimini daha iyi anlıyoruz.”

Ferdi Kadıoğlu göze girdi!

Fenerbahçe'de süre alamadığı için ayrılmak isteyen Ferdi Kadıoğlu, daha sonra oynadığı maçlarda başarılı bir performans sergileyerek teknik ekibin gözüne girdi.
Genç futbolcu, ilk hazırlık maçlarında süre alamamıştı. Bu nedenle sosyal medyadaki Fenerbahçe fotoğraflarını silip, ayrılmak istedi. Audi Cup’la birlikte forma şansı bulmaya başlayan Ferdi Kadıoğlu son olarak Sivasspor karşısında da başarılı bir performans sergiledi. Maça 11’de başlayan 19 yaşındaki oyuncunun ikinci yarının başına oyundan alınması, taraftarın tepkisini çekti.

Victor Moses hayal kırıklığı!

Geçtiğimiz sezona iyi başlayan Victor Moses bu sezon takımla birlikte kampın tamamında yer alsa da beklenen performansı gösteremedi.
Nijeryalı futbolcu, geçtiğimiz sezon ocak ayında geldiği Fenerbahçe’ye güzel bir başlangıç yaptı. Ancak haftalar geçtikçe formu düştü. Victor Moses, kampın tamamında takımla çalışmasına rağmen bir türlü form tutamadı. Sivasspor karşısında 71 dakika sahada kalan 28 yaşındaki futbolcu, Kruse’ye asist yapsa da Fenerbahçe’nin en etkisiz oyuncularından biri oldu.

Alper Potuk sabır taşırdı

Taraftarlar, bir türlü beklentileri karşılayamayan Alper Potuk’un sürekli şans bulması nedeniyle kızgın.
Alper’in Real Madrid maçında kaptan olarak sahaya çıkması, tribünlerde Ersun Yanal arasındaki iplerin gerilmesine neden olmuştu. Kadıköy’deki Cagliari maçında yoğun protestoya maruz kalan 28 yaşındaki oyuncunun Sivas karşısında da oynaması, sosyal medyada eleştiri konusu oldu.

Khedira'nın derdi başka!

Sami Khedira, ilk görüşmede Fenerbahçe’yi reddetti. Tecrübeli orta saha oyuncusu, Juventus’un sözleşmesini feshetmesini istiyor. Bu sayede hem 4 milyon Euro kazanacak hem de Arsenal’e imza atabilecek.
Fenerbahçe, Alman yıldız için Juventus ile temas kurdu. İtalyan ekibi, Khedira konusunda her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduğunu belirtip, oyuncuyla görüşmeye izin verdi. Ancak İtalyan basınına göre 32 yaşındaki futbolcu, gelen tüm teklifleri geri çevirdi. Khedira’nın bu tavrı, Juventus Yönetimi’ni kızdırdı. Tunus asıllı oyuncunun, İtalyan ekibinden tazminatı vererek sözleşmeyi feshetmelerini istediği kaydedildi. Khedira bu sayede bir taşla iki kuş vuracak.

Juventus soğuk bakıyor

Hem Juventus’tan 1 senelik maaşı olan 4 milyon Euro’yu alabilecek. Hem de sadece serbest olan oyuncuların transferine izin verilen Premier Lig’de, Arsenal ile anlaşabilecek. İtalyan devi ise tazminat vermemek adına utbolcusunu gerekirse hiç bonservis almadan başka bir kulübe satmak istiyor. Ancak şimdilik Khedira, talebinde geri adım atacak gibi görünmüyor.
Fenerbahçe Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Galatasaray Haberleri

Feghouli'ye İtalya dönüşü operasyon!

Galatasaray'ın Cezayirli futbolcusu Feghouli, Fiorentina ile oynanan maç sonrasında İstanbul'da böbreklerinden ameliyat oldu.
alatasaray'da Fatih Terim'den sonra bir isim daha ameliyat edildi. Sarı kırmızılıların Cezayirli futbolcusu Sofiane Feghouli, İstanbul'a dönüş sırasında yaşadığı böbrek sancısı sonrasında, takımın sponsor hastanesinde bıçak altına yattı.
Kulübün resmi internet sitesinden Feghouli'nin durumu ile ilgili şu açıklama yapıldı:
Floransa dönüşü uçakta renal kolik (böbrek sancısı) şikayeti olan oyuncumuz Sofiane Feghouli sponsor hastanemiz Liv Hospital Üroloji kliniğinde Prof. Dr. Orhan Tanrıverdi başkanlığında endoskopik üreter taşı çıkarılması ameliyatı geçirmiştir.
Oyuncumuzun sağlık durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Galatasaray Kostas Mitroglou'nun maaşından kurtuluyor!

Galatasaray'ın geçen sezon devre arasında Marsilya'dan 1,5 sezonluğuna kiraladığı ancak bir türlü istenilen seviyeye ulaşamayan Kostas Mitroglou'dan iyi haber geldi.
Özellikle Fransa'dan talipleri olan ayrıca İtalya'dan Lecce ve İspanya'dan da Getafe'nin transferi için uğraştığı 31 yaşındaki Yunan forvet için Nantes bir adım öne geçti.
Galatasaray'la transfer konusunda anlaşan Fransızların, başarılı golcünün maaşının tamamını, yani 2,7 milyon euroyu ödemeyi kabul ettiği öğrenildi.
Böylece Galatasaray'ın maaş yükünde nefes alacağı bir boşluk oluşacak. Bilindiği üzere Mitroglu Marsilya'nın sözleşmeli oyuncusu ancak Galatasaray'la olan kiralık sözleşmesi de 2020 yılı haziran ayına kadar. Dolayısıyla Nantes'ın Sarı Kırmızılılar'ı ikna etmesi gerekiyor. Mitroglou'nun Marsilya'yla olan sözleşmesi ise 2021 yılı haziran ayında bitiyor.
Tecrübeli golcü geçen sezon ocak ayında kadroya katılmış ancak performansı beklentilerin çok ötesinde kalmıştı. 7 lig maçında 1 gol, 1 asistle oynayan oyuncu Akhisar maçında uzatma dakikalarında attığı gol ile takıma galibiyeti getirmiş ve şampiyonluk yolunda önemli katkı sağlamıştı.

Galatasaray'da Fatih Terim ameliyat oldu!

Galatasaray, teknik direktör Fatih Terim'in bel fıtığı ameliyatı olduğunu açıkladı.

Galatasaray'dan yapılan açıklama şu şekilde:

Teknik Direktörümüz Sayın Fatih Terim, bir süredir belinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle takımımızın İstanbul’a varışıyla sponsor hastanemiz Liv Hospital Beyin Cerrahisi kliniğine getirilmiş ve Prof. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu başkanlığında başarılı bir bel fıtığı ve dar kanal ameliyatı geçirmiştir.
Hocamızın durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Bir bomba da orta sahaya: Fred

Falcao’nun ardından artık gözler tamamen ön libero transferine çevrildi. İngiliz basını, Manchester City’nin yıldızı Fred’in kiralık olarak Galatasaray’a transfer olabileceğini yazdı.
3 kupalı şampiyon Galatasaray, Devler Ligi kadrosunun son halkalarını tamamlıyor. Avrupa’nın en iyi golcülerinden Falcao’yu bitiren Sarı Kırmızılılar’da, şimdi sıra orta sahaya geldi. Seri’nin yanına en az onun kadar kaliteli bir transfer yapmayı hedefleyen Cim Bom’un gündeminde önemli isimler bulunuyor. Bunlardan biri de Fred. Manchester United’ın 26 yaşındaki Brezilyalı yıldızı, 2018 yılında Shakhtar Donetsk’ten 59 milyon Euro bonservis bedeliyle İngiltere’nin yolunu tutmuştu. Fakat Fred için Ada macerası pek de iyi geçmiyor.

Seri ile müthiş ikili

The Sun Gazetesi, Galatasaray’ın kiralık olarak Fred’i istediğini ve oyuncunun da Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle bu teklife soğuk bakmadığını yazdı. Bu transferin gerçekleşmesi halinde Cim Bom, Fred-Seri ikilisiyle rakiplerine karşı iyice psikolojik üstünlük kurmuş olacak.

Emre Mor: Daha iyi oynamalıydık

Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Çok zorlu bir maçı geride bıraktıklarını dile getiren Emre Mor, "Herkesin bildiği gibi çok sıcak. Fakat evet güzel bir maç çıkarttım. Tabii ki daha iyi oynamalıydık. Biz bugün gösterdiğimizden daha iyi bir takımız. Fakat hava çok sıcaktı. Zemin çok zorluydu" dedi.
Galatasaray Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV
12 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Niasse'de kıran kırana pazarlık!

Alexander Sörloth’un ardından kadrosunu bir santrforla daha güçlendirmek isteyen Trabzonspor’da en büyük hedef Oumar Niasse...
Everton, Senegalli oyuncu için kapıyı 5 milyon Euro’dan açarken, Fırtına kıran kırana pazarlıklara başladı. 29 yaşındaki oyuncunun transfere sıcak bakması, görüşmelerde Trabzonspor’un elini güçlendiriyor.

Trabzonspor'da bilet çılgınlığı: Vallahi Billahi bilet kalmadı!

Bordo-Mavili taraftarlar, perşembe günü Sparta Prag ile oynanacak rövanş maçında da Akyazı’yı cehenneme çevirecek. 40 bin bilet kısa süre içerisinde tükenirken, Trabzon’da bulunan Passolig gişesine ‘Vallahi de billahi de yok, yemin ederiz biletler bitti” şeklinde yazı asıldı.
Bordo-Mavili taraftarlar sezonu müthiş açacak... Geçen yıl hiçbir maçta Fırtına’yı yalnız bırakmayan, yağmur çamur demeden hem Akyazı’ya hem de deplasmanlara giden Fırtınalı futbolseverler, Trabzon’daki yeni sezonun ilk resmi karşılaşmasında da Medical Park Stadyumu’nu tamamen dolduracak. UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde perşembe günü 2- 2’nin rövanşında Çek ekibi Sparta Prag ile kozlarını paylaşacak olan Karadeniz ekibinde taraftarlar, stadyumu rakip için adeta bir cehenneme çevirecek. Tam 40 bin kişinin tribünde olacağı karşılaşmada yer yerinden oynayacak, müthiş bir atmosfer oluşturulacak.

‘VIP bile bitti’

Trabzonsporlu futbolseverlerin kritik karşılaşmaya gösterdiği yoğun ilgiden Passolig gişesi de nasibini aldı. Tüm koltukların tükenmesi nedeniyle internet üzerinden bilet alamayan taraftarlar, soluğu Passolig gişesinin önünde aldı. Burada yetkililer de yüzlerce kişiye aynı derdi anlatmaktan bıktı ve cama biletlerin tükendiğine dair bir yazı astı. O yazıda, “Bir tane bile kalmadı, evet 4 saatte bitti. VIP bile bitti, vallahi de billahi de yok, yemin ederiz bitti” ifadeleri yer aldı.

Trabzonspor taraftarları Yusuf Yazıcı'yı ilk maçında yalnız bırakmadı

Trabzonspor'dan Fransa Ligue 1 ekiplerinden Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'yı Trabzonspor taraftarları ilk maçında yalnız bırakmadı.
Fransa Ligue 1'in ilk haftasında Mehmet Zeki Çelik ve Yusuf Yazıcı'nın formasını giydiği Lille, sahasında Nantes'i konuk ediyor. Mücadeleye Zeki Çelik ilk 11'de çıkarken, Yusuf Yazıcı ise karşılaşmaya yedek kulübesinde başladı.
Lille'nin Nantes'i konuk ettiği karşılaşmada Trabzonspor taraftarları da Yusuf Yazıcı'ya destek olmak için stadyumdaki yerlerini aldı. Lille kulübünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Trabzonspor formalı bir grup taraftarın fotoğrafı yer alırken, fotoğrafın altına "Yusuf Yazıcı, tribünlerde hoş bir karşılaşma ile ağırlandı" notu düşüldü.

Oumar Niasse harekatı

Gelecek sezon öncesinde son bir santrfor daha almayı hedefleyen Fırtına, Everton’da istediği şansı bulamayan Oumar Niasse bir kez daha ile görüşecek. Başkan Ağaoğlu ve kurmayları hafta içerisinde resmi temaslara başlayacak.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Crystal Palace’den Alexander Sörloth’u kiralık olarak kadrosuna katan Bordo- Mavililer, forvet için yeniden harekete geçiyor...
Daha önce İngiltere Premier Lig ekiplerinden Everton’da forma giyen ancak istediği şansı bulamayan Oumar Niasse için Fırtına resmi temaslara başlayacak. Teknik direktör Ünal Karaman’ın da kadrosunda görmeyi çok istediği Senegalli santrfor için Trabzonspor Yönetimi, bir kez daha düğmeye basacak.

Bonservisini istiyorlar

Ahmet Ağaoğlu ve kurmaylarının önümüzdeki günlerde İngiltere’ye uçması bekleniyor. Karadeniz ekibinin hedefi daha önce ülkemizde Akhisarspor forması giyen 29 yaşındaki futbolcuyu bonservisiyle kadrosuna katmak. Böylece Bordo-Mavililer, Niasse transferiyle hücum hattındaki seçeneklerini en üst seviyeye çekmek istiyor. Geçen sezon 20 maça çıkan Niasse, gol sevinci yaşayamamıştı.

Fırtına’dan müthiş seri

Karadeniz ekibi, 26 Şubat’ta Türkiye Kupası çeyrek finalinde Ümraniyespor’a boyun eğdi. Bordo-Mavililer, bu tarihten beri yenilgi yüzü görmedi.
2018-19 sezonunda ligde oynadığı son 11 maçında 8 galibiyet ve 3 beraberlik alan Trabzonspor, daha sonra yeni sezon hazırlıkları kapsamında Avusturya’da oynanan 4 hazırlık maçından da beraberlikle ayrıldı. Fırtına, son olarak Avrupa Ligi Eleme maçında Sparta Prag ile 2-2 berabere kaldı ve yenilmezlik serisini 16 maça çıkardı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


KANAL ANKARA- İMRAHOR MİLLET BAHÇESİ SON DURUM Discord Hareketli Özel Durum Yapma - Ücretsiz Antrenman için kurusıkı aldım (instagram hikayeleri) BÖLÜM 1 BU YILIN EN ÇOK İZLENEN VİRAL VİDEOLARINA TEPKİ! - 2020 ... Kekemelik Özel Hangouts Canlı Yayını - Konuk: Canten KAYA Çok konuşuyorum, Geveze miyim? HER KIZIN BİLDİĞİ 28 ÇOK TUHAF DURUM - YouTube Gülen Kaka emojisinin kullanıldığı 15 özel durum SEVGİLİLER GÜNÜNE ÖZEL... 30 ABONEYE ÖZEL TEŞEKKÜR VİDEOSU

(PDF) Durum Çalışması - ResearchGate

  1. KANAL ANKARA- İMRAHOR MİLLET BAHÇESİ SON DURUM
  2. Discord Hareketli Özel Durum Yapma - Ücretsiz
  3. Antrenman için kurusıkı aldım (instagram hikayeleri) BÖLÜM 1
  4. BU YILIN EN ÇOK İZLENEN VİRAL VİDEOLARINA TEPKİ! - 2020 ...
  5. Kekemelik Özel Hangouts Canlı Yayını - Konuk: Canten KAYA
  6. Çok konuşuyorum, Geveze miyim?
  7. HER KIZIN BİLDİĞİ 28 ÇOK TUHAF DURUM - YouTube
  8. Gülen Kaka emojisinin kullanıldığı 15 özel durum
  9. SEVGİLİLER GÜNÜNE ÖZEL...
  10. 30 ABONEYE ÖZEL TEŞEKKÜR VİDEOSU

Her kızın başına gelen komik durumlar Utanç verici durumlarda kalmak hepimizin yaşadığı bir şeydir. Mesela, yeni elbisenizi giyip ortalıkta salınırsınız ama ... Arkadaşlar Bu Cumartesi 12.11.2016 de Saat 21:00 de çok özel bir konukla youtube üzerinden roportaj yapacağız. Bu yayınımıza Canten Kaya bey katılacak. Kendi... Pcp tüfeği almak için 2 tabancamı satmıştım. Ve pcp tüfeği de satınca elimde silah namına hiçbirşey kalmamıştı. Ve bu durum benim gibi birisi için çile gibiydi. Herkese selamlar bu videoda sizlere discord'da hareketli özel durum yapmayı gösterdim , bunu para ile çok fazla satan olduğu için kendi dosyalarımdan verdim ve sizlere ücretsiz bir ... Adamın çevresinde çok konuşan birisi yada birileri vardı. Kendisi muhtemelen nezaket sahibi bir büyüğümüzdü kibarlığından “Kafa lan bu, sabahtan beri vır vır vır, yeter be ... 2019 yılı bitiyor, 2020'ye giriyoruz. Bu bölümde 2019 yılında tüm Dünya'da en fazla izlenen viral videolara Tepki verdik. Arkadaşlarımıza Yılbaşı Milli Piyan... Son zamanların en popüler emojilerinden birisi olan 'Gülen Kaka' emojisinin kullanım alanları oldukça kısıtlı. Fakat öyle anlar geliyorki bu emoji bizim için... Ankara ,nüfusu hızla artan kentlerden birisi. Bu dinamik nüfus artışı, gayrimenkul geliştiricilerinin gözünden kaçmadı. Hızlı bir yapılaşma evresinden geçen şehirde pek çok şey ... 30 ABONEYE ÖZEL TEŞEKKÜR VİDEOSU Dufen TV. ... Daha dün instagram'dan birisi yazdı 25 tl'ye kanalını bana satar mısın? ... ya da kanal hacklenmiştir. İlginiz için çok teşekkür ederim. SEVGİLİLER GÜNÜ İÇİN YAPILACAK EN GÜZEL ŞEYLERDEN BİRİSİ SEVGİLİNLE DÜET YAPMAKTIR...BENDE AŞKIM HER ŞEYİM AYSUN İLE ÇOK DEĞERLİ AĞBİM KAYAHAN'IN 'SENİNLE HERŞEYE VARIM ...